- Alevilerin, yalnızca destek veren değil, kendi hakları, talepleri ve örgütlü iradesiyle demokratik geleceğin kurucu öznelerinden biri olarak bu sürece bakması gerekir.
HÜLYA İMAK
Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri’nde “Dergâhlarımızı istiyoruz”, “Dergâhlar bizimdir” ve “Devletin Alevisi olmayacağız” sloganları öne çıktı. Bunun yanında Diyanet İşleri Başkanlığının ve “Alevi Diyaneti” olarak nitelendirilen Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığının kapatılması da dile getirildi. Bu talepler, Alevilerin kendi inançları, kurumları ve tarihsel hafızaları üzerindeki söz ve karar hakkını savunan güçlü bir iradeyi ortaya koydu. Böylesi bir dönemde Alevilerin bu talepleri hep birlikte ve güçlü biçimde haykırması, başlayan yeni çözüm sürecini de destekleyen nitelikte.
Mesele, yalnızca Alevilerin kendi inanç alanlarında özgür olması değil, nasıl bir ülkede yaşayacağımız meselesidir. Yaklaşık 50 yıldır süren bir savaşın içerisindeyiz. Bu savaşta iki taraftan gelen cenazeler toplumda büyük acılar yarattı, toplumu kutuplaştırdı. Aynı zamanda bu çatışma ortamı, toplumun diğer kesimlerinin de kendi haklarını özgürce talep etmesinin önünde ciddi bir basınç oluşturdu. Şimdi yeni bir sürece giriliyor. Bugün atılan adımların yeterli olduğu söylenemez. Özellikle demokratikleşme, hukuk, özgürlükler ve demokratik siyaset açısından daha atılması gereken çok önemli adımlar var. Çok büyük ve uzun yıllardır çözülemeyen bir sorunun çözümü de bir yerden, belki küçük bir adımla başlamak zorunda. Bu nedenle Kürt sorununda atılan küçük bir adımın bile yalnızca Kürt halkını ilgilendiren bir adım olarak görülmemesi gerekir. Kürt meselesinde demokratik çözüm yönünde atılan her adım, Türkiye’nin tamamı açısından demokratikleşme yönünde atılmış bir adımdır. Bir halkın haklarının tanınması, demokratik siyasetin önünün açılması ve inkâr siyasetinin geriletilmesi, bu ülkede yaşayan herkesin özgürlük alanını genişletir.
Kürt halkı, bugün bu mücadelenin başladığı dönemden çok farklı bir noktada. Çok önemli bir toplumsal ve siyasal kurumsallaşma yaratmış durumda. Belediyeleri yönetiyor, kendi basın ve yayın organlarını oluşturuyor, Meclis'te temsil ediliyor ve Türkiye’nin en önemli toplumsal ve siyasal dinamiklerinden biri haline gelmiş durumda. Bütün bunlar, önemli demokratik kazanımlardır. Dolayısıyla bugün Kürt meselesinde demokratik bir zeminde çözüm arayışının ortaya çıkması önemlidir. Elbette bu süreçte atılan adımlar yeterli değildir diye sürecin bütünüyle reddedilmesi yerine, açılan alanın büyütülmesi ve demokratikleşme yönünde daha güçlü adımların atılmasının sağlanması gerekir.
Alevi kurumlarının barış sürecine destek vermesi de bu nedenle önemlidir. Aleviler açısından barış yalnızca çatışmanın sona ermesi değildir; inkârın, ayrımcılığın ve tekçi anlayışın geride bırakılması, demokratik siyasetin önünün açılması; insanların kendi kimlikleri, inançları ve haklarıyla eşit yurttaşlar olarak yaşayabilmesidir. Kürt halkının demokratik ve siyasi haklarının tanınması, Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözülmesi, Türkiye’nin demokratikleşmesinin temel meselelerinden biri olduğu için de savunulmalıdır. Alevilerin de kendi talepleriyle bu sürecin içinde olması gerekir. Aleviler, başkasının barışına destek veren bir topluluk olarak değil, kendi talepleri ve kendi tarihsel deneyimleriyle bu demokratikleşme sürecinin öznesi olarak yer almalıdır.
Alevilerin şu taleplerinin tamamı demokratikleşme mücadelesinin parçalarıdır:
* Devletin Aleviliği dizayn etmemesi,
* Alevilerin kendi kurumlarını ve kendi inanç alanlarını özgürce belirleyebilmesi,
* Dergâhlar üzerindeki devlet vesayetinin sona ermesi,
* Eşit yurttaşlığın sağlanması,
* Zorunlu din dersleri meselesinin çözülmesi,
* Alevi katliamlarıyla yüzleşilmesi,
* İnanç özgürlüğünün güvence altına alınması.
Bu nedenle Kürt halkının demokratik haklarının tanınması savunulurken Alevilerin kendi haklarını da aynı demokratik zeminde savunması gerekir. Kürt halkı ve Türkiye’nin bütün demokratik güçleri ile birlikte kendi taleplerini bu sürecin içerisine taşımaları önemlidir. Demokratikleşme, yalnızca Meclis’te yapılacak bir yasal düzenlemeyle tamamlanabilecek bir şey değildir. Sivil toplum örgütleri, demokratik kitle örgütleri, siyasi partiler, sendikalar, kadın örgütleri ve Alevi kurumlarından en küçük mahalle meclislerine kadar uzanan toplumsal örgütlenmeler ile büyütülecek bir mücadeledir. Eğer atılan adımlar yeterli değilse, eğer özgürlükleri kapsamıyorsa, eğer demokratikleşmenin önünü açmıyorsa tam da bu nedenle toplumsal basıncın artırılması ve şunların yapılması gerekir:
* İşçilerin, sendikaların, siyasi partilerin, demokratik kitle örgütlerinin, kadınların, gençlerin, Alevilerin ve bütün demokratik güçlerin kendi taleplerini yükseltmesi,
* Hem tabandan tavana hem de tavandan tabana doğru işleyen bir demokratik mücadelenin verilmesi,
* Açılan alanın genişletilmesi, küçük adımların büyütülmesi ve barışla birlikte demokratikleşmenin de gündemin merkezine konulması.
Bugün ortaya çıkan zemin, yalnızca Kürt meselesinin çözümü açısından değil, Türkiye’nin bütününde demokratikleşmenin önünü açacak bir zemin olarak değerlendirilmelidir. Kürtleri devlet tarif etmesin, Alevileri devlet tarif etmesin; hiçbir halkın, hiçbir inancın kimliğini devlet belirlemesin. Alevilerin, bu sürece yalnızca destek veren bir topluluk olarak değil, kendi haklarıyla, kendi talepleriyle ve kendi örgütlü iradesiyle demokratik geleceğin kurucu öznelerinden biri olarak bakması gerekir.