Kürtlerin çoğunlukta olduğu illere ise ilk cenaze geldi.
Gezi ile Lice’yi can veren Türk ve Kürt gençleri birleştirirken, Hükümet hem Gezi’ye, hem de Lice’ye karşı silahla karşı koyuyor…
O halde sorunuz: Kim çözüm sürecine uygun hareket ediyor, kim çözüm sürecine rağmen şiddeti sürdürüyor?
Hükümet sözcüleri, BDP’nin “Hükümet adım at!” kampanyasını yalnız suçlamakla kalmadı, aynı zamanda “silahsız” ve hatta “barışçı” ilk gösteriyi gaz bombalarıyla amansızca bastırdı. Hem de ne bastırma… İçişleri Bakanı “yeni gaz bombası atma talimatı”nda “kapalı alanlarda gaz bombası atılmaz” dedi ya, bu talimat Amed’de beş paralık anlam taşımıyor; polis BDP İl Binasının içine “gaz bombaları” attı, yüzlerce insanı zehirledi.
Tekrar bir soru soralım: Gerilla çekiliyor. Birinci aşama tamam. Ama hükümet adım atmıyor ve atmayacağına dair tehlikeli işaretler veriyor. Bu durumda Kürt halkı ne yapacak? Çözüm süreciyle ilgili adımların atılmasında onun söz ve karar sahibi olma hakkı yok mu? Bu hakkı nasıl kullanacak?
İki yol var; ya bu hakkı gösterilerle, mitinglerle, kullanacak, kah “Hükümet adım at” mitingleri düzenleyecek, kah çözüm sürecine aykırı olduğu için yeni karakol inşaatlarına ve Kürdistan’ı askeri amaçlarla su altında bırakacak olan barajlara karşı sivil itaatsizlik eylemleri yapacak; ya da halkın bu hakları kullanılamaz hale getirildiğinde, yeniden başa dönülecek, karşılıklı çatışma süreci başlayacak…
Şimdi olan şu: Kürt halkı çözüm sürecinde hükümetin oyalama siyasetine karşı “miting” ve “sivil itaatsizlik” yolunu seçmiş. Hükümet ise her ikisini de şiddet yoluyla bastırmış. Bu durumda Kürt halkı silahsız yoldan yürümekte ısrar ediyor, hükümet ise onu şiddet kullanarak silahlı yola doğru sürüklemeye kalkışıyor.
Savaşın yeniden başlaması herkes için felaket olacağına göre, hükümet ne yapmak istiyor? Belki de şunu: “Seni onere ettik (yani ‘şereflendirdik’) otur oturduğun yerde” demek istiyor. Ayaklanan halk oturmaz.
Gelelim “karakollara”…
Çözüm sürecinin birinci aşaması “gerillanın sınır dışına çekilmesi”… Bu ne demektir? Bu her şeyin yanında, gerillanın kendi “karakollarını” terk etmesi demektir. Yaptığı “sığınakları“ hükümet kuvvetlerine “terk etmesi” demektir. Hükümet kuvvetlerine karşı mevzilendiği “stratejik noktalardaki” gerilla “bunkerlerini” Türk devletinin “işgaline bırakması” demektir….
Bunun anlamı şudur: Gerilla otuz yıldır çarpışarak elde ettiği bütün avantajlarından vazgeçmiştir. Ordu birlikleri otuz yıldır giremedikleri her yere girme, çıkamadıkları bütün kritik yerlere çıkma imkanı kazanmıştır.
Bir anda, otuz yıl boyunca “genel güvenlik, asayiş, sınır güvenliği, eşkıya takibi v.s.” için değil, gerillaya karşı inşa edilmiş “karakollar” işlevsiz hale gelmiştir.
Ama hükümet “yeni karakollar” inşa ediyor. Gerilla kendi “karakollarını” terk ediyor, hükümet gerillanın “karakollarına” girmesi yetmezmiş gibi, bunların üstüne yeni karakollar yapıyor. Oysa savaş nedeniyle yapılan tüm karakolların yıkılması gerekiyor.
Bu çarpıcı çelişkinin anlamı nedir?
Gerilla “savaş için yaptığı bütün hazırlıklardan” vazgeçerken, Hükümet “savaş hazırlıklarına” devam ediyor. Bu da gerillanın barış konusundaki samimiyetini ve kararlılığını, hükümetin ise barış konusunda samimiyetsizliğini ve savaş konusunda “inadını” gözler önüne seriyor.
Karakol meselesi basit bir mesele değil. Ve bunların gerilla çekildikten sonra da Kürdistan’da varlığını sürdürmesi Kürt sorununun çözümüyle temelden çelişmekte. Mesele şudur:
Kürt sorununda çözüm, “tek bir devlet çatısı altında” gerçekleşecek. PKK’nin kararı böyle. Halk da bunu onaylamakta. Bu durumda “merkezi devletin” devlet sınırlarını “karakollarla” korumasına itiraz edilemez. Bu devletin başka devletlere karşı egemenlik hakkının icabıdır.
Buna karşılık, Kürdistan’ın her yerinde, Dersim’den, Amed’e, Hakkari’den Mardin’e kadar bütün şehirlerin içinde, çevresinde savaş sırasında kurulmuş sayısı bilinmeyen karakollar Türk devletinin Kürt halkı üzerinde “egemenliğinin” silahlı araçlarıdır. Bu karakollar ve yalnız onlar değil, bütün kentleri kuşatan kışlalar, yüzbinlerce askeri yığınak savaşın sona ermesiyle birlikte artık “gerillaya karşı” değil, Kürt halkına karşıdır.
Nitekim Lice’deki karakol, silahlı gerillaya değil, silahsız sivil halka karşı ateş açmıştır. Tasfiye edilmelidir.
Barış ve çözüm demek karakolsuz Lice demektir
Altı aydır Türklerin çoğunlukta olduğu illere asker cenazeleri gelmiyor.