Başbakan Erdoğan yavuz hırsız misali her gün BDP’ye saldırıyor. BDP’ye karşı psikolojik savaş yürütüyor. BDP’lileri psikolojik baskı altına alıyor. Böylece BDP’lilere geri adım attırıp kendi dediklerine getirmek istiyor. Erdoğan’ın BDP’lilere bu kadar bağırıp çağırmasının amacı budur.
AKP iktidarı BDP’yi tüketmek istiyor. Dünyanın neresinde bir partinin yöneticisi ve üyeleri bu düzeyde tutuklansa, bu kadar baskı görse o parti biter. Dolayısıyla AKP hükümetinin BDP’ye uyguladığı tam bir faşist baskıdır; dünyada görülmemiş bir düşmanlıktır. Buna rağmen dalga geçer gibi siyasetle müzakere yaparız diyorlar.
AKP’nin yavuz hırsızlığı Roboskî olayında da pişkince yürütülüyor. 34 gencin, çocuğun katillerini bu devlet bulmuyor; hem de Türk savaş uçakları tarafından vurulduğu halde. Hem katilleri bulmuyor, hem de BDP’liler bul dediğinde “acıları istismar ediyorsunuz” diyerek saldırıyor.
BDP’yi her konuda hem suçlu hem güçlü tutumuyla bastırmaya çalışıyor. BDP o kadar baskı altına alınıyor ki, bazen çok haklı olduğu bir durumda bile savunmaya geçme ve izahatlar yapma durumuna düşüyor. Bu, yürütülen psikolojik baskının ne kadar büyük olduğunu gösteriyor.
BDP üzerinde sürekli bir operasyon olduğu halde BDP bunu gündemde tutamıyor. Çünkü öyle bir baskı kuruluyor ki, BDP’nin AKP’nin faşist politikasını teşhir etmesini engelliyor. Yoksa her gün onlarca BDP’linin tutuklanacağı yerde AKP Hükümetinin BDP’ye söyleyeceği bir şey olamaz.
Dünyanın başka bir yerinde bir partinin binlerce yöneticisi ve üyesi tutuklansa, o parti bu politikayı uygulayan hükümet ve partiyle ne muhatap olur ne ciddiye alır. Pozisyonu sadece bu hükümetle, bu partiyle mücadele içinde olur. Bu kadar baskı ve zulüm ortamında AKP’ye nasıl iyimser ve yumuşak yaklaşılabilir? BDP böyle bir hükümet ve politika karşısında tabii ki yöneticilerine ve üyelerine sahip çıkacaktır. Bunu her saat, her gün gündemde tutacaktır. Çünkü halkı sindirmek için rastgele tutuklamayı normalleştirmiştir.
Böyle tutuklamaların olduğu bir ülkede kıyamet kopar. BDP bu konuyu her gün, her saat gündemde tutmazsa, teşhir etmezse, üyelerine ve yöneticilerine yeterince sahiplenmemiş olur. Gelinen aşamada BDP için en önemli sorun budur. Çünkü hükümetin bu politikası değişmeden hiçbir konuda pozitif bir gelişme beklenemez. Çünkü bu tutuklamalar hükümetin faşist karakteriyle ilgilidir. Faşist iktidarlar tüm toplumu korkutmak için suçsuz insanları zindanlara atarlar, öldürürler. Bu nedenle bu tutuklamaların daha ciddiye alınması, tepki ve tutumun daha ciddi hale getirilmesi ve süreklileşmesi gerekir. Gerçekten de normal bir insan için bile bu tür tutuklamalar büyük öfke uyandırıcı hal almıştır.
Her gün bu düzeyde tutuklama yapan bir iktidar faşistlikten başka bir sıfatla tanımlanamaz. Belki Türkiye’de baskılar bu düzeyde değildir, ama bir hükümetin karakterinin ne olduğu Kürdistan’daki uygulamalarıyla tanımlanır. Ne var ki bu düzeyde baskı Türkiye’de olmadığı için kendine demokrat ya da liberal diyenler bu faşist uygulamaları ve faşist karakteri normalleştiriyorlar. Hiçbir faşist ülkede olmayan bu rastgele tutuklamalara bu nedenle fazla tepki gösteriyorlar. Arada sırada eleştirmeleri bile bu tutuklamalara hizmet etmekten başka bir şey ifade etmiyor.
AKP Hükümetinin siyasetle müzakere ederiz söylemi de tamamen bir oyundur. Arınç da bu oyunu güçlendirmek için BDP ile görüşebiliriz demiş. Gerçekten de bir halkla, bir toplumla ancak bu kadar dalga geçilir. Politikaları böyle olan bir hükümet neyi görüşebilir? Zindandaki milletvekilini bile bırakmayan, bunu bile burun sürtme olarak değerlendiren bir iktidar neyi görüşür?
Siyasetle müzakere söylemi de sadece bir şeyler olabilir beklentisi yaratmak ve oyalamak için kullanılıyor. Bu söylem de tasfiye harekatının bir taktiği olarak dile getiriliyor. Kürt Özgürlük Hareketi için ezme ve tasfiye konsepti izlenecek, ama BDP ile müzakere yapılacak! Bu, amiyane deyimle eşyanın tabiatına aykırıdır. AKP terörle mücadele derken sadece gerillaya karşı savaşı kastetmiyor, 1990’lı yılarda ‘terörle’ nasıl mücadele ediyorlardıysa şimdi de yöntemlerde kimi değişiklikler yapılarak aynı anlayışla hareket ediyorlar. Hüseyin Çelik ve Mehdi Eker “biz öldürmüyoruz, tutukluyoruz” diyerek bu konsepti izah ediyorlardı.
Terörle mücadele dediklerinin yarısı gerillaysa, diğer yarısı BDP’dir. Dolayısıyla siyasetle müzakere söylemi demagoji, aldatma ve oyalamadır. Bunu başka türlü anlamak AKP’nin politikalarından hiçbir şey anlamamaktır.
Başbakan niye bağırıyor?