
Sahnede Kürtçe ve Türkçe “Hoş geldiniz” yazarken konferans ekranında; “Devletsiz demokrasi anlayışı halklarımızın demokratik özgür geleceğinin tek yoludur”, “Kadın köleliği aşılmadan diğer kölelikler aşılmaz”, “Irkçı-tekçi ve imhacı politikalara son”, “Gezi direnişi halkların direnişidir” sloganları ve bunun yanı sıra konferans bileşiminde bulunan tüm halkların dillerinde ‘hoş geldiniz’ yazısı dikkat çekiciydi. Konferans boyunca kadınlar ve azınlıklar konusunda pozitif bir ayrımcılık yapıldı. Söz hakları konusunda kadınlar ve azınlık temsilcilerine öncelik tanındı.
Halkların Demokrasi ve Barış Konferansı, cumartesi sabahı KNK Eşbaşkanı Nilüfer Koç’un açılış konuşmasıyla başladı. Koç, konferansa katılan delegeleri selamladıktan sonra, “Kimliğini korumak için mücadele eden herkes bu salonda. Konferansta bizim gibi özgürlük ve eşitlik, kendi kaderini tayin etmek isteyenler bulunsun istedik. Avrupa’da çalmadık kapı bırakmadık. Tekçi devlet zihniyetine karşı tüm güçleri bir araya getirmek istedik. Sürgünde yaşıyoruz. Bunun nedenlerini değerlendirmek istiyoruz. Bu nedenle bu konferans tarihi bir konferanstır” dedi.
Koç, konferans hazırlık komitesinin divan için önerdiği isimleri delegelere sundu. Rojda Yıldırım, Şafak Arabacı, Murat Çakır, Zeynel Özen ve Nuri Karakurt delegelerin onayıyla divana seçildi. Divan seçiminin ardından konferansın sabah oturumuna geçildi. Divan adına kısa bir konuşma yapan Murat Çakır, “Anadolu ve Mezopotamya yüzyıllarca yaşanan trajedilerin coğrafyasıdır” diyerek soykırımlarda yaşamını yitiren halklar ve bugüne kadar savaşın bedellerini yaşamış olanların anısına delegeleri bir dakikalık saygı duruşuna davet etti.
Demokrasi bileşenlerinin ortaklığı
Konferansın çağrıcı isimlerinden KONGRA GEL Başkanı Remzi Kartal, konuşmasının başında halkların mücadelesinin ortak bir biçimde yürütülmesinin büyük bir kazanıma yol açacağını söyledi. AKP’ye güvenilerek başlatılan bir süreç olmadığının altını çizen Kartal, AKP Hükümeti’nin politikalarının aşılmasının ancak tüm ötekileştirilenlerin ortak mücadelesi ile mümkün olabileceğini vurguladı. Kartal, şöyle devam etti: “Demokrasi ve özgürlüğün kazanma şansı her zamankinden daha fazla. Bu konferans da bu sürecin bir parçası. Bu konferansların ortaya çıkaracağı örgütlü irade, çözüm sürecinde halklarımızın ortak iradesini temsil edecektir. Demokrasinin kurucu güçleri, halklar, inançlar, Türkiye’deki tüm ötekiler, bu sistemle sorunu olan herkestir.”
Tekçi zihniyet-soykırım politikası!
Tüm halkların kendi anadilleri ile eğitim yapmaları; tüm inançların kendi ibadethanelerinde, kendi inançlarını özgürce yaşamaları, bu inançların eğitim kurumlarında çocuklara öğretilmesi; Diyanet gibi inançları tekleştiren, resmileştiren ve siyasallaştıran kurumların lağvı, Avrupa’daki konferansın da temel bir gündemi olduğunu vurgulayan diyen Kartal, Alevi, Êzîdî, İslam, Hıristiyan inancının birarada yaşama koşullarının yaratılmasının önemine dikkat çekti. Asuri-Süryani-Keldani, Rum ve Ermeni halklarına yönelik soykırım politikalarının tekçi zihniyetin ürünü olduğunu ifade eden Kartal, ayrıca erkek egemen sistem ve toplumsal cinsiyetçilikten kaynaklı sorunları hatırlattı.
