Kıyasıya bir rekabet, alan açma, misyonerlik ve yayılma, bunlara bağlı olarak kanlı boğazlaşmalar yüzyıllar boyu sürmüştür. Dinler, mezhepler arasında süren çatışma ve savaşlarda yaşamlarını yitiren insanların sayısı ne kadardır, bilinmez. Bilinen, bu kanlı çatışmalarda, alan açmada, misyonerlikte neredeyse tüm dünyanın yangın yerine çevrildiğidir. Biri kuzeyden sefere çıkmış, geçtiği topraklarda itaat etmeyenleri kılıçtan geçirmiş, diğeri güneyden yola koyulmuş kent ve yerleşim alanlarını yerle bir etmiş, dikili tek bir taş bırakmamış. Tanrı adına, tanrının kulları kırımdan, kıyımdan geçirilmiş; bu vacip ve cennete giden kestirme yol sayılmış.
İslam’dan bahsedilince hem İslami çevreler, hem de Batı dünyasında genellikle bu dinin barış dini olduğu söylenip vurgulanır. Peki öyle midir? Dünü, bin veya beşyüz yıl öncesini bırakıp bugüne baktığımızda nasıl bir tablo ile karşılaşırız?
İslam gerçekten barış dini ise nasıl oluyorda ikibinli yıllarda bile mezhepler arasında kıyasıya bir mücadele ve bir boğazlaşma yaşanabiliyor? Nasıl oluyorda aynı Tanrı’ya inanan, aynı kitabı rehber edinen Sünnilerle Şiiler arasında süren kanlı rekabette her yıl binlerce insan katledilebiliyor?
Nasıl oluyorda barış dinine mensup her iki mezhepten insanlar, gruplar, örgütler kutsal sayılan ibadethaneleri, camileri, türbeleri bombalayabiliyor ve hergün onlarca Müslümanın canına kıyabiliyor?
Bu nasıl bir barış dinidir ki salt dün değil, bugün bile insanlığı Müslüm ve Gayri-Müslüm diye ayırıp ötekileştirebiliyor? Bu nasıl bir barış dinidir ki her mezhep, her tarikat, her cemaat, her İslam ülkesi bu dini kendisine göre yorumlayarak sonuçlar çıkarabiliyor? Bu nasıl bir barış dinidir ki inananlar arasında bile etnik kökenine bakılarak farklı uygulamalara gidilebiliyor? Ve bu nasıl bir barış dinidir ki büyük çoğunluğu da Müslüman olan Kürtler İran, Irak, Türkiye ve Suriye’de hedef tahtasına konabiliyor, Cihad ve Enfallerle kökleri kurutulmaya çalışılabiliyor, katledilmeleri vacip kılınabiliyor?
Bu nasıl bir barış dinidir ki Çeçenistan, Kafkasya, Afganistan, Pakistan ve Arabistan’dan yola çıkan ve Kürtlerle hiç karşılaşmamış, hiçbir sorun yaşamamış olan cihadistler fetvalar eşliğinde Müslüman Kürtleri kadın ve çocuk ayrımı yapmadan katledebiliyor, kafalarını kesip, kadınları helaldir diyebiliyor?
Ve bu nasıl bir barış dinidir ki, inananları köklerini kurutmuş oldukları ve geriye bir avuç kalmış Hıristiyan ve Yahudi’ye bugün bile tahammül edemiyor, ibadethanelerini havaya uçuruyor, dini önderlerini kaçırıp katledebiliyor?
Bu nasıl bir barış dinidir ki, o dine inananlar kadınla erkek, inananla inanmayan arasına fark koyabiliyor ve birini diğerinden üstün görebiliyor? Ve Tanrı adına fetvalar çıkarıp hükümler verebiliyor, kimin yaşayıp, kimin yaşamayacağına karar kılıp kendinden olmayana kendisi gibi olmayı dayatmayı hak görebiliyor? Ve nasıl oluyor da bu barış dininin Tanrı’sı kendi adına yapılanlara müdahele etmiyor ve “artık yeter” diyerek sesini yükseltmiyor?
Kendi içinde bile Sünni-Şii ayrımına giden, birbirinin katlini vacip ve meşru gören bir din, dün nasıl olursa olsun, bugün yaşananlar itibari ile barış dini değildir.
Erdoğan, Gülen ve Mursi ile Kamaney, Maliki ve Nasrallah’ın aynı Tanrı’ya, aynı kitaba inansalar da farklı pratik ve uygulama içinde oldukları ortada. Bunu görmek için İran ve Irak’a, Mısır, Suriye ve diğer İslam ülkelerine bakmak yeter.
Rojava’ya karşı yürütülen kirli savaşta Cennet’e yolcu taşıyanlar önümüzdeki günlerde kutlanacak olan Kurban bayramı vesilesiyle yolda olacaklar. Yanı başında yardıma muhtaç Hıristiyan, Alevi, Êzidi ve Yahudi’yi es geçen, yardımda bulunmak, “hayır” işlemek için bile Müslüman ve Sünni kriterini temel alarak Moğolistan, Arakan, Etopya ve Somali’ye sefere çıkacak olan cemaatlerin bırakalım barış dini iddialarını, insanlıkları dahi tartışılır.
İslam’a inananlar öncelikle kendi içlerinde barışmalı, sonra da yaşamla, tüm dünya ve farklı inanç gruplarıyla. Bir karikatüre, bir mizaha, bir sanat eserine karşı kılıç kuşanıp harekete geçenlerin kravatlı veya cübbe ve şalvarlı olmaları ise fazla bir anlam ifade etmez.
Bu olmadığı müddetçe, bu kanlı boğazlaşma devam edecek, İslam’ın kendine biçtiği “barış dini” misyonunun ayakları havada kalacaktır. Bir başkasına karşı tolerans, hoşgörü ve saygıyı ise başka gezegenlerde aramak gerekecek.
Time dergisi 13 Eylül tarihinde Halep’te gerçekleştirilen infazların fotoğraflarını yayınladı. El Kaide’ye bağlı Irak İslam Emirliği mensupları çocukların gözleri önünde baş kesiyor ve izleyenlerse Allahuekber bağırışmaları arasında kendilerinden geçiyorlar. Fotoğrafları çeken gazeteci o anı şu sözlerle tarihe not düşüyor: “Gencin kesik başını havaya kaldırdılar. İzleyenler ise tezahürat ve havaya açılan ateşlerle karşılık verdi. İzleyiciler sonuçtan memnundu.”
Evet. Sonuçtan memnun olan biri daha var. O da olan biteni muhalifleri yıpratmak için psikolojik savaş katagorisinde gören Davutoğlu’dur. Barış dini olma iddiasındaki İslam’ın günümüzdeki resmi ise ne yazık ki budur.
msahin1@web.de
Barış dini bu mudur?