Gazeteci Tatari’nin kitabında, 1992’de Cizre’den göç etmek zorunda bırakılan ve şu an Mahmur Kampı’nda yaşayan Asya Nine’nin hikayesine de yer veriliyor. Küçük çocuklarını heybelerin içine koyarak bir gece Cizre’den ayrılan Asya Nine, “Barış olana kadar dönmeyeceğiz. Devlet adım atsa da, atmasa da bizim önderliğimize güvenimiz tamdır” diyor.


“Anneanne, ben aslında Diyarbakır’da değildim...”

Gazeteci Tuğçe Tatari’nin ‘Anneanne Ben Aslında Diyarbakır’da Değildim’ kitabı geçtiğimiz günlerde  çok sayıda kitap ve dergiye Gaziantep 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nce toplatma kararı verilmesiyle gündeme gelmişti.

Tatari kitabında, ‘Kürt sorunu’ konusunda kişisel olarak katettiği yolu ayrıntılarıyla aktarıyor. Tatari’nin macerası, o dönem çalıştığı Akşam gazetesine yazdığı bir yazıyla başlar. O yazıda PKK gerillalarıyla kucaklaşan BDP’li milletvekillerini eleştirir. Siyaset de böyle yapılmazdı ki?..der. Ancak, kendi deyimiyle ‘büyük laflar her zaman yerini bulmuyordu işte’.  Ve bir kere sormaya başladıktan sonra, ne pahasına olursa olsun cevabın peşinden gitmek gerekiyordu.  Önce KCK Basın Davalarını izler Tuğçe Tatari. 2013 Nevrozu’nda  Diyarbakır’dadır. Ama Türkiye’nin yıllardır içinden çıkamadığı Kürt sorununu anlamak için bu kadarı yetmez. Yeni istikametini belirler: Kandil. Çıktığı yol üzerindeki duraklara da uğrar; Ezidilerin kutsal mekânı Laleş’e ve çölden bir yerleşim birimine dönen Mahmur Kampı’na... Ardından Avrupa’daki Kürt gazetecilerle görüşür. Cezaevlerinde bulunanların sesine de kulak vermek gerekir ki, orada da yolu bir gerilla yazarla kesişir. Ve bu yolculuk çıkış noktasıyla sonlanır: Kürt milletvekilleriyle... Tuğçe Tatari Kandil’e ilk gittiğinde kimseye haber vermez. Kandil insanlar için o kadar korkutucu, o kadar uzaktır ki, kimseyi endişelendirmemek adına yakınlarına Diyarbakır’da olduğunu söyler… Ve anneannesi Diyarbakır’ı sorduğunda verdiği cevap her şeyi özetler: “Anneanne, ben aslında Diyarbakır’da değildim...”

Kitabının ve ‘Kürt sorunu’ konusunda kişisel olarak katettiği yolu böyledir Gazeteci Tuğçe Tatari’nin… 


‘Ya bizimle olacak ya köyü terk edeceksiniz’

Tatari’nin kitabında sadece kişisel yolculuğu değil, izlenimleri ve yaptığı röportajlar da bir araya getiriliyor. 1992’de Cizre’den göç etmek zorunda bırakılan ve şu an Mahmur Kampı’nda yaşayan Asya Nine’nin hikayesine de yer verilir. İşte o hikayelerin birinde, küçük çocuklarını heybelerin içine koyarak bir gece Cizre’den ayrılan Asya Nine, “Barış olana kadar dönmeyeceğiz. Devlet adım atsa da, atmasa da bizim önderliğimize güvenimiz tamdır” der. Devamında Asya Nine’nin hikayesi anlatılır: Asya Nine, Cizre’nin Şah köyünden. 70’li yaşlarda olduğunu söylü­yor, ama tam doğum tarihini bilmiyor. Mahmur’a ilk gelenlerden. Kampın da en yaşlılarından. Eşinin ölümünden kısa bir süre sonra, yani 1992 yılında köyde operasyonlar başlamış. Köylüler korucu olmaya zorlanmışlar, kabul etmeyince de ‘Ya bizimle olacak ya köyü terk edeceksiniz’ denilmiş. ‘Bazı köylüler hemen terk etti. Bazısı koruculuğu kabul etti. Ama biz direnenler arasında yer aldık. Tutuklamalar, köy yakmalar başladı’ diye anlatıyor o günleri Asya Nine. Aynı köyden on iki aile, bir gece vakti sessizce yola koyuluyor. Asya Nine’nin ailesi o günlerde dokuz kişiden oluşuyor. Kendisi dışında iki oğlu, dört kızı, gelini ve torunu. Çocuklarının en kü­çüğü beş, torunu iki yaşında. Yedi gün saklanarak sadece geceleri yürüyerek yol alıyorlar. “Öyle acı olaylara tanıklık ettim ki, hayatımızı bırakıp, çırılçıplak kaçmak zorunda kaldığımızı bile unutmuştum. Artık hayatta kalmaktan başka seçeneğimiz kalmamıştı” diyor.


‘Çocuklarımı heybelerde sırtladım’

“İşte tam da o acıların ortasında yaşadıklarımız, örgüte inancımızı pekiştirdi. Çünkü bizim nefes alma hakkımızı elimizden almak istediler’ diye anlatıyor, gözleri hep dolu dolu. ‘Küçük çocuklarımı heybelerin içine koyarak sırtladım, aklımca sakladım onları. “


Hayali: Barış

Asya Nine hayallerini de anlatıyor bize: “Savaş istemiyoruz. Türk halkıyla hiçbir zaman sorunumuz olmadı. Türk anneleri de, Kürt anneleri de en büyük acıyı yaşadı, evlat acısını... Beraberce yaşayalım istiyoruz. Bu kadar genç insan öldü, her biri kıymetli vatandaşlar olacaklardı. Kardeş olarak yaşayabileceğimiz günleri hasretle bekliyorum.”  Asya Nine sözü sık sık memleket hasretine getiriyor: “Televizyonda memleketimi gördüğümde gözyaşlarımı tutamı­yorum. Akarsularımı, dağlarımı, bağ bahçeleri, köyümü, toprağı­mı özlüyorum. Televizyonda bizim oralar çıktı mı torunlarımı çağırıyorum, onlar da cennetimi görsün istiyorum. Evet, dirayetli olmak için elimden geleni yapıyorum, sıla has­retim büyüktür ama kararımız belli: Barış olana kadar dönmeyeceğiz. Biz bir arada hareket ederek hayatta kaldık, dayanışma ve direnmeyle yeni bir hayat kurabildik. O yüzden bundan sonra bizim için tek başına davranmak mümkün olamaz.” 


 JINHA /ANKARA