
Ben 64 yaşındayım. Barışı savunduğum ve istediğim için ceza aldım. Şimdi dilini, kültürün bilmediğim bir ülkede, kendi dilimi konuşamıyorum. Torunlarımdan, sevdiklerimden, Nusaybin'deki insanlarımdan, analardan, o güzelim çocuklarından, çocuklarımın mezarlarından mahrum bırakıldım. Tüm bunlardan beni mahrum bırakan zihniyeti lanetliyorum.
Kürdistan'da henüz oyun çağında olan çocuklarımızın bilekleri kırıldı, yüzleri kan içinde bırakıldı. Kürdistan'da çocuklar neden eylemlerde en önde? Çok tartışılıyor, herkes bir şeyler yazıyor bu konuda. Ama çocukları buna iten nedenler sorgulanmıyor. Örneğin beni parkta boya sandıklarıyla gören bir çocuk, bi koşu yanıma gelerek, "Xaltîkê meş heye?/Teyze yürüyüş mü var" diye sorabiliyor. Ona, "Na îro meş tune ye, herin dibistanê/Hayır yürüyüş yok, okula gidin" diyorum. O çocuğun yüz ifadesini unutamıyorum.
Bu savaştan kundaktaki çocuklar dahi etkileniyor. 5 yaşındaki bir çocuk dahi eline kola şişesini alıp, "anne bana biber ver" diyor. "Niye" diye sorduğumuzda, "gaz bombası yapacağım" diyebiliyor. Acaba neden etkilendi de, böyle bir şeye kalkışıyor küçük bir çocuk? Çünkü polisin attığı gaz bombaları evlerin bahçesine kadar geliyor, bu çocuğun da gözleri yanmıştır o gazdan. Kürdistan'da çocukların durumu bu. Yaşanan gerçek bu. Onlar savaşın içinde büyüdü. Birçoğunun babası, amcası, dayısı, kardeşi ya da arkadaşı savaşta yaşamını yitirdi. Yaşadıkları, gördükleri, onlarda öfkeye neden oldu. Panzerlere taş atan çocuklar için, sadece birkaç neden saydım.
Hepimizi her gün acılara boğan bu savaş nasıl biter? Ben 'Evet herkes Türkiyelidir ama herkes Türk değildir. Herkesin bir anadili var' diyorum. Bir anne olarak Emine Erdoğan'a soruyorum: Siz bizim yerimizde olsanız, çocuklarınız bizim çocuklar gibi olsa ne yapardınız? Biri, sizi ailenizden, torunlarınızdan, çocuklarınızdan ve tüm sevdiklerinizden ayırsaydı, ne tepki gösterirdiniz? Sizin, üstünüze düşen sorumluluğu, çabayı göstereceğinize inanmak istiyorum. Ben de Arap bir ailenin çocuğuyum. İki çocuğumu yitirdim, bir çocuğum da cezaevinde. Neden gencecik çocuklarımız 20 yıl cezaevinde kalsın ki? Bu hangi vicdana sığıyor? Barışın önünün açılması için bir genel affın çıkarılması ve Kürt sorununun muhatabıyla, yani Sayın Öcalan’la görüşülmesi gerekiyor. Barış her şeyden önemli. Sizlerle, tüm asker anneleriyle birlikte barışı haykırabiliriz. Güzel ülkemizin yok edilmesine izin vermeyelim. Bu ülkeyi gelecek nesiller için de zehir etmeyelim. Başta kadın milletvekilleri olmak üzere Türkiye'deki tüm kadınlar, barış için çalışmalıyız.
Bunca acıya rağmen barışı isteyen, yine bu çocukların anneleri… Eğer siz de bir anne olarak o çocukların ve barışı isteyen annelerin duygularını hissediyorsanız, gelin barışı birlikte tesis edelim. Hep birlikte taş atan çocukların elleri kalem tutsun diye haykıralım, barış için çaba gösterelim. Türkiye Türk, Kürt, Arap, Laz, Çerkez, içinde yaşayan tüm halklarla güzel olur. Acı çeken tüm anneler, tüm halkların birlikte yaşayacağı bir ülke yaratalım. İşkence ve ölümlerin olmadığı bir ülke. Özgür, yasaksız bir Türkiye ve Kürdistan inşa edelim.
Sivil toplum örgütü temsilcilerine, köşe yazarlarına, kendine 'demokratım' diyen bütün insanlara sesleniyorum: Kulaklarınızı tıkamış, gözünüzü kapatmış neyi bekliyorsunuz? Eski bir söz var; 'Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın' derler. Ama o yılan gelecek, bir gün hepimize dokunacak. Altından çıkamayacağımız durumlar olabilir. Artık uyanın! Herkes elini taşın altına koysun. Çünkü bu ateş hepimizi yakar!
Bütün analar kutsaldır. Hangi kanunda, hangi dinde bir anneyi ömrü boyunca yaşadığı topraklardan, haklarından mahrum etmek var? Eğer bir ülkede ölüm ve haksızlık varsa, isyan da olur. Tüm bunlara rağmen Kürt anneleri, hep barış çığlığı atıyor. Çünkü savaşsız ve ölümlerin olmadığı bir ülke istiyorlar. Yitirdikleri çocuklarının acısı, hep annelerin içini sızlatsa da, barış diyorlar. Türkiye halkı bunu duymalı. Öncelikle hükümet kulak vermeli barış taleplerimize. Bu devlet sadece Türklerin değil, hepimizindir. Savaşsız, özgür bir ülke dileğiyle...
SULTAN OÐRAŞ
Kürdistan'da yaşanan 30 yıllık çatışmalı süreçte, bir kızını çatışmalarda, bir oğlunu babasının gözleri önünde yargısız infazda kaybeden, bir oğlu da onlarca yıl cezaevinde yattıktan sonra yeniden tutuklanan 64 yaşındaki Barış Annesi Sultan Oğraş hakkında, çatışmalı sürecin sona ermesi için yürüttüğü faaliyetler nedeniyle 21 dava açıldı ve 8 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Türkiye'yi terk etmek zorunda kalan ve İsviçre'ye sığınan Oğraş'ın iltica talebi, "Şiddeti benimseyen bir partiye yakın durduğu" gerekçesiyle reddedildi. Oğraş'ın, başka Avrupa ülkelerinde iltica arayışı sürüyor. Şayet diğer Avrupa ülkeleri de sırf PKK'ye sempati duyduğu için Sultan Oğraş'ın iltica talebini kabul etmez ve Türkiye'ye iade ederse, 63 yaşındaki bu anne diğer cezalarının da onanmasıyla birlikte onlarca yıl hapis cezası yatacak.
HABER MERKEZİ