HDK, Ankara’yı aktardı
Kartal’ın konuşmasının ardından “Ankara Konferansı Sonuçları” başlığı altında Halkların Demokratik Kongresi’nden (HDK) Saruhan Oruç, konferansın ilk sunumunu gerçekleştirdi. Oruç, konuşmasına, Gezi Parkı direnişi ile Lice’de karakol inşasını protesto eden halka yönelik saldırıya dikkat çekerek başladı. “Bu olaylar aslında 2. aşamanın gereklerinin yerine getirilmediğini gösteriyor” diyen Oruç, çözüm gücünün hakların birlikteliği olacağını vurguladı. Ankara konferansında “Hakikat, yüzleşme ve adalet komisyonu”, “Hukuk, yol temizliği ve yeni anayasa komisyonu”, “Toplumsal müzakere ve demokratik siyaset Komisyonu” şeklinde komisyonların oluştuğunu belirten Oruç, hukukun üstünlüğü ve adalet alanındaki zaafiyetlerin ortadan kaldırılması ve insan hakları alanındaki ihlallere mutlak son verilmesi gerektiği çağrısında bulundu.
KADEP, Amed’i aktardı
Amed Konferansı sonuç bildirgesi ise KADEP Genel Başkanı Lütfi Baksi tarafından Avrupa Konferansı’na taşındı. Amed konferansı 15-16 Haziran tarihlerinde gerçekleşmişti. Amed Konferansı’nın geniş bir yelpazeden Kürdistani temsilcileri biraraya getirdiğine dikkat çeken Baksi, barış konusunda hükümeti gerekli adımları atma konusunda samimiyete davet etti. Kürdistan’ın birliği konusunda vurguda bulunan Baksi, “Kürt halkının kaderi birilerinin elinde değil, Kürt halkının kendi elindedir. Özgürlüğe giden yolu açmalıyız” çağrısında bulundu. “Türkiye Cumhuriyeti, resmi kurucu ideolojisiyle tekçi ulus-devlet anlayışının en ağır örneğini yaşatmıştır” diyen Baksi, Laz, Ermeni, Gürcü, Alevi, Hıristiyan, Musevi, Arap, Çerkez, Türmen, Mıhallemi, Êzîdî, Romanlar gibi halklar, kültürler ve kadınların üzerindeki baskılara dikkat çekti. Baksi ayrıca, BM, IKÖ ve AB ve dünya halklarını demokrasi, adalet ve özgürlük talebi olan halkların sesine kulak vermeye çalıştı.
Alevi Kurultayı da aktarıldı
3. Büyük Alevi Kurultayı’nın sonuç bildirgeside konferansın gündemi arasındaydı. 3. Büyük Alevi Kurultayı sonuçları hakkındaki sunumu Bülent Ant yaptı. AKP’nin süreci istismar etmesine izin verilmemesi gerektiğini vurgulayan Ant, “Sünni ittifak”a karşı dikkatli olunmasını istedi. Ardından AKP’nin Alevi toplumuna yönelik politikaları ve Fethullah Gülen’in nefret içeren sözlerine değinen Ant, “Alevileri barışın önünde engel olarak işaretleyen tüm girişimlere karşı dikkat” istedi. Ant, ayrıca kimi Alevilerin, Kürt sorununa ve Kürt halkına karşı geleneksel düşmanlık ve milliyetçi reflekslerle arasına ciddi mesafeler koyması gerektiğini de ifade etti.
Öcalan’ın mesajı okundu
Ant’ın sunumunun ardından Öcalan’a Özgürlük İnisiyatifi’nden Gönül Kaya, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın konferansa gönderdiği mesajı okudu. Öcalan, mesajında ikinci aşamaya geçildiğini belirterek, “Sürece dair güvensizlikleri derinleştiren söylem ve pratiklerden herkesin uzak durması, çözüm sürecini çok fazla zamana da yaymadan somut adımların pratikleştirilmesi elzemdir” dedi. Mesaj delegelerden büyük alkış aldı.
