TC'nin (AKP iktidarı) 23 Temmuz'dan bu yana Kürt Özgürlük Mücadelesi'ne karşı yürüttüğü sömürgeci savaş giderek barbarlığa (vandalizme) dönüşüyor.

Kürdistan'ın kentleri abluka altında. Süreli olarak sokağa çıkma yasakları uygulanıyor. Sivil halk günlerce evlerinden dışarıya çıkamıyor. Hastalarını yaralılarını hastaneye götüremiyor. Ölülerini toprağa veremiyor. Ölüleri de dirileri gibi günlerce evlerde mahsur kalıyor. Ölen bebeklerini bozulmaması için buzdolaplarında saklamak zorunda kalıyorlar.

Dünyanın hiçbir sömürge ülkesinde uygulanmayan barbarlık Kürdistan'ın dört bir parçasında uygulanıyor. 1995 yılında Cizreli bir akıl hastasını öldürüp boğazına ip geçirip insanların özgür iradesini kırmak için sokaklarda sürüklemişledi. Yirmi yıl sonra 21. yüzyılın ilk çeyreği dolar iken yine Şırnak'ta öldürülen Hacı Lokman Birlik'in cenazesi Şırnak sokaklarında boynuna ip takılmış olarak yerde sürükleniyor. İslam inancına göre bir kişi ölünce artık onun defteri kapanır. Ölü insana işkence etmek günahların en büyüğüdür. Ama bakıyoruz yapılan bu vahşete karşı Türkiyeli müslümanların kılı bile kıpırdamıyor. Yine yirmi yıl önce olduğu gibi sivil insanların, gerillaların cesetleri yerlerden çekiliyor. Cesetleri güvenlik güçleri tarafından tekmeleniyor.

Senelerce sömürgeci rejim Türkiye halkına Kürtleri barbar, vahşi, talancı olarak tanıttı. Ancak lafla medeni olunamıyor. Kürtler 1925'ten itibaren çeşitli dönemlerde ulusal demokratik hakları için sömürgeci sisteme karşı baş kaldırdılar. 1925'ten 1940 yılına kadarki başkaldırılar da olsun, son otuzbeş yıllık süreçte olsun hiçbir zaman öldürdükleri askerin başına postalı ile basıp poz vermediler. Öldürdükleri askerlerin kafalarını gövdelerinde ayırıp fotoğraf çektirmediler. Bu süre zarfında Kürdistan'daki diğer etnik grupların (Türkmenlerin, Arapların, Çerkeslerin) köylerini boşaltıp yakmadılar. Esir aldıkları askerleri, subayları öldürmediler. Ancak her ne hikmet ise Kürtler hep can kıyıcı, barbar, vahşi olarak nitelendirilip Dersim'de, Zilan'da, Ağrı'da, 1925'te Kürdistan'da taş üstüne taş, baş üstüne baş bırakmayanlar, köyleri içindekiler ile birlikte yakanlar (Bunu ben söylemiyorum kendileri yazdıkları kitaplarında, günlük gazetelerinde yazıyorlar) "barbar" olmuyorlar da hep Kürtler vahşi, barbar olarak nitelendirildi. Dünya kamuoyuna da geri kalmış, ağaların, pirlerin, şeyhlerin baskısı altında bulunan Kürtleri medeni yapıyoruz diye vandaliztliklerine kılıf uydurdular.

Bu vahşete, bu barbarlığa karşı kardeş dediğimiz Türkiye halkının ne solcusu, ne müslümanı, ne liberali, ne demokratının kılı bile kıpıdamıyor. Silvan'da başına silah dayatılan gazeteci yine yalnız bırakılıyor. Tıpkı 1991-1999 sürecinde Cengiz, Hafız, Kemal, Hüseyin, Yahya, Burhan'ın yalnız bırakıldığı gibi. Türkiye'de Kürt kimliği sorununun yanında Türk kimliği sorunu da olduğu kendi kimliğinden koparılan düşürülen Türk'ün ve diğer halkların ayağa kalkması için daha çok fırın ekmek yenilmesi gerektiği bir daha ispatlandı.

Bu koşullarda 1 Kasım seçimlerine gidiyoruz. 2 Kasım sabahı her şey netleşecek. Halkların kardeş olup olmadığını bir kere daha test etmiş olacağız. Haydi hayırlısı...


KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:

* 8 Ekim 1997'de Kürt basınının unutulmaz emekçisi, Kürt özgürlük militanı Gurbeteli Ersöz Garê’de TSK’nin tank pususunda 25 arkadaşı ile birlikte şehit düştü.

* 9 Ekim 1998'de PKK Lideri Öcalan başlatılan uluslararası komplo sonucu Ortadoğu’dan ayrıldı.

* 1919 ve 1930 ulusal hareketlerinin öncüsü Şex Mehmut Berzenci 9 Ekim 1956'da Bağdat’ta öldü.

* 10 Ekim 1922'de Şex Mehmut Berzenci Güney Kürdistan’da hükümet kurdu.

* 11 Ekim 1992'de PKK ile KDP-YNK güçleri arasındaki çatışmada YXK kurucusu Kürt aydını ve özgürlük militanı Hüseyin Çelebi Kürdistan'ın güneyinde şehit düştü.