
Bugün Erdoğan-AKP tarafından Kürdistan’da başlatılan topyekün savaşın gerçek yüzünü, neden ve sonuçlarını Türkiye halkları net olarak görüyor. Çünkü “kutsal vatan” adına yürütülen savaşın gerçeği görülmektedir. Canı ve kanı ile bu savaşın içinde olan halk, artık her savaş hükümetinin sarıldığı “terörü bitireceğiz” nakaratına inanmıyor. Toplum, bugün Erdoğan tarafından tırmandırılan topyekün savaşın ne kadar anlamsız olduğunu yıllarca tekrarlanan ve sonuçsuz kalan tarihsel deneyimlerden de bilmektedir. Toplum, bu savaşı özünde Erdoğan-AKP ve daha önceki hükümetlerin kendi iktidar/sermaye/kar hırsıları için geliştirdiğinin farkında. Bu savaşın halkların başına örülen bir çorap olduğunu, halkların savaşı olmadığını toplumdaki en sıradan birey bile görebiliyor. Türkiye’de en milliyetçi sayılan kesimlerin dahi asker ölümlerinden dolayı her geçen gün hükümete karşı biriken tepkilerini yansıtmaları bunu göstermektedir. Peki bu gerçeği gören Türkiye halkları ne yapmalı? Kürt özgürlük Hareketi'nin mücadelesi Türk halkında da bir uyanışa ve aydınlanmaya yol açmıştır. Diğer yandan Türk-Kürt halklarının birlikteliği bin yıllık ortak geçmişe, akraba, iş ortağı, kapı komşuluğuna dayanmaktadır. Kendi komşusunun acılarını paylaşabilmek en temel insani karakterdir. Yaşanan bu acıları hafifletecek, çözüm için atılabilecek en önemli adımlardan biri de Türkiye halklarında empati geliştirerek, Kürt halkını anlamasını, bütünleşmesini sağlamak. Bu empati kurulduğu takdirde, devletin geliştirdiği bu savaş daha iyi tahlil edebilecek ve çözüme katkı sunulabilecektir. Empatiye Kürtlerin yıllardır yaşadığı sorunlar düşünülerek başlanabilir. Kürt halkı yaşadığı acıları bir başka halkın yaşamasını istemez fakat eğer Türk dili, kültürü yasaklansaydı, her gün faili meçhul cinayetler, katliamlarla, köyleri, dağları bombalanarak yakılsaydı, sayısız işkencelerden geçirilseydiler Türk halkı ne yapardı?
Şüphesiz var olmak için tüm halkların yaptığı biçimde, onlar da Kürt halkının yaptığı gibi varlık mücadelesini başlatacak ve direnişe geçecekti.
Terörist bir halk değil, devlet terörü var
Erdoğan-AKP hükümetinin 24 Temmuz'da Kürdistan dağları ve şehirlerinde startını verdiği katliam ve soykırımlar karşısında Kürt halkını kendi öz yönetimini, öz savunmasını oluşturmak zorunda kalmıştır. Kürt halkının bugün Kürdistan ilçelerinde başlatılan öz yönetim ve öz savunma kararını, kendini katliamdan korumak için aldığı bilinmeli. Yaşam güvencesi olmayan bir halkın saldırılar karşısında yapacağı tek şey, kendi güvenliğini sağlaması ve korumasıdır. Tüm Kürdistan’da tanklar, panzerler, keskin nişancılar, savaş uçakları, bombardımanla aralıksız sürdürülen devlet terörü karşısında halkın başka bir seçeneği olamaz.
DAİŞ’in Rojava’da yaptığını bugün Erdoğan ve AKP hükümeti Kürdistan'da uyguluyor. Kürt şehirleri Kobanêleştiriliyor. Fiziki varlığını korumak için kendi öz savunmasını yapan halka "terörist" demek, buna karşı şiddet politikasını boyutlandırmak sorunu çözemez. Kaldı ki şu an AKP'nin topyekün savaşla çocuk, kadın demeden hedef aldığı Kürt toplumunun tümünün terörist olması mümkün değil. Ancak Farqîn, Silopi, Gever, Varto'daki saldırıları barbarlık düzeyine taşıyan bir devlet teröründen söz edilebilir.
