Hüsnü ÇAVUŞ
Kişiler, toplumlar ve örgütler gibi devletlerin de ortak yanları vardır. AKP-MHP ile KDP’yi yakından takip edenler bu ortak yanları fark etmişlerdir. Bunların en belirgin ortaklıkları Özgürlük Hareketi’nin güçlenmesinden duydukları korkudur. Çünkü bu güçlenme, her ikisinin de aile saltanatlarını-servetlerini kaybetmesi demek olacaktır. Bu üç iktidar sevdalısını birbirlerine bağlayan nefes borusu, karşılıklı ticari yatırımlarıdır. TC ile çalışan 6 bin şirket ve 10 milyar dolarlık para da buna delalettir. Ayrıca Neçirvan Barzani’nin Türkiye’deki yatırımları ve dolarları da bilinmektedir. Bağımsızlık oylamasında Erdoğan’nın “sizi aç bırakırız” demesi boşuna değildi. Yani halkların değil, kendi çıkarlarını esas alan bir ilişki içerisindedirler. Bu ilişki, karşılıklı birbirlerini kullanma üzerinedir.
TC devleti KDP’yi Kürtlerin ulusal birliğinin gerçekleşmemesi için Truva atı olarak görmekte ve PKK ile Rojava güçlerinin tasfiyesinde kullanmaktadır. Mexmûr’u kuşattırması buna açık bir örnektir. KDP ise, TC’nin kendisine olan bu yönlü ihtiyacını avantaja çevirmek için PKK ve Rojava güçlerinin tasfiyesine hizmet ederek, kendisini tek seçenek haline getirmek istemektedir. Yani binlerce şehit verilerek elde edilmiş olan kazanımların üzerine çökerek, iktidar alanını genişletmek için AKP-MHP faşizminden yararlanmaktadır. İki tarafı da besleyen ilişkinin halkın yararına olmadığı ama tarafların kasalarını dolduran bir ilişki olduğu halkların yoksulluğundan da anlaşılmaktadır. YNK’nin korkak ve pasif politikaları da bu ihanet ilişkisinden avantajlar elde etme kurnazlığı üzerine kuruludur. Ki son tahlilde o da bu üçlü ittifaka hizmet etmiş olmaktadır. YNK ve KDP içinde olupta bu ihanete uzak duranların ise, hala o zeminde kalarak güç vermeleri de ayrıca reddedilmesi gereken bir duruştur. İhanete destek anlamına gelmektedir.
KDP denilince samimiyetten çok, kurnazlık akla gelmektedir. Ulusal birliğe uzak durmasından da bu kurnazlık anlaşılmaktadır. Özellikle KDP’nin geçmişine bakıldığında, ilişkilerini ulusal çıkarları esas alan bir zemine oturtmadığına tanık olmak zor değildir. Mehmet Karasungur’a kurulan tuzaktan ve 22 yıl önce Hewlêr’de aralarında yaralılarında olduğu 80’den fazla gerillayı katletmesinden ve Zînî Wertê’de kendileriyle görüştükten sonra dönen 3 gerillanın yerleşim yerinden uzak olan arazide şehit edilmesinden de bu anlaşılmaktadır. Tarih ihanetleri de dostlukları da unutmuyor.
PKK’nin çok sabırlı bir hareket olduğunu hem ulusal birlik için uzun yıllardır uğraşmasından, hem de provokasyonlara karşı peygambersel bir sabır göstermesinden de anlamak mümkündür. Fakat PKK’nin bu sabrı doğru anlaşılmamakta veya çıkarları gereği anlamak istenmemektedir. Oysa ki KDP, Özgürlük Hareketi’nin teslimiyetin ihanete götüreceğini direnişiyle kanıtladığını da iyi bilmektedir. Fakat servet severliği yurtseverliğinden ağır basmaktadır. Aynı özellikler Erdoğan’da da bulunmaktadır. Servet ve iktidar onların ortak vatanı olmaktadır. Ruhsal olarak asla ülke ve halkıyla bütünleşmemişlerdir. Bu da vicdansızlıkla doğrudan bağlantılıdır. Onların geride kalanlarına bırakacakları miras, sadece ticari ilişkiler ve edindikleri meşru olmayan ve aslında halka ait olan petrol, su vb zenginliklerin musluklarını kendi kasalarına akıtarak kazandıkları servetleridir. Ulusal çıkarların ticari ilişkilere kurban edilmesi üzerine kurulu olan sahte dostlukları ve hırsızlıkları direnen Kürt halkı çok net görmektedir. Oysa kardeşlik ve dostluk pazarlanamaz.
Görülmektedir ki, Barzaniler ve Tayyipler çocuklarına ve torunlarına miras olarak şeref ve ahlak yerine dolar bırakmayı esas almaktadır. Devletin bütün kasalarını ve organlarını kendi mülkleri gibi kullanmaktadırlar. Barzaniler servet edinme konusunda Erdoğanı örnek almakta ve onun gibi davranmaktadırlar. Adeta Erdoğan’ın sömürge valisi durumuna gelmişlerdir. Bu düşürülmüşlüğü onurlu hiç bir Kürt kabul etmez. Fakat Bozkurt Bahçeli ve Erdoğan Barzanilere aşağılayarak bakmakta ve efendi köle ilişkisiyle yaklaşmaktadırlar. Bu bakış şerefli her Kürt’ün kanına dokunmakta ve Barzani’ye öfke duymaktadır. Oysa Kürt liderlerin oturması, kalkması, konuşması bireysel değildir. Barzaniler bunu da anlamak istemektedirler. Çünkü ona göre Barzaniler kürtler için değil, Kürtler Barzaniler için vardır.
Belki de Barzani-Erdoğan-Bozkurt Devlet ve şürekasının kaderi de aynı olacaktır. Kim bilir belkide Abdullah Öcalan, onun somutlaşmış hali olan Özgürlük Hareketi ve onunla bütünleşmiş olan Kürt halkı ve dostlarını teslim alamayacaklarını anladıktan sonra birlikte kaçacaklar. Çünkü Erdoğan-Bahçeli ve Barzani üçlüsünden birinin yenilgisi hepisinin yenilgisi demektir. Onlara bu yenilgiyi tattıracak olan gücün Özgürlük Hareketi olduğunu bildiklerinden dolayı da acımasızca ona saldırmaktadırlar. Ama unuttukları bir şey var: Dünyanın neresine kaçarlarsa kaçsınlar yargılanmaktan kurtulamazlar. Çünkü Kürtler, artık her yerde. Bu nedenle, birbirlerine özenen bu üçlünün ve tutarlı tavır almayarak bunlara güç verenlerin bu durumdan ders çıkartmaları, kendi torunlarının ve bütün halkların hayırına olacaktır. Barış güzeldir, birlik iyidir. Ahlaklı politika ise, kirlerden arınmak için şarttır.