15 Temmuz’u iki ayrı darbenin tarihi olarak anmak gerek. Birincisi, önceden haber alınarak pusuya yatıldığı için “girişim” olarak değerlendirilen darbe, diğeri ise bazıları için paketlenmiş “bir lütuf” olan ve toplumun muhalif kesimine yönelik işleyen, “mağduriyetin rengine boyanmış” içinde ülkede her türlü pervasızlığın yapıldığı “lütuf” darbesi. Sonuncusu belli ki özel bir ekiple sosyal mühendislik projesi olarak önceden tasarlanmış ve adım adım işletime sokulmaktadır. 

Bu sosyal mühendislik projesinin mimarlık ve yüklenici “şirketleri” de adım adım belirginleşmektedirler. AKP-Gülen ortaklığının yürüdüğü dönemlerde bütün mühendislik işleri, Gülen’in iyi eğitilmiş kadrolarının “maharetli elleriyle” yapılırken, ortaklık bozulunca bu alandaki boşluk yeni çok ortaklı-koalisyonla doldurulmaya başlandığı görülüyor. Ahmet Altan, “Dünyanın en tehlikeli koalisyonu kuruldu” başlıklı yazısında bu kanlı ortaklığa işaret etmekteydi. Bu ortaklığın mühendislik kısmı yıllardır solcu olduğunu iddia ederek, solun tüm kadrolarını ortadan kaldıran Perinçek ve tezgahı olan Vatan Partisi iken, konsorsiyuma eklenenler çeşitlilikte sınır tanımıyor. Karanlıkta semiren ve pir û pak yıkanmış AKlanmış Ergenekon ve bunlara eklemlenen mafyatik örgütler bu yelpazenin “renkleri”. Ahmet Şık taşı tam da gediğine koyarak “AKP bir Mafya örgütüdür” diye açıklayıvermiş. Son yapılanlara bakıldığında haklılığını görmek zor değil. Bir ülkenin bütün yasaları, bu mafyatik örgütlenme biçimi ile çiğnenmiştir. Kötü de olsa var olan tüm devlet yapıları, kurumları ile demokrasi adına elde edilen tüm kazanımlar, bu mafyatik konsorsiyum tarafından hafriyat kamyonlarıyla ortadan kaldırılmaktadır.

Çağdaş ve demokratik yönetim, çağdaş normlarla eğitilmiş vatandaşların, liyakat ve eşitlik ilkelerine göre kamusal hizmetlere yöneltildiği bir sistemdir. Bu sistemin karşıtı olan totaliter sistemler ise bunun tersine işlemektedirler. En tipik özelliği baskı ve şiddet kullanımı olarak belirse de, bana göre en tehlikeli özelliği nepotizm denen akraba, eş dostun kamusal hizmetlerin başına atanmaları. Nepotizmin varlığı yoğun bir yasadışı döngünün olduğu anlamına gelir. AKP de “damat”lar, amcalar, dayılar, eniştelerden hemşerilere kadar uzanan bu ağı oluşturmuş görünüyor. AKP’nin nepotizminde, “damat”ın emrine verilen alan olan Enerji Bakanlığı, Federal Kürdistan Bölgesi’nin pertolü ile DAİŞ’in kaçak petrolünün yalanan ballı parmağı. Bu özel taşıma şirketinin sahibi bir enerji bakanı ve enerji bakanı da Cumhurbaşkanının damadı. Hayat size güzel.

Nepotizm ile devleti kendi kişisel çıkarları için yeniden düzenlemektedirler. Kurdukları bu düzeni “seçim” denen, bazen “belalı” bir hale dönüşen engellerden de “kurtulmak gerektiğine” inandıkları bir döneme gelindiğinin işaretleri var. Öte taraftan geniş yığınların dikkatinin de başka yerde olması gerekir. Ne de olsa açtırlar, baldır çıplaktırlar ve yaşadıkları “in”lerinden çıkma ihtimalleri olabilir. O yüzden bir yandan da geniş kitleye bir illüzyon da yaratmak gerekiyor. Çünkü bu tür yönetimler artık kendi taraftarlarına bile güvenemeyecek kadar suça bulaştıklarından, kaybetme “lüksleri” yoktur. Hayat nemat meselesi yani. Bu nedenle seçim adı altında tekrar ve tekrar kazananı belli bir oyun tezgahlanırken, en yakınlarını da seçtirerek en kritik görevlere atamak “yegane” çözüm elbette.

Bakın Saddam’ın yanındakilere, Hüsnü Mübarek, Esad vd. Oğullar, amcalar, kuzenler, enişteler, damatlar vs. vs. İşte HDP, Türkiye’de bu diktatörlüğünün nihahi başarısı önündeki yegane engeldir. Bu yüzden 3 Kasım 2015 seçimleri öncesi, HDP’nin 400’e yakın bürosu polis eskortluğunda yakıldı, tahrip edildi. En yüksek oy aldığı il ve ilçeleri yerle bir edildi. Yüzde 10 barajı gibi bir yüksek baraj GAP projesi kıvamında Kürt halkına karşı kullanıldı. Bütün bunlar BaşReis ve ekibinin masalını gerçeğe dönüştürmek içindi. Ve masal henüz bitmedi.