Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın önerdiği dört konferanstan biri olan "Demokrasi ve Barış Konferansı" hafta sonu Ankara'da yapıldı. Konferansa demokrasi ve barış isteyen tüm kurumsal güçler ile bazı bağımsız şahsiyetler katıldı. Açılış konuşmasını yapan BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, "Sayın Öcalan'ın da yapılmasını önerdiği, aciliyeti ve gerekliliğini vurguladığı bu 'Kalıcı Barış' konferansı hem başındaki 'kalıcı' kelimesinin gerçekçiliği hem de 'barış' kelimesinin tarihsel anlamı gereği hepimiz için yön belirleyici bir pusula niteliğindedir" dedi.

Demokrasi ve Barış Konferansı hafta sonu Ankara Sürmeli Otel'de yapıldı. Yaşar Kemal, Tarık Ziya Ekinci, Vedat Türkali, Orhan Pamuk, Murathan Mungan, Rakel Dink, Prof. Dr. Yakın Ertürk, Prof. Dr. İoanna Kuçuradi, Prof. Dr. Gençay Gürsoy, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ve Arif Sağ'ın çağrıcısı olduğu "Demokrasi ve Barış Konferansı"na 400'e yakın akademisyen, siyasetçi, aydın, yazar, sendikacı, sanatçı, kadın örgütü temsilcisi katıldı. Şebnem Korur Fincancı, Murathan Mungan, Arif Sağ, Gencay Gürsoy, Yakın Ertürk dışındaki diğer çağrıcıların bulunmadığı konferansta ayrıca BDP Eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Gültan Kışanak, DTK Eş Başkanı Aysel Tuğluk, HDP Eşbaşkanları Fatma Gök ve Yavuz Önen, ÖDP Eşbaşkanları, EMEP Genel Başkanı, SDP Genel Başkanı, KADEP Genel Başkan Yardımcısı başta olmak üzere çok sayıda siyasetçi katıldı. Yine yazar Berat Günçıkan, Nuray Mert, gazeteci Ertuğrul Mavioğlu, Celal Başlangıç, Prof. Dr. Ahmet Özer, sanatçı Suavi, Avukat Eşber Yağmurdereli başta olmak üzere hemen hemen bütün davetlilerin konferansa katıldığı görüldü.

'Kalıcı bir barış' için

Konferansın açılış konuşması BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder tarafından yapıldı. Daha iyi bir dünya fikrine inanan ve bunu kendine dert edinenler olarak burada bulunduklarını ifade eden Önder, büyük bir sürecin temellerini çizmek mutlak olmalı başlıklarını belirlemek için toplandıklarını ifade etti. Önder "Kalıcı barış" ismiyle yaptığı konuşmasında, "Tarihe siyaseten baktığımızda, bu konferansı oluşturanların ortak paydası sayılabilecek düşüncelerin, uzun vadede daima doğrulandığı gerçeği ile karşılaşırız. Ne yazık ki uzun vadede gelen haklılık, bu vadede maruz kalınan zulmü ve kötülüğü engellemeye yetmemektedir. Ortak paydadan bahsetmiştim. Bu nedir diye baktığımızda birçok şey saymak mümkün ama en temel ve tartışmasız olanlara indirgediğimizde, havaya, suya, dile, kimliğe ve onura mülk olarak değil en temel ve vazgeçilmez bir hak olarak bakanlar diyebiliriz. Daha iyi, daha eşitlikçi ve daha adil bir dünya mümkün fikrine inananlar ve bunu dert edinenler diyebiliriz. İşte bizler burada tarihsel önemi büyük bir sürecin temellerini güçlendirmek, çerçevesini çizmek, 'asla olamaz'larıyla 'mutlaka olmalı' başlıklarını belirlemek ve bu süreci izleyip kolaylaştırmak, gözleyip denetlemek üzere toplandık" dedi.