Delegeler söz aldı
Sunum ve Öcalan’ın mesajının ardından konferansa katılan delegeler kısa konuşmalar yaptı. Konuşmalar sırasında, azınlık hakları, dil sorunu, sürgündeki politikacıların geri dönme koşulları, anayasal güvencelerin nasıl oluşturulacağı yönünde fikirler belirtilirken, konferans sonrası nasıl bir yol izleneceği yönünde de sorular yöneltildi.
Nasıl bir Türkiye?
Öğlen arası sonrası devam edilen Halkların Barış ve Demokrasi Konferansı’nın ikinci bölümünde “Avrupa’da yaşayan Türkiye ve Kürdistanlı halklar nasıl bir Türkiye istiyor?” başlığı altında, etnik ve inanç kimliklerin sorunları ile çözüm önerileri ele alındı.
İkinci bölümde ilk sunum Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’ndan (AABK) İsmail Can tarafından gerçekleştirildi. Avrupa’da yaşayan etnik ve inanç kimliklerin sorunları ile çözüm önerilerine değinen Can, “Tüm inanç ve toplumsal kesimlerin özgürlüğü için bu konferansta bir araya geldik. Bu umut verici. Devletin farklı inanç gruplarına yönelik uyguladığı asimilasyon ve inkar politikasına bu bir yanıt olmuştur” diyerek konferansın önemini vurguladı. Barışın sağlanabilmesi için iç hukuk adımlarının atılmasının gerektiğinin altını çizen Can, Batı‘da inanç özgürlüklerinin nasıl oluştuğunu tarihsel örneklerle anlattı. Ardından Türkiye’deki inançlara uygulanan baskıyı, özgürlükler ve bilimsel eğitim sorununu, eğitimden sağlığa birçok alandaki sayısal verilerle aktaran Can, Türkiye’de bugüne kadar işlenen katliamların arşivlerinin kamuya açılması önerisinde bulundu. Etnik gruplar, inançlara dönük yapılan yazılı, rencide edici görsel haberler konusunda bağlayıcı yasaların derhal çıkartılması gerektiğini belirten Can, küçük düşürücü yaklaşımların yasalarla suç sayılmasını istedi.
Asuri-Süryanilerin istemleri
Can’dan sonra sözü Almanya ve Orta Avrupa Asuri-Süryani Federasyonu’ndan Sabo Akgül aldı. “Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın başlattığı demokratik süreci destekliyor, halkımızın bu sürecin bir parçası olduğunu belirtiyoruz” diyen Akgül, Asuri-Süryani, Ermeni ve Kürt halkına dönük katliamlara dikkat çekti. Devletin derhal bu katliam mağdurlarından özür dilemesi ve el koyduğu değerlerin iadesinin talep edilmesi gerektiğini vurgulayan Akgül, “Gaspedilen topraklar iade edilmeli. İnanç gruplarına anayasal güvence sağlanmalı” dedi.
Sürgünlerin geri dönüşü
Avrupa Sürgünler Platformu adına Metin Ayçiçek sunum yaptı. Yazar Metin Ayçiçek, sürgünün her bireyde farklı bir anlamı olsa da sonuç olarak yerinden ve yurdundan koparılma olduğunu ve BM’nin 4 ayrı maddesinde bunun çerçevesinin tanımlandığını ifade etti. Ayçicek, “Sürgünlük, sosyal, politik, inançsal farklılıklar veya savaşlar ve benzeri nedenlerle ya da doğal afetlerle gerekçelendirilerek insanların doğdukları toprakları ya da yaşam alanlarını terk etmek zorunda bırakma ya da bıraktırma halidir” diyerek kendi iradesi dışında bir dayatma olarak bu hal içinde yaşamak zorunda bırakılan kişinin ise, sürgün olarak tanımlandığını ifade etti. Ayçiçek, Avrupa’da yaşayan sürgünlerin geri dönüşü konusunda derhal 78’den başlayarak günümüze kadar genel bir affın çıkarılması, askerlik sorunun ortadan kaldırılması, sürgünde olanların ülkeye dönme koşullarının hazırlanması, sasyal güvencenin oluşturulması, geri dönüş durumunda politika yapma olanaklarının sağlanması gerektiğini belirtti.