Bu savaş halkları birbirine kırdırtma savaşıdır. Kürdistan’da Erdoğan-AKP’nin yaktığı ateş sadece Kürtleri değil, yüzlerce genci ölen Türk halkını da yakıyor. Savaşın tek tarafı olmadı, olamaz. İki cephede silahlar işleyip, karşılıklı ateşkes sağlanmadıkça, her iki halkın acısı da sürecek, katlanacak. Savaşın durdurulması için yıllardır barış taleplerini dile getiren Kürt halkı ile birlikte Türk halkının da harekete geçmesi, arayışlarını güçlendirmesi gerekiyor. Erdoğan'ın saltanat savaşını durdurmak, bunun yerine barışı, demokrasi ve özgürlüğü geliştirmek için tüm halkların el ele vererek ortak mücadele vermesi elzemdir. Buna karşı konulmadıkça 1 Kasım seçimlerinden sonra da toplumun bugün yaşadığımız AKP şiddetinin, Erdoğan'ın öfke ve iktidar hırsının mağduru olması kaçınılmaz. Barış cephesi güçlü bir tavır sergilemezse, Erdoğan ve AKP'nin barbarlığa evrilen bu politikaları bitmeyecek. Yıllarca devam etse de kaçınılmaz olarak şu an heba edilen barış ve müzakere süreciyle sonlandırılacak bu savaş daha fazla can almadan durdurulmalı. Barış için harekete geçmediğimiz her gün yeni kayıplar verdiğimiz, yeni acılar yaşadığımız gün olacak.
Savaşı ortak barış mücadelesi durdurabilir
Savaşı istemeyen tüm kesimler hemen, şimdi harekete geçmeli vicdanının sesini dinlemeli. Savaş ve şiddet değil, barış ve yaşamdan yana tavır almak insani bir erdem, insani bir sorumluluktur. Nerede, kim olursak olalım bu insanlık görevini yerine getirmekten hepimiz sorumluyuz. İnsanlığı var eden tarihsel değerlerimize sahip çıkılmalıyız. İnsanlığın en temel değeri ortak-kollektif yaşam anlayışı, dayanışması her alanda sürdürülmelidir. Aynı coğrafyanın halkları olarak birbiriyle savaşmak yerine, birbirini anlamak, barış için omuz omuza vermek herkese kazandırır. Ortak bir geçmişi paylaşan halklar, demokrasi ve özgürlük temelinde ortak bir geleceği de paylaşabilir. Türkiye ve Kürdistan hakları olarak bu savaşa mecbur değiliz ve ortak bir mücadeleyle kendi çözümümüzü yaratmamız mümkün. Bunun için yapılması gereken tek şey istemek ve bu talep için örgütlenmek, ortak mücadele etmek. Ortadoğu coğrafyası böyle bir insanlık hakikatine sahiptir. Bu onun güçlü yönüdür. Halkların ortak mücadelesi Çağın Nemrut'u olmaya soyunan Erdoğan ve diğer Firavunların kanlı oyunlarını bozabilir. Bilinmeli ki bu coğrafyanın despot krallara, diktatörlere ihtiyacı yoktur.
Savaşı en çok da annelerin gücü ve birliği durdurabilir. Türk analarının bu iktidar savaşına karşı ortaya koydukları tepki, artık gerçeği gördüklerini kanıtlıyor. Bu sesi büyütmek gerekiyor. Kürdistan’a sürülen asker analarının dediği gibi “Bu savaşta ölen, başta Erdoğan olmak üzere, bakanların, zenginlerin çocukları değildir.” Bu savaşta Türk ve Kürt halkının yoksul evlatları can veriyor.
Halklar olarak acil olarak yapılması gereken, Türk halkı ve Kürt halkının barış mücadelesinin sorumluluğunu paylaşması. Aksi takdirde her iki halk da her gün Erdoğan’ın savaşına kurban giden çocuklarının cenazelerini toprağa vermeye devam edecek. Kaybettiğimiz canların ardından gözyaşı dökmek, bireysel tepkiler ortaya koymak bu savaşı durdurmaya yetmiyor. Bu tepkileri çoğaltarak daha güçlü bir sesle dile getirmemiz, örgütlenerek her sokakta, her meydanda savaşa dur dememiz gerekiyor.