'Pusula niteliğindedir'

Bu çağrıyı yapan, emek veren, katılım gösteren bütün dostlara, partilere, örgüt ve kurumlara teşekkür ettiklerini ifade eden Önder, şöyle devam etti: "Sayın Öcalan'ın da yapılmasını önerdiği, aciliyeti ve gerekliliğini vurguladığı bu 'Kalıcı Barış' konferansı hem başındaki 'kalıcı' kelimesinin gerçekçiliği hem de 'barış' kelimesinin tarihsel anlamı gereği hepimiz için yön belirleyici bir pusula niteliğindedir."
Önder, yeni ve tam demokratik bir cumhuriyet talebi için bu konferansın Ankara'da toplanmasının ayrı bir simgesel öneme sahip olduğuna dikkat çekerek, "Herkesin birilerinin hassasiyetlerinden bahsettiği dönemde Kürtler, sosyalistler ve demokratlar barışa el uzatıyor, hassasiyetlerin ardına sığınmış kan oyunlarına inat bir haysiyet gösterisi sergiliyorlar" dedi. Önder, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Kürt Halkı ve dostları kendi kaderlerinin Orta Doğu'nun ve dünyanın kaderinden ayrı gayrı bir kader olamayacağını, tüm mücadele biçimleriyle devlete ve dünyaya kanıtlamış durumda. Bizler, tarihsel olarak kendimize biçtiğimiz rol gereği, hep en ileriye gideceğimizin bilinciyle, arkaya bakıp acılara sığınmaktansa yeni acılara engel olmak, acıları ortaya çıkaran manzaraya sebep olanları insanlara işaret etmek gayretinde olduk."
İşaret etmekle kalmadıklarını toplumun her alanında emek alanından yerel yönetimlere oradan meclise, tezkerelerden başlamak üzere birçok akıldışı durumda ses çıkararak, savaşın barış için bir yöntem olmayacağını, halkına ateş açanların değil ancak halkına kucak açanların olumlu bir karşılık görebileceğini, barışın inşasında işlev sahibi olabileceklerini belirttiklerini dile getirdi.

'Barış demokrasinin anahtarı'

"Barış" kelimesine yükledikleri anlamın bu denli büyük olmasının kimseyi korkutmaması gerektiğini ifade eden Önder, şunları söyledi: "Kürt halkının barışa olan inancının artması, hiçbir şekilde mücadelenin ve kazanımların kutsallığına olan inancın azalması anlamına gelmemektedir. Barış herkesçe sıkça dile getirildiği üzere demokrasinin anahtarı olabilir; ama barışın tek anahtarı demokrasi değildir. Adalet, eşitlik ve demokrasi bir arada kalırsa barışın kalıcı bir biçimde tesisi mümkün olacaktır. Barışa, gerillanın sınır dışına silahlarıyla çekilmesine dahi direnenler, barış için sokağa çıkanları protesto edenler ne bu halkın iradesini ne de bu halkın mücadelesini tanıyamamıştır. Elbette bugün bu kadar muhteşem bir ideal için, kalıcı barış için burada bulunmayı içine sindiremeyenler varsa, bu onların ideolojik ve vicdani bakımdan barış gibi bir dertlerinin olmayışından kaynaklanmaktadır."

Barış inşasının önemi

Kürtlerin, kendi coğrafyalarını demokratikleştirmekle, dönüştürmekle ve özgürleştirmekle kalmayıp, Türkiye Cumhuriyeti'nin dar kalıplara sıkışmış siyasi iradesini de dönüştürmeyi başardıklarını dile getiren Önder, "Ağzından kan damlayanlar bile bugün barış karşısında susmak durumunda kalmıştır. Bu, bugün bu salonda olanların barışı geçici bir strateji değil, tarihsel bir yön olarak görmesinden ve savaşlarla yazılan tarihi barışla yeniden inşaa etmenin gerekliliğinden kaynaklanmaktadır" dedi.
Önder, "Sayın Öcalan'ın kapitalist moderniteye dair eleştirilerine baktığımızda, tarihini zulme ve savaşa borçlu bir uygarlık yerine tarihini diyaloğa, eşitliğe ve örgütlü siyasete borçlu yeni bir toplumu görüyoruz. Bizim tarihsel mirasımız, kardeşlik olduğu kadar eşitlik ve özgürlük üstüne de kuruludur. Görüldüğü gibi, burada bulunanların bu değerler üstünden kendilerini var etmeleri, bugün aramızda olmayan; ama aynı gökyüzünün altında daima omuz omuza mücadele ettiğimiz, Almanya'da, Fransa'da, Irak'ta, İran'da, Suriye'de yaşayanlarla ortaklaşmalarıyla mümkün olmuştur" diye konuştu.

