"Günümüzde birbirinden çok ayrıymış gibi görünen dağlar ve garajlar günümüz kapitalizminin örgütlenme biçimi açısından adeta pragmatik bir değişimi simgeler haline geldi: Küçük birlikler doğru yere vurup 'halka' seslenebilir ve böylece toplumsal bir konum elde edebilir. Öncü, halk için 'radikal demokratik', 'yeni demokratik' bir hamle kontrollü (!) bir 'kültür devrimi' girişiminde bulunabilir. Dağlar ve Garajlar birlikte okunduğunda bir çok etkinin rastlaştığı olumsal bir tarih ortaya çıkar." (Suphi Nejat, "Menkıbe")

Kobanê'de savaşırken öldürülen ve bize hayat ve hayal, masal ve hakikat emanet eden Paramaz Kızılbaş'ın "Garajlar ve Dağlar" üzerinden kurduğu anlamlarla güncel politik gelişmeler ilişkilendirilip okunabilir. Bu heves, "baraj", "garaj" sözcüklerinin ses çağrışımının ötesindedir ve barajlar, garajlar ve dağlar sözcüklerinin hem birbirleri hem de güncel hayatla ilişkilendirilmesini mümkün kılar. Her şeyden önce; "baraj" sözcüğünün "parlamento ve yüzde on" üzerinden okunması "dar" bir okumadır. Eş zamanlı veya art zamanlı mücadele alanı olarak genel-yerel seçimler önemlidir. Bu seçimlerde yüzde on barajını aşmak ise sistemin dikişlerinden birini daha patlatıp söküp atmanın marifeti olarak iltifata tabidir. 

"Baraj" sözcüğünün teorik ve pratik algımızı ve varlığımızı daraltmaması için sistemin varlığının "baraj" olduğu bilinmeli. Özetle "aslolan hayattır" ve kapitalizmin esas barajları kendini burada yeniden üretmektedir. Kürtlerin ulusal ve uluslararası alanda rüştünü ispatlayıp hayat/tarih barajını geçmeleri bizim mahallede iltifata tabi olması gerekirken tersi olmakta, "sosyalizm, işçi sınıfı, emperyalizm" sözcükleri cümle içinde kullanılarak neredeyse "yok hükmünde" algılanmaktadır. Bu hareketi bir değer/kıymet olarak kabullenip gerektiğinde eleştirip içine sindirmek varken, onu külliyen "yanlış" gösterip kendini külliyen "doğru" gösterme siyaseti baş edilmesi gereken bir travmadır. Kendini kapitalizme göre değil "rakip" gruplara göre tarif etme geleneğinin son yıllarda Kürtler üzerinden söyleme ve eyleme dönüşmesi rastlantı olmasa gerek. 

Sokakla bağı kesilip uzun zamandır "evlere" ve "garajlara" sıkışıp kalanların Kürtlerin açtığı yoldan yeniden sokaklara kayıtlanmak yerine, yürürlükteki "yanlış dağ", "yanlış gerilla!", "yanlış Kürt!" algıları üzerine doktora tezi yapmak mümkün. "Bin dereden bir kendini getiren" ve giderek kapsam alanını genişleten Kürt hareketiyle bu "anlamsız" didişme, "kendi düşen köyler kentler ağlamaz" sürecinin süreceğinin de delili oluyor. Oysa, Özgürlük Hareketi'nin kazanımlarını Devrim ve Sosyalizm mücadelesinde kolektif bir sevince ve avantaja dönüştürmek mümkün ve gereklidir ve seçimler bunun için fırsattır. Aslolan Kürtler karşısında değil kapitalizm, devlet ve resmi tarih karşısında "rüşt ispatı" ve "kendini yeniden inşa" ise, sokaklar, fabrikalar, dağlar orada beklemektedir ve kimsenin mülkü değildir.

"Aslolan sokaktır", "aslolan barış değil savaştır" şeklindeki sloganların, politikleşmiş asgari oy stratejisi olarak oyları CHP'ye yönlendirdiği herkesin malumudur. "Kuşa bak" olarak özetlenebilecek bu siyaset yapma tarzının, "taktik" gibi görünen "stratejilerin" bu yapıları şimdiki hallerinden de geriye düşürebileceği ve giderek "evcilleşmeyi" hızlandıracağı da tecrübelerle sabittir. Şahsen bana "aslolan sokaktır.. savaştır" dense, benden çok sokağa çıkıp savaştıkları için onlara hak verebilirdim! Lakin, cümlenin hedefi Kürtler olunca "el insaf" demek devrimin şartı oluyor. Kürtlerin sokakla imtihanı çok eskidir ve sözcüğün geniş anlamıyla baraj; hayatın içinde yani sokakta, dağlarda, tarihte ve coğrafyada aşılmıştır. Bu seçimler, siyaset ayarını dayanışmaya göre yapmanın yanı sıra "ötekileştirici dil" ve "enternasyonal vicdan" barajını aşmak için de tarihi fırsattır.