Ellerinde uzun ve kalın demir bir çubuk vardı. Asma kilidi kanırtıyorlardı. Sallandı ve dayandı kilit. Sonra demiri araya geçirdi. Çekici kafasına indirdi. Kilit parçalanıp yere düştü. Hızla içeri girmeye başladılar. Önce üç kadın, iki genç ve beş kadın daha ellerinden tutup hızla yürüttükleri çocuklarıyla beraber sonra hepsi. Porto Alegre’de bir bina işgal ederken, gece yarısıydı.
İşgallerde en çok bu anı seviyorum. Kapı kilidinin, bahçeyi çeviren çitin, zincirin kırılma, parçalanma anı. Bir kaç yırtılma sesi de var sevdiklerim arasında. MST-Topraksız kadınlar GDO’lu tohum üreten tohum laboratuarlarını bastıklarında tohumlukları çeviren sera brandasını uzun keskin machetalarıyla yırtıyorlardı. Kısa bir saplanma sesinin ardından geliyordu. Sonra genleri değiştirme laboratuarı, şenlikli bir şekilde yüzleri maskeli Topraksız kadınlar tarafından imha ediliyordu. Hızlı ve keskin macheta darbeleri bizi, toprağı, geleceği ve yaşamı öldüren GDO’ya karşı sembolik bir zafer kazandırıyordu.
İşgal edilen binanın da güzel bir öyküsü vardı. Porto Alegre’de limanın hemen karşısında çok katlı bir binaydı. Üst katları denizi çok güzel görüyordu. Ama 2006 yılında bu binanın PCC (Primeiro Comando da Capital) tarafından satın alınmasının nedeni güzel bir deniz manzarası değildi. İki bankaya yakın olduğu için seçilmişti. Bankalara güzel tünel kazanabiliyordu. İki bankaya birden tünel kazdılar, sadece kasalara üç metre kala, polis tarafından ortaya çıkarıldı. Halbuki henüz bir kaç ay önce, Brezilya’nın kuzeyinde 164.8 milyon Real almışlardı benzer yöntemle yani 92 milyon Dolar kadar. 4 kamyonla taşımışlardı paraları. Kamyonları yüklemek yorucuydu. Trafik polisi aşırı yükten kamyonları durdurabilir diye endişelenmişlerdi. Trafik cezası ödemek istemiyorlardı. - Banka soymak mı banka kurmanın yanında hiç bir şey diyordu, Bertolt Brecht. Ahh bu cümleyi İstanbul Bianeli kullandı diye ne kadar üzülmüştüm. Banka kurmuşlardı yani-
Binayı yeniden işgal eden ise MNLM(Movimento Nacional de Luta pela Moradia) idi. Bir barınma hakkı hareketi. Ailelerin eve ihtiyacı vardı ve bina 2006 yılından beri boş duruyordu. Basit ve çok geçerli bir nedendi. ‘İşgal et, diren ve yaşam için mücadele et’ diye yazdılar duvarlara. Polis sabah geldi. Silahları, gaz bombaları, kalkanları ve helikopterleriyle. İçerdekilerden çok korkuyorlardı. En kutsal taraflarına girmişlerdi. Asma kilit, zincir, kapı sürgüsü ve mülkiyeti parçalamışlardı. Ellerinde korkunç silahları vardı. Yaşam hakkı. – Bir deliyi anlatıyordum birçok kez bir sürü yerde. Deli yani aklın hegemonyasından kurtulmuş. İstiklal Caddesi’nde Hasan Usta tatlıcısına girmek istiyordu. Polisler kenara çektiler. İyi davranıyorlardı. “Ne istiyorsun?” dediler. “Yemek istedim, vermediler” dedi deli. “Eee” dedi polis. “İçerde kendileri yiyor ama” dedi deli. Demiştim aklın hegemonyasından kurtulmuştu.-
PCC eğer bir mafya grubuna hayran olmak istiyorsanız iyi bir seçim. 2006 yılında bir hafta boyunca Sao Paulo’yu ele geçirdi. Dünyanın en büyük kentlerinden birini. Sadece ilk üç gün içinde 49 polis öldürdü. Hiç bir polis sokağa çıkamadı. Hükümet binalarına saldırdı. Bir hafta boyunca metrolar dahil hiçbir şey çalışmadı ve hiç bir resmi ofis açılamadı. Aynı anda ortaya çıkan binlerce PCC’li bütün kenti kontrol altına aldı. Hükümet cezaevindeki liderleriyle müzakereye oturdu. Anlaştılar. Telefon getirdiler yanına. Arayıp işgali durdursun diye. Yok ben durduramam dedi. Cezaevinde bir başka PCC’liyi çağırdı. O aradı. PCC çekildi. Müzakere edileceğini de düşünmüşlerdi. Ona göre, kim ararsa saldırıyı durduracaklarını da belirlemişlerdi. Diktatörlük sırasında Marksist bir şehir gerillası grubu sonra değişerek PCC olmuştu. Bir başka eski şehir gerillası Dilma ise Brezilya devlet başkanıydı şimdi. Demek ki geleceği olan bir meslekti şehir gerillacılığı.
Polis bastı binayı. Kadınları, çocukları, pankartları filan topladılar. Duvardaki ‘Reform Urbana-Kent Reformu’ yazısı duruyor. Bankaya kazılmış tünelin, bir üst katında. Ancak ‘Kent Reformu’nu mutlaka toprak reformu gibi algılayın. ‘Büyük toprak sahiplerinin topraklarının, topraksızlara paylaştırılması.’ gibi kentte barınma hakkı inşası. Madem bir kentte Dünya Kupası için statlara, çimlerine ve tribünlerine, futbolcularına, malzemecilerine ve hatta had safhada ki yorumcuları için otellere, restuarantlarına, Bianel sanatına, sanatçılarına, reklam panolarına, otomobil ve otoparklarına, bir sürü şeye yer var. Neden evsizlerin, barınma hakkı için kullanılmayan binaları işgal etmesi yasadışı olsun?
Dudaklarımda bir İspanya devrimi şarkısı a desalambrar, a desalambrar...
Barınma hakkı