'Ölüme dur demek'

Barışın iki taraflı bir süreç olduğunun altını çizen Önder, şu değerlendirmeyi yaptı: "Ölüme dur demek yalnızca mücadele güçlerinin değil, devletin ve tüm yurttaşların da elindedir. 'Kalıcı' kavramının altına çizeceğimiz çizgi de işte tam burada önem kazanmaktadır. Bugün başta basın kuruluşları olmak üzere birçok insan hükümetin stratejilerini tam olarak sindirememiş olsalar bile barışa destek vermek zorunda hissediyorlar, egemeni ikna etmek gibi bir zorunluluğumuz olmasa da kitle iletişimini aksatmamalı, barışı gönülsüz destekleyen yahut barışın içine sinmediği kitleleri de bu konferans ve paralelindeki tüm çalışmalarla ikna etmek gerekmektedir."

'Direnenlere selam olsun'

Önder, konuşmasını şöyle bitirdi: "Barış için sokaklara yüz binlerle dökülmüş Kürt halkı olmak üzere halklar, emekçiler, sosyalistler, kadınlar, inançlar, kültürler ve her anlamda ötekileştirilenler, bugün her bir ferdiyle sürecin esas aklıdır ve böyle olmak zorundadır. Bir arada yaşamın, sınırlarla bölünmemiş kültürel birlikteliğin ancak haklar çerçevesinde mümkün olduğunu bilenler olarak bugün asıl yapmamız gereken, barışla birlikte gelecek hayatın demokratik bir biçimde şekillenmesine ve sürmesine katkıda bulunmaktır. Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin artık topla tüfekle yahut zindanla yenilemeyecek olduğu görüldüğünden, bugün elimizde olan şey tüm silahlardan güçlü olan bir barış halidir. En yalın ve en onurlu haliyle bu barış için canlarını feda eden, her alanda mücadele eden dostlara, bu konferansın ve ebedi barışın gerçek sahipleri olacakları için şükran duyuyoruz. Zafer, hapishanelerden dağlara, akademilerden, fabrikalara, bulunduğu tüm alanları birer eğitim, eşitlik, barış ve özgürlük yuvası haline getirenlerindir. Zafer, barış ve demokrasi uğruna binlercesini yitirdiğimiz kardeşlerimizindir. Zafer, barışındır!"
Önder'in konuşmasının ardından divan seçildi. Divan başkanlığına Prof. Dr. Gencay Gürsoy; divan üyeliklerine de Bircan Yorulmaz, Garo Paylan, İbrahim Sinemillioğlu, Prof. Dr. Sevilay Çelenk, Prof. Dr. Necla Kurul, Avukat Mehmet Emin Aktar seçildi.