Ezilen göçmenler konusu
Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu (AvEG-Kon) adına Baki Selçuk ise “Türk devletinden kaynaklı göçmen işçilerin sorunları ve emek sömürüsü” başlığında sunum gerçekleştirdi. Selçuk, göçmen emekçilerin Avrupa’da karşılaştıkları sorunlara değinmeden önce göçün ekonomik ve politik göç olarak iki başlık altında toplandığını ifade etti. Türk devletinin inkarcı-imhacı politikasının Avrupa’da devam ettiğine değinen Baki Selçuk, büyük travmaların yaşandığını belirtti. Göçle birlikte Avrupa’ya gelen yüzbinlerin Avrupa’ya geldikten sonra ucuz iş gücü olarak değerlendirildiği, birçok güvenceden yoksun olarak çalıştığını ifade eden Selçuk, Avrupa’daki göçmenlerin haklarının da büyük bir mücadele verilmesi gerektiğini belirtti. Seçme ve seçilme hakkı, serbest dolaşım hakkı, ırkçı yasaların kaldırılması gibi konuların acil talepler olduğunu kaydeden Selçuk, göçmenlere karşı uygulamalar konusunda mücadele etmenin zorunluluğunun altını çizdi.
“Türk devletinden kaynaklı göçmen kadın ve gençlerin özgün sorunları” başlığında Avrupa Kürt Kadın Hareketi adına Diren Polat bir sunum gerçekleştirdi. Polat, tarihin ilk çelişkisinin cins çelişkisi olduğuna vurgu yaparak, “kadın cinsi, erkek egemenlikli sistemde ezilen bütün kesimlerin en dip noktasında yer almaktadır” diyerek kadınların nasıl bir sömürüye ve ayrımcılığa maruz kaldığını anlattı.
Kadın ve gençlik konferansları talebi!
Avrupa’ya göç eden halklar ve kadın gerçeğinin savaşın bir parçası olduğuna işaret eden Polat, göç etmek zorunda bırakılanların, gençlerin nasıl sistem tarafından çembere alındığına dikkat çekti. “Göç ettirilen toplum ve onların çocukları Türk devletinin ve Avrupa sisteminin sistem içileştirme politikaları, egelen Türk-İslam sentezi doğrultusunda örgütlenmeleri çalışmaları, yine Türk milliyetçiliğinin Avrupa’ya ihraç edilmesi halklar arası ciddi tehlikelere yol açmış, mevcut egemen önyargıları desteklemiştir. Sistem bu anlamda da gençliği milliyetçi ve dinci bir temelde örgütlemeye çalışmıştır” diyen Polat, egemen sistemin gençliği politika ve siyaset dışında tutmak ve onun karşısında örgütlemek için her yolu denediğini ifade etti. Savaş ve göç ettirme, katliam süreçleri kadına karşı işlenen bütün suçlar konusunda bir kadın özgürlük komisyonunun kurulması önermesinde bulunan Polat, kadınların barış ve demokrasi inşa sürecinin özgücü olması sebebiyle göç ve kadın sorunu başlığı altında bir konferans örgütlemesi gerektiğini önerdi. “Türkiye ve Kürdistanlı gençler nasıl bir gelecek istiyor” konulu bir konferansın çalışmalarının başlatılması önerisinde bulunan Polat, gençliğin kimliksizleştirilmesine karşı aktif bir mücadele yürütülmesi gerektiği vurgusunda bulundu.
Polat’tan sonra AB ve AB ülkelerinin Türkiye politikaları üzerine yapılacak sunum gazeteci Doğan Özgüden’in rahatsızlanarak konferansa katılmadığı Murat Çakır tarafından dile getirildi. AB, silah ticareti, ekonomik hegemonya ilişkileri ve uyguladığı politikalara dikkat çeken Çakır’ın konuşmasının ardından delegeler kısa konuşmalarla konferansa katılım sağladı.
Y.ÖZGÜR POLİTİKA /BRÜKSEL