Güney Kürdistan’ın egemen lideri Mesud Barzani, Melle Mustafa Barzani’nin oğludur. Melle, İttihatçılar ve ardılı Kemalistlerin namlu nişangahında, değişmez “hedef” noktasıydı. 9 yaşındayken, İttihatçılara esir düşmüş, Diyarbakır zindanına atılmıştı.

Kemalistler, onun kellesini almak ve yaktığı isyan ateşini söndürmek için, İran’la ittifak yapıyor, Irak’la ortak strateji geliştiriyor, “Enfal” (Kürt ganimetine hücum) kırımı ve onun devamı olan Halepçe zehirli bulutunda, Saddam Hüseyin rejimine destek veriyordu.
İttihatçılar ve Kemalistlerin hedef adamı, dört parça Kürdistan’da ulusal ruhun temsilcisiydi. Onur savaşının misyonu, boyun eğmeyen isyancı…
Onun için, dünyayı tanımaya başlayan her Kürt gencinin yüreğinde onun silüeti, zulasında, Diyala, Revanduz, Mergasor, Barzan dağlarında at üstündeyken, mağarada, mütevazi Kürt evinde otururken çekilmiş fotoğrafı vardı.
Sonra mı? Sonrasında, oğulların günahı, suçu babaların hesabına yazılmıyordu. Meksikalı yoksul yerlilerin toprak sahibi olma sevdasıyla dağa çıkan, bu uğurda tuzakta can veren Emiliano Zapata’nın oğlu da günün birinde, babasının dövüştüğü Senyör yüzüyle tarih sahnesine çıkmıştı.
Böyledir dünya. Kimin, hangi durakta duracağı belirsizdir. Hele hele, yoksulluk ve yoksunluklar çölünde yüzme havuzlu saraylarda oturma, çağın en son sistem arabalarına binme sevdası, dolar istifinin tutkuya dönüştüğü çağımızda…
Kişisel sevdaların adı, “ülke çıkarıdır” bu dünyada. Birilerinin kişisel kazancı, kitlelere göz yaşı döktüren hüzün, ama ne fayda!..
Baksanıza, Melle Mustafa Barzani’nin oğlu Mesud Barzani, yanında “saz ve söz heyeti”yle, Kürtlerin tepesinde son İttihatçı, din sosu yüksek yeni Kemalist AKP’nin seçim kampanyasının açılışı olan düğüne katılma koşusunda. Üstelik, bir zamanlar babasına da zindan yapılan, Kürdistan’ın kalbi Amed’de…
Kürtlerin, “düğüne giden oynar” diye kadim bir sözü vardır.
Saz ve söz heyeti düğününde çalıp söylerken, Mesud Barzani nasıl oynayacak, Kürt dünyası da seyredecek…
Ahmet Türk, Kürt kültürünün imbiğinden sözülme bilgeliğiyle, bir güzel tarif ediyor gösterisini:  
“Sayın Barzani, Kürtlerin değer verdiği bir şahsiyet. Kürdistan Federal Devleti’nin de başkanı, bütün Kürtlerin gözü Sayın Barzani’de. Sayın Barzani’yi biz daha önce de Newroz’a davet ettik. (...) Bizim beklentimiz buydu ama tabi imkanlar olmadı. Sayın Barzani Newroz’a gelmedi. Bugüne kadar Kürtler için çok önemli olan bir Diyarbakır şehrini, merkezini ve Belediye Başkanı’nı ziyaret etme fırsatı olmadı. Tahmin ediyorum, Sayın Başbakan’ın daveti üzerine gelmiş olması, Kürtler arasında bir tartışmaya neden olur. Bizim amacımız Sayın Barzani’yi tartışmak değil, tartışılmasını da istemiyoruz. Önümüzde Mart ayında Kürtler Newroz’u yine coşkuyla kutlayacak ve Kürt halkı Sayın Barzani’yi Newroz’da görmek ister. Tabi ki, birileri önümüzdeki seçimler için bu şekilde davranmış olabilir, Diyarbakır’a davet etmiş olabilir, bu ihtimali de tabi ki halk tartışıyor. Ama umut ediyorum ki Sayın Barzani bunun farkına varır...”
Cengiz Çandar, Mesud Barzani’nin, düğününde “govend” oynamasına, “Kürt-Türk ittifakı” adını veriyordu.
Tarih nasıl adlandıracak, hangi deyim ve kelimelerle anıp, yerli yerine oturtarak nitelendirecek bilemiyorum. Ancak, Kürde karşı Kürt ittifakı, bölünme yok, kişisel bağlarla sarmal, “petro-dolar” paylaşımı var.
Su başlarına bağdaş kurmuş kişiler, halk adına konuştuklarını söyleseler de, özde, kendi çıkarlarının temsilcileridirler. Kişilerin geleceğe dönük yatırımlarını, halka mal etmek doğru değildir. Kürt halkının yüreğinde, dört parça Kürdistan mücadelesi bir bütündür.
İttifaklara gelince: Çıkar çayırlarında ittifaklar hep olacaktır. Bugünkü Güney’in yerinde dün, TC ile ittifak halinde olan Saddam rejimi vardı.
Kaldı ki, burası, bir kaç çambazın tek ipte zıpladığı Ortadoğu, sözün, yani ittifakların “nerelerinden çıktığı”ndan habersizlerin dünyasıdır. İttifaklar, karşı tarafı oyalama, ilk fırsatta tuzakta boğazlama oyunudur.
Geleceklerini, İttihatçı-Kemalist ayak oyunları ittifakına bağlayanlar, hep kaybettiler. İttihatçı-Kemalist rejim, Kürt kırımında Saddam Hüseyin’i arkalayandı. “Enfal”ı Birleşmiş Milletler’de aklamaya çıkan savunma cephesi...
Sonra, celladı olarak tepesinde beliriverdi.
Suriye’de Esad kardeşti. Sonra, aniden saf değiştirip, evine El Kaide’yi saldılar. Kaddafi’den şeref madalyası alanlar, celladı oldular.
Umarız, kimilerinin ittifakı celladını beslemeye dönüşmez.
***
ÖZÜR NOTU:
Bu sütunda, biraz zamansızlıktan, biraz da tembellikten kaynaklanan imla hataları da çıkıyor. Siz sevgili okurların, bütünsellik ve cümle gelişine yüklediği anlama bakarak, bu yazım hatalarını hoş görüyle karşıladığına inanıyor ve genelde, herhangi bir düzeltme yapmıyorum.
Ancak bu sefer öyle olmadı. “Gazetecinin hafızası olmaz, not defteri olur” sözü, bizim mesleğin amentüsü olduğu halde, son yazımda, bir anlık yadsımaya kurban gittim. Son, “köy yakma taburları” konulu yazının başlığı da, alıntı metni de Orhan Kemal Cengiz’e aitti. Bir anlık yanılgımla, Ali Topuz’a mal edildi.
Sizlerden ve iki değerli kalemlerden özür dileyerek, yanılgımı düzletiyorum.