Çok dilli divan

Divan Başkanı Prof. Gençay Gürsoy, yakın tarihe bütün ağırlığıyla damgasını vuran 10 binlerce genç insanın kaybı yanında Kürt coğrafyasını, örselenmiş doğasını, yakılmış ormanları, boşaltılmış yakıp yıkılmış köyleri, göçe zorlanmış halkıyla savaş alanına çeviren, onulmaz acılarla dolu 30 yıllık kanlı bir dönemin sona ermekte olduğunu, heyecan dolu günler yaşadıklarını söyledi. Kalıcı barışın inşası ve Kürt sorununun çözümü için çoğulcu, eşitlikçi, katılımcı, özgürlükçü, adem-i merkeziyetçi bir toplumsal düzeni mümkün kılan yeni bir anayasaya ihtiyaç olduğunu kaydeden Gürsoy, "Yine hepimiz biliyoruz ki, bu hedefe ancak, olabilecek en geniş toplumsal mütabakatla, yakın tarihin acı izlerini olabildiğince silen dürüst bir yüzleşme ve sabırlı ikna süreciyle varabileceğiz” dedi.
Av. Mehmet Emin Aktar ise Kürtçe konuşmasında, 30 yıldır büyük acılar yaşandığını ifade ederek, ilk önce herkesin birbirini iyi anlaması gerektiğini söyledi. Garo Paylan ise katılanlara anadili olan Ermenice hitap etti.
Şebnem Korur Fincancı'nın konuşmasının ardından konferansın çağrıcılarından olan ve konferansa katılmayan Vedat Türkali, Orhan Pamuk, Yaşar Kemal, Rakel Dink, Tarık Ziya Ekinci ve İoanna Kuçuradi’nin mesajları okundu.

‘Hadi barışı tartışalım’

Çağıcılardan Arif Sağ ise, uzun zamanlar gülmelerine izin verilmediğini ifade ederek, 20 yıl önce de barış ve demokrasiden bahsettiklerini söyledi. Sağ, barış ve demokrasiden korkulmaması gerektiğini belirterek, “Çok fazla laf etmeye, gevelemeye gerek yok. Eğer demokrasi ve barışı algılamıyorsak, biz bütün bu acıları demokrasi ve barışı algılayabilmek için tartışmamız gerekiyor. Bu işi bu barış sevdasını ancak tartışarak kalıcılaştırabiliriz. Bizim elimize verilen barış bir gün tekrar alınabilinir. Biz kendimiz barışı yaratacağız. Bu tartışma kültürüne çağıranlara şunu diyorum; hadi barışı tartışalım” diye konuştu.
Çağrıcılardan Murathan Mungan, kendilerinden sonraki kuşakların bu konuşulanları konuşmamasını umduğunu kaydederek, toplantıda daha çok barışın konuşulacağını, bu yüzden barış samimiyeti üzerine konuşmasını ayırdığını aktardı.

‘Birlikte geleceği kuralım’

BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak, çağrıcılara teşekkür ederek konuşmasına başladı. Hep beraber bu çözüm yoluna sahip çıkacaklarını dile getiren Kışanak, kritik bir aşamaya gelindiğini söyledi. Egemenlerle müzakerelerden daha önemli olan esas konunun salonda bulunan ve bulunmayan herkesin birliği olduğunu dile getiren Kışanak, “Büyük bedeller ödenerek bugünlere geldik. Bundan sonraki yolculukta tarihsel geçmiş gelecek için bir referanstır. Başka bir şeye de gerek yoktur” dedi.
Kışanak’ın konuşmasının ardından Orhan Pamuk ve Rakel Dink’in gönderdiği mesajlar okundu.
Barış İçin Kadın Girişimi adına konuşan Prof. Dr. Nükhet Sirman, kadınların barış müzakerelerinin her alanında olmasını düşündüklerini belirtti.
"Hakikat, Yüzleşme ve Adalet”, "Hukuk, Yol Temizliği ve Yeni Anayasa" ve "Barışın Toplumsallaşması ve Demokratik Mücadele" isimli toplantı başlıkları belirlendikten sonra komisyonlar ile ilgili konuşmalar yapıldı.

