
SELMA AKKAYA PARİS
Fransa'da kapitalizmin liberal sağ yüzü aşırı sağ yüzüne fark atarak yüzde 65.5 ile cumhurbaşkanı oldu. Bir önceki seçimlerde yüzde 24 oy alan Macron'u yüzde 41 oranında gönüllü olmayıp da sırf Le Pen'i engellemek isteyenler iktidara taşıdı. Böylelikle üç yıl öncesine kadar siyaset arenasında adı bile geçmeyen Emmanuel Macron önümüzdeki 5 yıl Fransa’yı yönetecek.
Fransa'da Pazar günü yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin birinci turunda yüzde 24 oy alan Emmanuel Macron karşısında Marine Le Pen bulunuyordu. Sağ ve muhafazakar sağın Le Pen karşıtı oy kullanması Macron'u iktidara taşıdı. Birinci turda yüzde 21 üzerinde oy alan Le Pen'in aldığı yüzde 34 oy oranına bakıldığında ise seçimin ikinci turunun asıl galibi Marine Le Pen.
Sol sandığa gitmedi
Ancak seçmenin yüzde 25.8’inin sandığa gitmemesiyle son 50 yılın en düşük katılım düzeyinde kaldı. Bu durum solcuların ve sistem karşıtlarının “neoliberal bankerle faşist arasında tercih yapmaktansa” seçimi boykot etmeleri olarak değerlendirildi. Boş oyların oranının yüzde 8.4, geçersiz oyların 3.6’yı bulması da sandık protestosu olarak yorumlandı.
Macron’un ilk sözleri
Macron seçim sonuçlarının açıklanması ardından zaferini kutlamak için Paris'te Louvre Müzesi'nde zafer konuşması yaptı. Taraftarlarının coşkusu arasında sahneye çıkan Macron, "Güveniniz ve bana duyduğunuz destek için tüm içtenliğim ve kalbimle teşekkür ediyorum. Bu onurla hareket edeceğim" diye konuştu. Fransa tarihinde yeni bir sayfa açıldığını, Fransızların “kızgınlık, endişe ve şüphelerinin” farkında olduğunu söyleyen Macron, Fransa’ya zarar veren bölünmüşlüklerle mücadele ve Avrupa ile yurttaşları arasındaki ilişkileri yeniden inşa edeceğini ifade etti.
Le Pen: Emsalsiz başarı
Macron zafer konuşmasını yapıp Fransız halkına teşekkür ettiği saatlerde Le Pen ise başarısını "emsalsiz" olarak değerlendirdi. "Ulusal Cephe bugün elde edilen tarihi fırsatı değerlendirmek ve Fransız halkının beklentilerine yanıt vermek için kendisini yenilemelidir" diyen Le Pen, seçmenlere "hareketimizin bu derinlemesine dönüşümünü başlatıp yeni bir siyasi güce dönüştüreceğim" sözünü verdi.
Seçim kampanyası boyunca Macron AB ve NATO üyeliğini güçlendirme vurgusu yaparken, programının ana ekseninde ekonomi politikalarında ciddi değişimlerin olacağının altını çizdi.
Haziran’da genel seçim
Geleneksel Fransa siyasi çizgisinin dışında bir ilk olarak Macron artık Cumhurbaşkanı. Ama filmin asıl bölümü Haziran ayında gerçekleşecek iki turlu milletvekili seçimlerinde.
Mevcut oy dağılım oranına bakıldığında Marine Le Pen Haziran seçimlerinde Fransa'nın özellikle kıyı şeridi ve kuzeyinde seçimin birinci turunda ipi önde göğüsleyecek. Sol, liberal ve muhafazakar sağ yine Le Pen karşısında ikinci durumda olan milletvekili adayları için uzlaşarak Le Pen'le mücadele etmeye çalışacak.
2012 seçimlerinde sadece 2 milletvekili bulunan Le Pen'in bu kez sandalye sayısını tüm baraj ve sondajlara karşı büyüteceği açık.
