Bunun adına Newroz denir… Bu Kürdün “Newroz Uyanışı”dır. “Kürt Baharı”dır.
Başlamıştır. Daha doğrusu, otuz yıldır süren “Kürt uyanışı” yeni bir aşamaya yükselmiştir.
Bu uyanış parlamenter ve barışçı yöntemlerle yürüyen bir mücadeledir.
Seçilmiş vekiller ve seçmenleri, silahsız tüm Kürt halkı, artık ölüm eşiğinde özgürlük türküsü söyleyen açlık grevcileri Kürdistan’ın her yerinde ve Kürtlerin yaşadığı her yerde ve tüm dünyada parlamenter ve barışçı çözüm için artık “son sözlerini” söylüyorlar.
Hükümet halkın ve Kürt özgürlük hareketinin barışçıl çözüm iradesine karşı savaş açtı.
Ahmet Türk’e atılan yumruk, barışçıl çözüme atılan yumruktur.
Ertuğrul Kürkçü’ye polis saldırısı da öyle.
Yumruğu atanlar, saldırılar oradaki gözü Kürt düşmanlığı ile dönmüş polisler değildir; İçişleri Bakanı’dır; emri veren Başbakan’dır.
Silahsız bir halka karşı Hükümetin saldırısı müzakere ve uzlaşma ile ilgili son umutları ortadan kaldırmak üzeredir. Hükümet “iç savaş”ı kışkırtıyor. Bunu kanıtlamaya bile lüzum yok. Newroz’u yasaklama gerekçesi Hükümetin halka saldırma kararı verdiğini yeteri kadar açıklıyor.
“Bayram tarihi 18 Mart değil 21 Mart’tır, o nedenle bütün Newroz kutlamaları yasaklanmıştır” diyen hükümet, böyle saçma bir yasaklama kararını, dünyanın hiçbir yerinde hiçbir halkın kabul etmeyeceğini biliyordu. Amacı, yasağa rağmen Newroz’u barışçıl olarak kutlamak isteyen halka saldırmak için “bahane” yaratmaktı.
Yarattı.
Parlamenterlerin polisler tarafından neredeyse öldürülmek amacıyla saldırıya uğraması, milyonluk kitlelere “düşmana” saldırır gibi saldırılması, “yeni aşamanın” içeriğini ortaya koyuyor.
Ahmet Türk’e ve Ertuğrul Kürkçü’ye saldırmak, TBMM’de temsil edilen Kürt halk iradesine saldırmak demektir.
Cemaatin egemenliğindeki polis teşkilatı özel bir işgal gücüne dönüştürülmüştür. Bu teşkilat bilinmeli ki, aslında Kürt savaşında yenik düşmüş, dişleri ve tırnakları sökülmüş Ergenekonculuktan çok daha tehlikelidir. Ordunun “onyılda bir” yaptığı “darbeyi” şu anda Kürt halkı “hergün” yaşamakta.
Ve yazıyı yazarken öğreniyorum: Cizre’de “akrep” denilen zırhlılar, etrafı ağır silahlarıyla tarıyor.
Can kaybı var mı, yok mu, bilinmiyor…
Hükümet barışçıl çözüm yolunu yok ediyor.
Şimdi bu ülkenin bütün namuslu insanları şu soruyu sormalı: Hükümet uydurma gerekçeyle Newroz’u yasaklayarak, tüm ülkeyi kaosa doğru sürüklüyor; amacı nedir?
Hükümet susuyor.
Yarattığı kaosu bilemediğimiz bir gözle seyrediyor.
Yarın “eşkiyanın” ne yapacağı artık tahmin edilemez.
Eğer yasaklama olmasaydı, Türkiye bugün barışçıl bir sürece geçiş umuduyla, neşeli bir Newroz kutlamış olacaktır.
Daha önce yazmıştık; Hükümetin Newroz’a karşı tutumu önümüzdeki günlerin de işareti olacaktı. Oldu. Hükümet savaş ilan etti.
Tehlike büyük. BDP’liler Hükümeti uyarıyor. Polisi çekin diyor. 90’lı yıllara benzer kanlı olaylar doğabilir. Gerçek mermiler kullanılıyor.
Halk büyük bir öfke patlaması yaşıyor ve biz şu son tarihsel dönemin en kritik anlarını yaşıyoruz.
Ve Türk aydınları ayağa kalkmalı.
Duruma müdahale etmeli.
Söz bitmek üzeredir.
Artık herkes anlamalı; cesur bir örgütle değil, korkuyu yenmiş bir halkla karşı karşıyasınız. Az sonra örgütü “yok etme” savaşınız, “halkı yok etme” savaşına dönmek üzeredir.
Yok edemezsiniz.
Döktüğünüz kanda boğulursunuz…
Barışçı çözüm için son ‘umutlar’