'Geçmişle yüzleşmek şart'

"Hakikat, Yüzleşme ve Adalet" konusunda konuşan Akademisyen Murat Paker, konu hakkında sunumunu yaptı. Paker, "Yüzleşme dediğimiz mesele ise, iki temel unsuru var. Bir hakikatin ortaya çıkartılması, ikincisi bu hakikatla birlikte yeni bir ilişkinin tesis edilmesidir. Bu ikisi yapılabilirse yeni bir uzlaşmanın olması mümkün. Yüzleşme dediğimiz şey, suçlarımızla kabahatlerimizle yüzleşmek. Yüzleşme kendimizle yüzleşmektir. Kendimizle yüzleşmesek, kalıcı barışı sağlayamayacağız" dedi. Paker, daha sonra “Hakikat, Yüzleşme ve Adalet” konuları hakkında yapılması gerekenleri maddeler halinde sıraladı.
Prof. Dr. Turgut Tarhanlı da atölye çalışmalarında dikkate alınacak olan üç başlığın birbiriyle çok bağlantılı olduğunu dile getirdi.
"Müzakere sürecinde barışın toplumsallaşması ve demokrasi süreci" adlı atölye çalışması grubunun konuşmasını Necmiye Alpay yaptı. Demokratikleşme ve barışın sivil bir mücadele alanı olduğuna dikkat çeken Alpay, barış ve demokrasi mücadelesinde muhatapların herkes olduğunu dile getirdi.
Konuşmaların ardından "Hakikat, Yüzleşme ve Adalet”, "Hukuk, Yol Temizliği ve Yeni Anayasa" ve "Barışın Toplumsallaşması ve Demokratik Mücadele" konulu atölye çalışmalarına geçildi. Atölye çalışmalarının ardından “Hakikat, Yüzleşme ve Adalet Komisyonu”, “Hukuk, Yol Temizliği ve Yeni Anayasa Komisyonu” ve “Müzakere Sürecinde Barışın Toplumsallaşması ve Demokratik Siyaset Komisyonu” konulu 3 ayrı komisyon kurulmasıyla ilk günkü oturumlar sona erdi.

Barışın yol haritası

DTK Eşbaşkanları Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk'ün de ikinci gün katıldığı konferansta, atölye çalışmalarının sonuçları aktarıldı. "Müzakere sürecinde barışın toplumsallaşması ve demokratik mücadele" konulu yapılan atölye çalışmasının sunumu Ender İmrek tarafından yapıldı. Tartışmalarda çıkan sonuçları paylaşmak istediklerini ifade eden İmrek, "Müzakere süreci şeffaf olmak zorundadır. Masanın bir tarafında devlet diğer tarafında sadece Kürtler söylemi doğru değil. Bütün ezilenlerin ortak duruşunu sağlamak konferansımızın ortak referansıdır" dedi. İlk aşamada çalışmaların koordine edilmesi konusunda bir komisyon kurulmasına karar verdiklerini dile getiren İmrek, "Bu komisyon sürecin izlenmesini ve taraflarla buluşmayı hedefliyor. Yerellerde benzeri çalışmaları sürdürmeyi önüne hedef olarak koymuştur" diye kaydetti.

'Samimi ve sahici'

Hakikat Yüzleşme ve Adalet Komisyonu adına konuşan Erdoğan Aydın da devletin yıllardır sürdürdüğü ayrımcılığa dikkat çekerek, bunun devlet asimilasyonu olduğunu belirtti. Bunları dört başlık altında topladıklarını belirten Aydın, "Osmanlı'dan bu yana Kürtler baskı ve asimilasyona bağlı olarak Türkleştirildi. Aleviler sünnileştirildi. Sünniler laikleştirildi. Ve Ermeni, Süryani, Keldani halkları soykırıma uğradı" dedi. Bir siyasi dönüşüm için mücadele etmenin çok önemli olduğuna dikkat çeken Aydın, "Kapsamlı ve adil bir barışa ulaşmak için en önemli olan yüzleşmedir" dedi. Aydın, "Güven önemli. Buna uygun bir barış dili, bir bilgi ve hafıza çalışması olmalı. Bu konuda bir Hakikat Komisyonu'nun oluşturulmasına karar verildi. Bu savaşın yarattığı her alanda yaşananlara dair bir çalışma yürütecek. Sivil toplum örgütleriyle bağlantı kurmak ve bu konuda bilgi ve belgeler bir araya getirilmeli. Faillerin envanterinin ortaya çıkarılması farklı kesimlerin birbiriyle yüzleşmesinin yolunu açacaktır. Bu konuda yöntem ve araçlar geliştirilmeli. Meclis yeni bir yasal düzenleme ile resmi hakikat komisyonlarının oluşturulması ısrarla talep edilmelidir. Mevcut konjoktür gereği adalet ve Türkiye tarihinde olan diğer kara sayfalarla yüzleşmek esas alınmalı. Ermeni katliamı, Pontus Rum soykırımı, Dersim katlimı ile yüzleşme bu anlamda önemlidir. Bütün sanat çalışmaları desteklenmeli. Kadınların katılımı esas alınmalı. Samimi bir özür dilenmeli" diye konuştu.