Hollande ve Le Pen etkisi
Macron’un ise ilk turda aldığı yüzde 24 oranında oyunu koruması durumunda nasıl bir hükümet kuracağı merak konusu. Fransa'da kabine de görev almak için mutlak milletvekili olma şartı bulunmuyor. Macron'un kendisi de bu şekilde Cumhurbaşkanlığı sarayına yürüyen yolda ortaya çıkmıştı. Hükümet ittifakları, kabine, hangi parti meclise kaç sandalye ile girebilecek bütün bu soruların yanıtları Haziran ortasında netleşecek ama Fransa siyasi tarihinde Macron'u iktidara taşıyan Fransa'da toplumsal kredisi bitmiş olan Hollande oldu. Meclis dışından bakanlık görevine Macron'u taşıyan Hollande Macron'u yaratırken, Fransızların Le Pen korkusu da onu cumhurbaşkanı yaptı!
Macron’un Haziran’dan sonra orta-sağ ve orta-solu birleştiren bir koalisyon hükümeti kurması bekleniyor.
Nasıl yol izleyecek?
Macron, artık Cumhurbaşkanı ve peki bundan sonra Fransa dış siyasetinde nasıl bir yol izleyecek? AB politikaları konusunda net söylemleri olan Macron; Suriye, Türkiye asıl olarak Ortadoğu konusunda çok net ifadeler kullanmaktan kaçındı.
Avrupa konusunda Yeşiller’den Daniel Cohn-Bendit ile çalışan Macron'un bir diğer çalışma arkadaşı Sylvie Goulard. Her iki isim Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye'nin AB'ye dahil edilmesinden yanalar. Macron'un akıl hocalığını yapan bu iki isimle hareket etmesi beklenirken Macron için Türkiye ile ilişkilerde en önemli dosya AB değil Suriye olacak. Bu konuda Hollande’nın Türkiye konusunda başlattığı siyaseti devam ettirmesi bekleniyor.
Kürt siyaseti değişmiyor
Macron’un Kürt politikası konusunda da benzer bir yol izlemesi muhtemel. Rojava ve Güney Kürdistan politikası, Barzani ve Türkiye gözetilerek tıpkı Hollande siyaseti izlenecek.
Emmanuel Macron, Türkiye’nin AB üyeliği için gerekli koşulların oluşmadığını, Türkiye’de son zamanlarda yaşananların da “bu yönde olumlu bir gelişme olmadığını” söylese de Türkiye ile ilişkilerin sürdürülmesinden yana. Macron, Türkiye’yi, Suudi Arabistan ve İran’la birlikte yeni güçler olarak tanımladı. “Uluslararası planda istikrar ve Fransa’nın çıkarları öyle gerektirdiği için otoriter rejimlerden oluşan bu ülkelerle diyaloğun şart olduğunu” belirten Macron, "Rusya, Türkiye, Ortadoğu ve Körfez ülkeleriyle Fransa’nın çıkarları ve uluslararası hukuku gözeten ve temel hak ve özgürlükler ve insan haklarını da dikkate alan bir diyalog” istiyor.
Diğer taraftan Macron, "Eğer Beşar Esad hükümetinin kimyasal silah kullandığı kanıtlanırsa Birleşmiş Milletler'in yetki verdiği bir uluslararası askeri güç müdahalede bulunmalı" İfadelerini kullanmıştı. Bütün bu açıklamalara bakıldığında Fransa dış siyasetinde mevcut durumdan çok farklı bir kulvara girilmeyeceğini söylenebilir. n HABER MERKEZİ
Bankerlerin, neoliberallerin prensi
Macron, üniversitede felsefe eğitimi aldı, 1999’da ünlü filozof Paul Ricoeur’a asistanlık yaptı, kamu yönetiminde lisansüstünün ardından maliye müfettişliğine geçti ve Jacques Attali’nin yönettiği ekonomi komisyonunda çalıştı. 2008’de bankerliğe başladı. Macron’u Cumhurbaşkanı François Hollande 2012’de kendi genel sekreter yardımcılığına, 2014’te ekonomi bakanlığına getirdi. “Macron yasası” denen neoliberal düzenlemeleri, iş dünyasının takdirini kazansa da halkın tepkisini çekti.
