
DÎLAN KARACADAÐ / HABER MERKEZİ
Almanya Dışişleri Bakanlığı geçtiğimiz günlerde AKP hükümetinin baskılarına maruz kalan ve havaalanlarında keyfi bir biçimde alıkonulan vatandaşlarının olduğunu duyurmuştu. Bu keyfi uygulamaya maruz kalanlardan birisi de Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi yardımcı doçenti Sharo İbrahim Garip. Barış İçin Akademisyenler bildirisine imza attığı için üniversite ile ilişiği kesilen Sharo İbrahim Garip'in hakkında açılan dava nedeniyle 1 yıl 4 aydır Türkiye'den çıkışına da izin verilmiyor. Alman vatandaşı olan Garip, "Kendimi açık bir cezaevinde hissediyorum" diyor. İfade vermesi gerektiği için ‘tedbir’ amaçlı zorla Türkiye’de tutulduğunu ve Almanya’ya gidişinin engellendiğini aktaran Garip’in büyükelçilik destekli girişimleri de sonuç vermemiş. Bir an evvel Almanya’ya dönerek akademik çalışmalarına devam etmek isteyen Sharo İbrahim Garip ile barış bildirisine imza attığı günden bugüne yaşadıklarını konuştuk.
Barış bildirisine imza attığınız için gözaltına alındınız, ardından hakkınızda dava açıldı. Alman vatandaşı olmanıza rağmen Türkiye'den çıkışınıza izin verilmiyor. Bize bu süreci anlatır mısınız?
Haziran seçimlerinden önce yaşanan bahar kışa çevrilince, çatışmalı yıllara geri dönüldü. Toplumun büyük bir kesimi gibi ben de bu durumun sona ermesini istiyordum ve barış bildirisine imza attım. Kısa süre sonra; 16 Ocak 2016'da akşam üzeri gözaltına alındım. Bir gece sonra ifade verip serbest bırakıldım. İki hafta sonra havaalanına giderken avukatım, hakkımda savcılığın Türkiye'den çıkış yasağı kararı verdiğini aktardı. Böylece bir yıl 4 aydır Türkiye'de zorunlu bir iskana tabii tutulmuş durumdayım.
Barış bildirisine neden imza attınız?
İki nedeni var: Birincisi, bilime ve bilgiye karşı sorumluluktan. İkincisi ise topluma karşı vicdani ve ahlaki sorumluluktan dolayı imza attım. Bildirinin isminde de anlaşıldığı gibi amaç, barışı bir toplumda hakim kılmaktı.
Sizinle benzer durumda olan kaç kişi var?
Barış bildirisine imza atan binden fazla akademisyenden sadece 6 kişiye yurt dışı yasağı verildi. Fakat ben Alman vatandaşı olduğum halde yurduma gitme yasağım var. Dolayısıyla Türkiye'de rehin tutulan tek yabancı akademisyen benim.
Fakat FAZ gazetesinde çıkan röportajımdan sonra öğrendiğime göre 19 Alman vatandaşının Türkiye'den çıkma yasağı var. Yanlış hatırlamıyorsam 10 kişiye yakın Hollanda vatandaşı da keza bu durumda.
Çifte vatandaş mısınız?
Hayır. Alman vatandaşıyım. Buna rağmen ülkeme gidemiyorum.
Almanya bir şey yapamıyor mu?
Bana yurt dışı yasağı getirildikten sonra Alman Büyükelçisi Martin Erdmann'ı bu konuda bilgilendirdim. Onlar da zaten gözaltına alındığımda haberdar olmuşlardı benim durumumdan. Hatta bu konuda avukatımı arayarak bilgi edindiler. Ankara'da kendisiyle görüştüğüm de bana çok sıcak davrandılar ve her türlü desteği sunacaklarının sözünü verdiler. Ben de ilk etapta Büyükelçiliğin elini güçlendirmek için onların önerilerine uydum. Bir kaç ay gecikmeyle de olsa maddi yardım sundular. Halen de devam ediyor. Ayrıca ara sıra kişisel olarak da arayıp hal hatırımı soruyorlardı. Elbette bu çabalara ciddi bir değer biçtim. Fakat üzerinden bir yıl geçmesine rağmen diplomatik bir sonuç alamadık.
Girişimlerin yeterli olduğunu düşünüyor musunuz?
Hayır. Burada iyi bir diplomasi ve dış politika güdüldüğüne inanmıyorum. Çok uzun süre sessiz ve pasif kaldılar. Alman hükümetinin çok daha erken ve kararlı bir şekilde inisiyatif almasını, sonuç alıcı bir diplomasi ve dış politika yürütmesini beklerdim ama maalesef hayal kırıklığına uğradım. İleriki süreçte daha etkin bir politika yürüteceklerini umut ediyorum.
Alman siyasetçilerden destek alıyor musunuz?
Başta Sol Parti Milletvekilleri Sevim Dağdelen, Ulla Jelpke, Sarah Wagenknecht olmak üzere Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Cem Özdemir, Hür Demokrat Partisi’nden (FDP) Berivan Aymaz, Hıristiyan Demokratlar Birliği Partisi (CDU) Milletvekili ve Parlamento Başkanı Prof. Norbert Lammert gibi çok sayıda siyasetçi destek sundu.
Bunun yanı sıra Eğitim ve Bilim Sendikası ve sivil toplum kuruluşlarından da destek aldım. Özellikle doktoramı yaptığım Köln Üniversitesi beni çok sahiplendi. Alman basını da çok ilgilendi. Fakat bana en çok güç ve umut veren, Almanya'dan hiç tanımadığım insanlardan maddi ve manevi destek görmek oldu.