Barışın hukukunu oluşturma

"Hukuk yol temizliği ve yeni anayasa" komisyonunda yapılan tartışmaları ana başlıklar halinde dile getiren Filiz Kerestecioğlu ise barışın hukukunu oluşturmayı esas aldıklarını dile getirdi. Kerestecioğlu, "Çoğulcu demokrasiyi bütün kurumlarıyla oluşturmak ve işlev kazandırmak önemlidir. Karşılıklı güven açısından yürünmesi, hukukun üstünlüğü ve adalet zaafiyeti, güven arttırıcı adımların tek taraflı olması, yargı sisteminin yeterli bir güvence sağlamaması engelleri var. Bu engellerin kaldırılmaları aciliyet arz ediyor" dedi. Güven tesisi yolunda ileri adımların atılmasının sağlanacağını ifade eden Kerestecioğlu, "Yasal değişiklikler, içerde olan binlerce siyasi tutuklu, ifade özgürlüğü başta olmak üzere her konuda adım atılabilmesi için yargı sistemine hakim olan anlayışın değişmesi hayati önemdedir. Türkiye'nin taraf olduğu hak ve özgürlüklere ilişkin çekinceler kaldırılmalıdır. Eşit ve demokratik bir ortamda yaşamayı reddeden bir durumdur. Yerel yönetimler özerklik şartı ve çocuk hakları sözleşmesindeki çekinceler kaldırılmalıdır. Çoğunluğun hukukla kurulması konusunda önemli bir mesaj verilmiş olacaktır. Yanlışlığın giderilmesi için yerelden ve yeniden yönetim anlayışı geliştirilmelidir. Kuvvetler ayrılığı ilkesine yeni anayasada yer verilmelidir. Türkiye yurttaşların buluşacağı bu yeni anayasa herkesin kendi anadiliyle yaşadığı eşit, cinsiyet kimliğinin tanındığı, vicdani red olayını tanıyan bir anayasa olmalıdır. Barışın hukukunu hep birlikte kurmak ve uygulanmasını takip etmek zorundayız" diye konuştu.
Komisyonların tartışmalarının aktarılmasından sonra katılımcıların konuşmalarına geçildi.

Türk: Zihniyet endişelendiriyor

Konferansta söz alan Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu, akademisyen Betül Yarar, İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, Emekçi Harekat Partisi Genel Başkanı Sibel Uzun, gazeteci Cemal Uşşak, Eğitim Sen Kadın Sekreteri Esen Yılmaz, Halkevleri Başkanı Oya Ersoy, Prof. Dr. Ahmet Özer'in ardından DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk konuştu. "Devletin zihniyetinde bir değişimin olmaması bizi endişelendiren bir durumdur" diyen Türk, bu sürecin yeniden devlete bırakılırsa kaybedileceğini kaydetti. Türkiye halklarını kazanmanın önemli olduğunun altını çizen Türk, "Türkiye'nin hassasiyetleri denerek Kürt halkınınn hakları kurban edilemez. Bu hassasiyet asla gözardı edilmemelidir. Adalet ve hukuk mücadelesi olduğunu; bütün kimliklerin inançların mücadelesi olduğunu ortaya koymamız lazım. Kürt sorunu sadece Türkiye'nin sorunu değil. Ortadoğu da Kürtler hem istikrarın hem de istikrarsızlığın nedenidir. Yeni bir dünya yeni bir yaklaşım yeni bir bakış ile başlamamız lazım. Endişeli olabiliriz ama bugün önümüzde olan fırsatları görmememiz anlamına gelmiyor" dedi.

