Daha çok genç ölümlerine üzülürdük. Kıvırcık saçların dökülürdü yüzüne o vakit. Dalgın olurdun, bozuk olurdun. İçini kaplayan hüzünler bitince gülerdin. Gülüşünü severdim, yalnızlığıma düşen...
Bir kiraz ağacı vardı evimizin önündeki küçük bahçede. Kiraz ağacının yanında iki  de elma ağacı... Baharda silme çiçekle donanırdı ağaçlar. Önce kiraz ağacı açardı. Baharın çiçek kokusuna konardı bal arıları. Kiraz ağacında işleyen arıların çıkardığı sese dalardım. Masallar içinden gelirdi bana o ses. Gözlerimi kaydırır bakardım Kert dağına. Önümde kalemle kağıdım olsa, hemen resmederdim. Ne yerimden kalkacak halim vardı, ne de kalem tutacak durumdaydım. Dalgınlığımı bölemezdim. Bana öylesine gizemli gelirdi ki dağlar, gözlerimi kaçırdığım zaman o gizemin bir daha ulaşamayacağım kadar kuytuluklara düşeceğini sanırdım. Elim çenemde öylece bakardım. Kendi gerçek dünyamdan çıkar, o fısıltılı büyüye giderdim. Sonra dalgınlıktan elim çenemden kayar ve ben yeniden gerçeğime dönerdim. Baharı ve bahçeyi çocuk sesleri şenlendirirdi. Çocuk sesleri her şeye rağmen güzel dünyamızı var ederdi. Çocuk sesleri oldu mu yakınımızda bir yerde, yaşamın tüm zorluklarına karşın biz anlardık ki elimizin altında, gözlerimizin önünde bir dünya vardır. Çocuklar ve bahar, der bakardım yine Kert dağına...
Anımsa o baharda, çiçeklerin kokusunun azaldığı, yaprakların ağaç dallarını sardığı o mayısta, dağlara bombalar düşüyordu. İlk kez görüyorduk bütün bunları. Gözlerimizin önünde yanan ormanları gördükçe içimize düşen ateşi birbirimizin yüzünde buluyorduk. Ne yaman çelişkiydi bu. Tam bu sırada sen geçerdin başını önüne eğerek, içimi titreterek, dağlara bomba içime sen düşerdi. Akşam serinliğine yanan ormanların kokusu vururdu. Neler yanardı neler! Bu dünyaya herkes kendince bir ayar vermeye çalışırdı. Öyle olmasaydı "kan çanağında, kin ocağında" kalırdı. Kalmadı işte. Her geçen gün büyüdü, sarmaladı bütün her tarafı. Bu dünyayı iki dudağı arasında görenler, bu dünyayı kendi sevmelerinin içinde görenler yanıldılar. Baldırı çıplak sevmelerden, baldırı çıplak bakışlardan, baldırı çıplak sayılmalardan sızıyor durmadan kan.
İçimi saran hüzünlerden gözlerim gider. Derin koyaklardan, yalçın kayalıklardan, şikeftlerden, karanlık gecelere düşer sesler. Kiraz ağacına konan arıların sesini çok özlemişim. Dünü ve bugünü anımsatan o vızıltıya kulaklarım kalsın isterdim. Oysa gecelere şimdi hışımla düşüyor sesler. Bir tepeden öteki tepeye uçan kızıllıklar arasında gecenin rahmi parçalanıyor.
Dün eskileri özleyişimden miydi ne. Benim hala gözlerimde sıcaklığını hissettiğim mahalleme gittim. Kiraz ağacına baktım, tam bahçe kapısının girişindeydi; ama yoktu. Kısa ömürlüdür dedim kiraz ağacı. İç denizimde vurulmak istemiyordum. Elma ağaçlarına baktım. Onların da mı ömürleri kısa yoksa, dedim kendime. Sıralıdır ömürler, birinin kısa, diğerinin biraz daha uzun. Vakti gelen düşer. Elma ağacını düşünürken diş etlerim sulandı. Çocuklar gecenin en dingin saatini kollarlardı ona ulaşmak için. El ayak çekilince dalarlardı bahçeye. Onlara kızdığım da oluyordu. Olgunlaşsın istiyordum elmalar. Bizim elma ağaçları çiçeklerini döküp  çağala halini aalınca çocukların bakışları artardı. Yalnız çocuklar mı? Gençler de fırsat kollarlardı; ama elleri hep korkak giderdi dallara; biraz da utangaç... Öylesine elmalarla dolardı ki dallar yükünü taşıyamaz hale gelir, arada çatırdar ve dallardan biri kırılırdı. Fakat o mayhoş tattan olgunluğa doğru yol alınca kurtlanır, hastalanır, patır patır yere düşerdi elmalar. Çocukları boşuna azarlamışım, derdim. Keşke bıraksaydım da yeselerdi. Ahh keşkeler! Hayatımızda dönüşü olmayan ne kadar çok keşkeler var. Oysa şimdi dalında yine elmalar düşüyor yere, oysa şimdi yine domur domur bahar tazeliğinde kiraz çiçekleri düşüyor yere. Kimler bunun farkında? Ateşin alevi arttıkça daha mı çok sevineceğiz? O senden bu benden deyip yine aynı yere mi geleceğiz? Başa mı, diyorum kendime.
Kulaklarımda babamın masalları... Dilim eksilmiş, zor dönüyor ağzımın içinde. Dillerde bahar olmalı, çiçeğe dolmalı, incinsin istemiyorum bahçe içindeki bakışlarım. Sonbaharın kısa hüzün- lerinden, dilersek tatlı kekremsi sevmelerine gideriz.


BURHAN GÜNDOÐAN