Neden hakkınızda "yurt dışı yasağı" kararı alındı?
"Yurt dışı yasağı" dava sürecim başladığında ifademin alınmasını riske atmamak için bir tedbir olarak getirildi. Almanya ve Türkiye arasında ikili anlaşmalar arasında hukuki yardım ilkesi de var. Yani savcı ben Almanya’da olduğumda da ifademin alınmasını hükümetten talep edebilir. Umarım gereksiz şekilde skandala dönüşen bu yasak bir an evvel kaldırılır.
Yurt dışı yasağınızın kaldırılması için somut olarak neler yaptınız?
4 kez yasağa itirazda bulunduk ama hiçbir sonuç elde edemedik. Kısacası tüm hukuki yollar tüketilmiş durumda. Anayasa Mahkemesi'ne de başvurmak gerekiyor ama orada da bekleyen 60 bin dosya olduğu için 5-6 yıl sonra anca sıra gelir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de (AİHM) başvuracağım. Çünkü adil yargılama hakkı ihlal edilmiş durumda ve bu zamana kadar makul bir süre içinde davanın sonuçlanması gerekirdi.
Ayrıca ifade özgürlüğü çerçevesinde imzaladığım barış bildirisi suç teşkil etmemesine rağmen savcılık ve hakim bunun suç olup olmadığını tespit etmeden beni orantısız bir cezalandırmaya tabi tutuyor ve ülkeme gitmeme izin verilmiyor.
Almanya’ya dönememek hayatınızı nasıl etkiliyor? Günlük hayatınızda ne tür zorluklar yaşıyorsunuz?
İlk zamanlarda işsiz, güçsüz ve evsiz kalmıştım… Geride bıraktığım öğrencilerim, yarım kalmış projelerim var.
Örneğin; barış bildirisine imza attığım için ihraç edildiğim Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde Sosyal Bilimler Laboratuvarı kurmak istiyordum; veya Sosyoloji bölümünün İngilizce hazırlığını; yurt dışındaki üniversitelerle ortak projeler düşünmüştüm... (gülerek) Belki bir gün kaldığımız yerden devam ederiz. Şimdilik davama odaklanmış durumdayım.
Cezaevinde değilim ama kendimi açık bir cezaevinde hissediyorum ve bana göre bu daha ağır bir cezalandırma yöntemidir. Çünkü bu davanın ne kadar süreceği ve nasıl sonuçlanacağı belli değil. Ki çok süreceğine inanıyorum.
Türkiye'den çıkarak ne yapmak isterdiniz?
Örneğin üniversitelerden aldığım çalışma imkanlarını kullanmak isterdim. Konferanslara katılmak gibi davetleri vatandaşı olmadığım bir ülkede rehin alındığım için yapamıyorum. Türkiye’de bana ne çalışma izni veriliyor ne de terk etme. Böylece bir akademisyenin geleceği karartılıyor. Buna ben sürekli gözaltında tutulma da diyebilirim.
Akademik çalışmalarınızı sürdürebiliyor musunuz?
İstanbul'da kalıyorum ve genelde bürokratik işlerimle uğraşıyorum. Kendi alanımda disiplinimi bozmadan akademik çalışmalarımı evden sürdürmeye çalışıyorum. Hatırı sayılır bir akademisyen çevre de desteğini esirgemiyor. Zaman zaman Kürtçe dil kursları da vermeye çalıştım ama pek isteğim gibi olmadı.
Sizin için özgür bir ortam olduğunu düşünüyor musunuz?
Bahsettiğim şartlar altında bilimsel çalışmalara yoğunlaşmak pek de kolay olmuyor. Yazmak istediğim makaleler bana karşı tekrardan dava gerekçesi sayılacağı için de çekiniyorum.
Ya bir an evvel beni yargılasınlar ya da imzaladığım barış bildirisinin hangi madde uyarınca suç olduğunu bildirerek cezamı kessinler. Daha sonra ben de özgür bir insan olarak ülkeme dönüp, çalışarak hayatıma devam edebileyim.
Bildiri ardından hayatı değişti
Orta Anadolu Kürtlerinden olan akademisyen Sharo İbrahim Garip, Konya'nın Kulu ilçesine bağlı Ömeranlı köyünde doğmuş. Ankara Hacettepe Üniversite'sinde Psilolojik Danışma ve Rehberlik bölümünde bir buçuk yıl okuyan Garip, daha sonra Ankara Üniversite Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye bölümünden mezun olur. Almanya'da Köln Üniversite'sinde ekonomi bölümünü okuyan Garip, aynı üniversitenin karşılaştırmalı siyaset bilimi bölümünde doktora tezini "Kürdistan/Türkiye-Bask/İspanya ve çatışmalar" üzerine yazar.
Norveç'te de misafir araştırmacı olarak bulunan Garip, Londra'da bir Kolej'de ekonomi üzerine dersler verir.
2014 yılında ise Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nin teklifi üzerine "barış sürecinin bir kenarından ben de tutayım" düşüncesiyle yardımcı doçent olarak çalışmaya başlar. Barış bildirisini imzalayınca gözaltına alınan, bir hafta sonra üniversiteyle ilişiği kesilen Garip'in, hakkında açılan dava nedeniyle 1 yıl 4 aydır Türkiye'den çıkışına izin verilmiyor.