Hakların pazarlığı olmaz

Konferansta söz alan BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, konferansın hükümete taleplerini iletme, bunların gerçekleşmesinde ısrar etme gibi bir sorumluluğunun olduğunu belirterek, "Kürtlerin hakları pazarlık konusu yapılamaz. Eşit koşullarda müzakere olur. Şimdi eşit koşullarda değiliz. Sayın Öcalan çok dar koşullarda bir sürece yön vermeye çalışıyor. Bunu kabul etmemeliyiz. Eşit koşullarda müzakere için gereken neyse bunları yerine getirmeliyiz" dedi. Devlet ile Türkiye'de yaşayan halklar arasında bir hukuk oluşturmak için bu konferansı düzenlediklerini dile getiren Tuncel, "Bunun için demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü bir hukuk oluşturabilir miyiz? Bu sorunun cevabını hep birlikte vereceğiz. AKP'yi iktidardan indirecek olan bizim ortak mücadelemizdir. Demokratik Özerk Kürdistan, Demokratik Cumhuriyet bizim temel taleplerimizdir. O zaman bunun mücadelesini vereceğiz. Bundan sonraki süreci örgütlemek bizim açımızdan önemli. Herkes bu konferanslara katılım sağlamalı. Barışın toplumsallaşması için bunu yapmalıyız. İşimiz çok, zamanımız yok. Bu ülkede yaşayacaksak o zaman istediğimiz gibi bir ülkede yaşayacağız" dedi.

'Ben halkım, beni dinleyeceksiniz'

Van Kent Konseyi Kadın Meclisi üyesi Diba Keskin salonda başörtülü olarak bir tek kendisinin olduğunu ifade ederek, "Ben halkım, siz de beni dinlemek zorundasınız. HDK bir çatıdır diye biliyorum. O çatının altında bize yer yok mu? Bence dindarlar eksik temsil ediliyor. Biz halkız, bize gelin. Ben dindarım. Dindar bir yerden geliyorum. Bizim inancımız iktidarın inancı gibi değildir. Kesinlikle Süryanilere, Alevilere karşı değiliz. Siz alanı bilmiyorsunuz. Biz sokaklarda adım atmıyoruz. Bir hafta oldu bir ay oldu şimdi üç ay oldu. Dedim ki ben konuşacağım. Üç aydır Kutlu Doğum kermeslerinden dolayı biz adım atamıyoruz. Dönüp bize diyorsunuz ki 'Yozlaşmış bir İslam yaşıyorsunuz.' Siz bizden uzaklaştıkça biz giderek yozlaşacağız. Bize bir İslam getiriyorlar. Seçimlerde sonucunu farklı yaşarsınız. Siz Büyük Ortadoğu Projesi diyorsunuz. İşte şuymuş, buymuş bu halk nasıl birbirine düşman ediliyor, kendi özünden nasıl uzaklaştırılıyor, onu yakalamaya çalışın. Buradaki mihenk taşı nedir. Onu birlikte bulalım. Bizi dışlamayın. Ankara'da oturup konuşmak kolaydır. Önemli olan herkesi kapsayacak bir şekilde hareket etmektir" diye konuştu.
MAZLUMDER Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal, 1925 Şeyh Sait isyanı ve İstiklal Mahkemeleri ile mutlaka yüzleşmek gerektiğini ifade etti. Halkların yaşadığı acıların kaynağının Kemalizm olduğuna işaret eden Ünsal, siyasi partilerin sandalye sayısına uygun yapılan komisyonların genişletilmesinin önemine işaret etti.

DİHA/ANKARA