2016’da bakanlıktan ayrıldı ve “ne sağcı ne solcu” En Marche (Yürüyüş) hareketini kurdu. Eşi Brigitte Trogneux’nun kendisinden 24 yaş büyük olması da gündemden düşmedi. 16 yaşında öğrenciyken 40 yaşında, üç çocuklu tiyatro öğretmenine aşkı, 2007’de evliliğe dek gitti. AB, küreselleşme, göçmenlere açık kapı yanlısı Macron, 2015’te AB ve IMF’nin Yunanistan’a dayattığı acımasız kemer sıkma politikalarına karşı çıkmıştı.
Macron dopingi
Le Pen’in yenilgisi Avrupa Birliği’nde sevinçle karşılandı. Avrupa Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker, “Fransızların Avrupa ile bir gelecek seçmelerinden mutluluğunu” ifade ederken AB Konseyi Başkanı Donald Tusk “Fransızlar özgürlük, eşitlik, kardeşliği seçti ve yalan haber tiranlığına hayır dedi” açıklamasını yaptı.
Alman Başbakanı Angela Merkel, Macron’un zaferinin aynı zamanda güçlü ve birleşik bir Avrupa’nın, Fransız-Alman dostluğunun zaferi olduğunu belirtti.
Britanya Başbakanı Theresa May ise Macron’u “sıcak biçimde” tebrik ettiğini duyurdu.
ABD Başkanı Donald Trump da “Macron’un büyük başarısını tebrik ederim, kendisiyle çalışmayı sabırsızlıkla bekliyorum” dedi.
100 yıllık politika
Fransa’nın 19. yüzyılın sonlarından itibaren oluşan "Kürt politikası" hep muğlak ve ekonomik çıkar eksenli oldu. Ortadoğu'nun bugünkü "haritası" Fransa ve İngiltere tarafından çizilmiş; Kürtler, Ortadoğu'nun sömürgeci güçleri Araplar, Farslar ve Türklerin bölüştüğü bir siyasi coğrafyada yaşamak durumunda bırakılmıştı.
İkinci Dünya Savaşı sonrası artık iyice güçten düşen Fransa, Kürt politikasında kültürel ve bireysel hakları gündeme getirmek zorunda kaldı. Ancak Ortadoğu’daki ekonomik ve siyasi çıkarları için Kürt meselesini sürekli bir koz olarak kullandı.
Eski Cumhurbaşkanı François Mitterrand’ın eşi Danielle Mitterrand’ı dışında tutarsak, tüm Fransız hükümetleri 1980’lerden sonra Kürtlere yönelik operasyonel bir politika benimsedi. 15 Ağustos Atılımı sonrası Kürt Özgürlük Hareketi’nin kriminalize edilmesinde belirleyici rolü oldu.
Özellikle 1993’ten sonra Kürtlere karşı Türkiye ile açıktan hareket etmeye başladı. 2007’den sonra ise sistematik operasyonlar, gözaltı, tutuklama furyası, Türk devletiyle ortak ‘terörle mücadele’ adı altında anlaşmaları, Kürt kurumlarının tecrit edilmesi, kapatılma girişimleri izledi.
2011 yılında Fransa ile Türkiye arasında güvenlik işbirliği anlaşması imzalandı. Bu anlaşma her iki ülke polisine, Kürtlere karşı ortak operasyon yapmayı içeriyordu.
Nitekim bu anlaşma sonrası 9 Ocak 2013'te üç kadın devrimci Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez Paris’te planlı ve örgütlü bir biçimde katledildi. Tetikçi Ömer Güney’in MİT’ten emir aldığı belgeleriyle ortaya konulmasına rağmen, katliamcılarla suç ortaklığı içerisine girildi.
Fransa yönetimi Rojava’da Kürtlerin statü sahibi olmaması için de Türk tezlerini savundu. Cenevre görüşmelerine Kürtlerin katılmaması için Türk devletiyle ortak hareket etti.
Türkiye, Fransa’nın en fazla ihracat yaptığı ülkeler sıralamasında 7 milyar Euro ile 11. sırada yer alıyor. Bine yakın şirketi Türkiye’de faaliyet gösteren Fransa merkezli Eutelsat’ın Kürtlerin televizyonlarını kapatması, Fransa’nın yüzyıllık Kürt politikasının devamı.