Devletin MİT Müsteşarı Hakan Fidan kanalı ile İmralı adasında sayın Öcalan ile görüştüğü artık bir sır değildi. Mısır’daki sağır sultan bile bu gelişmeden haberdardı.

Oslo süreci Kandil-Avrupa ayağı-Öcalan ve devletin üst düzey bürokratları tarafından yürütüldü. Oslo sürecine gizlilik hakimdi. Süreç Silvan olayı ile noktalandıktan çok sonraları internet sitelerine düşen konuşma bantlarıyla ortaya çıktı. Devlet-İmralı diyaloğunda ise kısmi de olsa şeffaflık hakim. Diyaloğu olumlu bulan partiler, çevreler bu sürecin şeffaflık içerisinde yürütülmesini sürecin olmazsa olmazları arasında görüyorlar. Bence de doğrudur. En azından ilgili taraflar gelişmeler hakkında bilgilendirilmelidir. Diyalog sürecinin şüphesiz gizlilik yanları da vardır. Ancak olunabildiği kadar şeffaflık ilkesine dikkat edilmelidir!
Öcalan esir düştüğü günden itibaren devletin üst düzey yetkilileri ile diyalog içerisinde idi. Normal olanı da budur. Bir zamanlar ”bir onbaşınızı gönderin yeterki aramızda diyalog olsun” diyordu Öcalan. 1999 yılından bu yana devletin elinde esirdir. Kendisi ile diyalog kurmanın kapıları ardına kadar açıktır. 1999 yılından bu yana barış kelimesi en çok kullandığımız bir kelimedir. Savaşmak kolaydır. Barışmak ise oldukça zordur. Savaşın ortaya çıkardığı acılı sonuçları bir anda unutmak mümkün değildir. Onun için barışa giden yolu döşerken ayağınıza diken batabilir, ayağınız taşa çarpa bilir.
Barış konusunda irade sahibi olanlar barış sürecinde önlerine çıkan engebeleri görmemezlikten, duymamazlıktan gelirler. Türlü (çeşitli) provokasyonlarla karşı karşıya gelseler bile yollarına devam ederler, dönüp arkalarına bakmazlar. Barış iradesine sahip olmayanlar ise hep arkalarına bakarlar, ikirciklidirler, barış kelimesinin arkasına sığınıp ondan beklediklerini elde edince hemen yüz seksen derece dönüş yaparlar.
Savaş süreci içerisinde dosyaları insanlık aleyhine işlenmiş suçlarla (soykırım, faili belli cinayet, rant sağlamak, sivillere karşı suç işlemek v.b.) kabarık olanlar barıştan korkarlar. Barış, diyalog, kelimelerini duyunca tir tir tütremeye başlarlar. Bilirlerki barış gelince pandoranın kutusu açılıp bütün gizli sırlar ortalığa saçılacaktır. Savaş sürecinde elinden geldiğince savaş kurallarının dışına çıkmayanlar, savaş ve insanlık suçları işlememek için azami gayret sarf edenler ise barış kelimesinden ve barıştan korkmazlar.
Geçen Perşembe günü tahsis edilen bir deniz aracı ile Ataköy’den İmralı’ya giden sayın Ahmet Türk ve Ayla Akat, sayın Öcalan ile üç saat başbaşa görüşmüşler. İlk defa BDP’nin, sivil siyasetin sürece katılması önemlidir. Gazetelere intikal ettiğ kadarı ile karşılaştıklarında Öcalan’ın ilk sözü “kaybedecek bir tek dakikamız bile yok” olmuş. Ardından da “Hem derin devlet, hem de Kürt tarafı süreci sabote edebilir” demiş. Bunlar gazetelere intikal edilen sızıntılar. BDP grup toplantısı bu yazının yazıldığı saatlerde henüz başlamadığı için detaylı bilgilere bilahare sahip olacağız.
Şüphesiz ki sayın Karayılan’ın dediği gibi sadece BDP’liler ile görüşmek yetmiyor. Kandil ile HPG komuta kadamesi ile görüşülüp onların, hatta gerillanın tabanınında ikna edilmesi gerekiyor. Bunun içinde Öcalan’ın statüsünde iyileştirme yapılması, en azından yol arkadaşları ile diyalog kurup onları da ikna etmesi için önünün açılması gerekir.
Türkiye kamuoyunda barış ikliminin şartları olumludur. Ne kimseler geçmiş süreçlerdeki gibi sokaklara dökülüyor, ne olumsuz bir tepki gösteriliyor. Türkiye basınında eskiye oranla olumlu sesler daha bir gür çıkıyor. Aydın Doğan gibi bir gazete patronunun çalışanlarına yönelik yazdığı mektuptaki olumlu cümleler önemlidir. Ayrıca Türkiye Şehit ve Gazi Ailleri Derneği Adana şubesi başkanının dediği gibi, şehit ailelerini rencide etmeyecek bir çözüme şehit aileleri de olumlu yaklaşacaklardır. Şüphesiz ki oluşturulacak onurlu bir barış sadece asker ailelerini değil, gerilla ailelerini de rencide etmemelidir.
Kürdistan yeni diyalog sürecine temkinli yaklaşıyor. Diyarbekir’de büyük bir sessizlik hakim. Kimse fazla bir şey konuşmak istemiyor. Ancak sivil siyasetçilerin İmralı’yı ziyareti olumlu bir hava da yaratmış. Buna rağmen halk halen geçmişte yaşananların etkisinden kurtulamamış.
Hassas bir süreçten geçiliyor. Herkesin diline ve kalemine barış dilini yansıtması gerekiyor. Ülkede oluk oluk kan akıyor. Bu yıl ki çetin kış koşullarında dağ başındakilerin hangi koşullarda yaşadığını sıcak yastığımıza başımızı koyduğumuzda oturup biraz düzünmemiz lazımdır. Özelliklede ülke dışında yaşayanlar. Şimdilik bu kadar. Daha çok yazacağız yaşarsak...


KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:
* Kürt siyasetçisi, aydını, yazarı, PDK-Suriye’nin kurucularından, ilk genel sekreteri Nurettin Zaza sürgünde 7 Ocak 1988 tarihinde aramızdan ayrıldı. Gerçek ismi Yusuf olan Nurettin Zaza 1919 yılında Kürdistan’ın kuzeyinde Elaziz’e bağlı Maden kazasında dünyaya geldi.
* PKK 5. Kongresi 8-25 Ocak 1995 tarihlerinde Kürdistan’da yapıldı. G.Sekreterlik kaldırılıp yerine Genel Başkanlık ihdas edildi, PKK bayrağındaki orak-çekiç çıkartıldı.
* İleri Yurt gazetesi 10 Ocak 1958 tarihinde Diyarbekir’de yayınlanmaya başlandı sahibi 49’lar davası sanıklarından A.Efhem Dolak, Yazi İşleri müdürü 49’lar davası sanıklarından Apê Canip Yıldırım, yazarları arasında ise Apê Musa vardı.
* 12 Ocak 1971 tarihinde Ankara DDKO binasına bomba atıldı.