Almanya’da Başbakan Tayyip Erdoğan’a hoşgörü ödülü verilmesi kararlaştırılmış, o da 17 Mart’ta Bochum’a gidip ödülünü alacağını açıklamıştı. Afganistan’da askeri helikopterin düşmesi sonucu ölen Türk askerlerini gerekçe gösteren başbakan, son anda ödül törenine katılamayacağını bildirdi.
Sürgünde yaşamak zorunda bırakılan azınlık halklar ve inanç gruplarından on binlerce insanın başbakanı protesto etmeğe hazırlandıkları bir anda, törene katılımın iptal edilmesi kararının, başkaca sebepleri olsa gerek.
Almanya, hoşgörü ödüllerini dağıtırken hangi kriterleri esas alıyor bilmiyorum ama bu kriterler içerisinde insan haklarına, demokrasiye, çok kültürlülüğe ve farklı olana saygı duymanın pek de şart koşulmadığı anlaşılıyor.
Özellikle T. Erdoğan’ın bu ödüle layık görülmesi, hem Almanlar hem de Almanya’da yaşayan Türkiyeliler tarafından hayretle karşılanırken, başbakanın bu ödülü ne kadar hak ettiği tartışması gündeme oturdu.
O tartışmalar süredursun, ben başbakanın hoşgörü ödülünü fazlasıyla hak ettiğini düşünüyorum. Neden derseniz…
Birlikte hatırlayalım;
Bir kere başbakan, onlarca insanı katleden, binlercesine işkence yapan Hizbullah örgütü elemanlarının, mahkemelerce salıverilmesine karşı oldukça hoşgörülü davranmadı mı?
Baştan sona, içinde emniyet mensupları ve devlet görevlilerinin yer aldığı gruplar tarafından, her anı adım adım planlanıp uygulamaya konan, Hrant Dink’in katledilmesinde bir örgüt göremeyen yargıya da çok hoşgörülü davranmadı mı başbakan?
Yine Dink’i öldüren tetikçi Ogün Samast’la kahramanlık pozları veren polis memurunu terfi ettiren de başbakanın katillere karşı hoşgörüsü değil miydi?
Sivas’ta insanları diri diri yakarak katledenlerin yargılanmalarını zamanaşımına uğratıp, aklayan adalet(sizlik) de başbakanın sınırsız hoşgörüsüne mazhar olmadı mı?
Sivas katillerine karşı oldukça hoşgörülü olan başbakan, onların avukatlığına soyunan katil zihniyetteki insanları da kendi partisinden milletvekili yaparak, hoşgörüsünün sınırsızlığını kanıtlamadı mı? „Yaradılanı severim Yaradan’dan ötürü” diyen başbakanın, Sivas’ta yaradılanları katledenleri sevmesi de Yaradan’a olan sevgisi ve yakanlara karşı eşsiz hoşgörüsünden başka ne olabilir ki?
Roboskî’de 34 Kürt vatandaşını katleden genelkurmayı, başarısından dolayı tebrik etme yüceliğini sergileyen başbakan, bu olayda da katillere karşı hoşgörüsüyle örnek bir davranış göstermedi mi?
Önceleri Pozantı Cezaevinde şimdi de Sincan’da çocuklara tecavüz eden ve tecavüze göz yuman devletlilere karşı, hiç bir yaptırımda bulunma gereği duymayan, yine hoşgörülü başbakan ve adalet bakanlığı değil miydi?
Deniz Feneri olayında, inanç sömürüsü yoluyla binlerce insanı dolandıranları yakalama ya da yargılama zahmetine girmeyen iktidarın başındaki başbakan, dindar dolandırıcılara karşı hoşgörüsünü kanıtlamadı mı?
Daha çok kar hırsıyla işçi ve emekçilerin iliklerine kadar sömürülerek, insanlık dışı koşullarda çalıştırılmasına ses çıkarmayan, ihmal ve inkar sonucu onlarca işçinin yanarak ölmesine „kader” diyen de hoşgörülü başbakanın, hoşgörülü bakanı değil miydi?
Ayrıca iki gün önce Amed ve İstanbul’daki Newroz kutlamalarına katılanların üstüne atom bombası değil de sadece gaz bombaları atılması, hoşgörüden başka neyin göstergesi olabilir ki?
Newrozu kendi bayramları olarak görüp, o günü kutlama sevinci duyan milyonlara, bayramlarını hangi günde kutlamaları gerektiğini dikte etmeğe kalkan başbakanın hükümetinin, bu iyi niyeti de „hoşgörü” değil mi yani?
Başbakan, hoşgörülü olmasına hoşgörülü ama üzülerek söylemeliyim ki unuttuğu bir şey var: Newroz tarihsel ve coğrafik özü gereği itaat ve boyun eğmenin değil, tam tersine direnmenin ve yeniden dirilişin sembolüdür.
Bu yüzden kutlama yasaklarının ardındaki sınırsız hoşgörüye rağmen Newroz, bu sene de hiçbir erke biat etmeden, adına layık bir şekilde kutlandı, kutlanmaya devam ediyor.
Takvimsel ve coğrafik olarak toprağın-doğanın uyanışı ve yeniden dirilişi anlamındaki Newroz’un, bu sene de Kürt Halkı’nda olduğu gibi diğer Ortadoğu halklarının da topyekün uyanışının habercisi olması umuduyla, Newroz pîroz be!
Başbakanın hoşgörüsü ve Newroz