‘Veyl mağluplara!..” Bu söz Roma’dan beri her savaştan sonra söylenen bir söz. Savaş mağlubunun ödeyeceği bedeli dile getiriyor.
Türkiye “üçüncü dünya savaşında” “Suriye meydan muharebesini” kaybetti.
Bir savaşın kaybedildiğini kendi bağırtısından kulağı sağır olan “Saray’da oturan sivil Başkomutan” değil, kulağından tutulup hapse atılmış olsa bile, ordulara fiilen komuta eden bir eski Genelkurmay başkanı bilir. Biliyor da. İlker Başbuğ şöyle dedi:
“Suriye ile diplomatik ilişkileri bir an önce kuralım.”
Orgeneral, DAİŞ’le ittifak halinde Suriye’ye ve Rojava’ya karşı savaş ilan eden Türkiye’nin Başşar Esad karşısında teslim bayrağı çekmesini öneriyor. Bunu da, “son anda parçalanmamak” yani Rojava’da Kürtlerin statü kazanmasını önlemek için istiyor. Ona göre, “Güney’de” ya da “Rojava’da” bir Kürt devletinin kurulması demek, Türkiye’nin de “bölünmesi” demek. Yenilen Türkiye’yi “bölünmemek” için son hamle yapmaya çağırıyor.” “Esad karşısında teslim ol!”
O çağırınca, Hürriyet’te Ertuğrul Özkök ne yapıyor? Okuyalım:
“İran, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Ürdün, Rusya ile işbirliği yapıyor. - Hem Rusya, hem ABD, Suriye’deki Kürt oluşumuna tam destek veriyor. - Erdoğan ve Davutoğlu’nun uyarılarını, kırmızı çizgilerini, “Sabrımızı test etmeyin” laflarını ipleyen yok. - Çin, tarihinde belki de ilk defa bir uluslararası olayda etkin olmaya çalışıyor. O da Suriye tarafında. - Peki Türkiye... Tek kelimeyle yapayalnız... Son üç gündür okuduğum bütün Batılı kaynaklar şunu söylüyor. Ortadoğu’da en büyük kaybeden Türkiye.”
Ve o da Başbuğ gibi “kapitülasyon”a, “baş eğmeye”, “teslime” “evet” diyor:
“Ankara’ya naçizane tavsiyem şu: Suriye politikanız iflastan öte bir felaket haline geldi. Bir an önce vazgeçin, hala etkiniz varsa, ılımlı muhalifleri IŞİD’e karşı son savaşta, Esad’la işbirliği yapmaya teşvik edin.”
Bu iki sembolik alıntı neyi gösteriyor?
AKP ve Saray “uzatmaları” oynuyor.
İster tek başına iktidar olsun, hatta ben iddia ediyorum ki, bir Ali Cengiz madrabazlığı ile 400 kelleyi Meclis’te bir araya getirsin, AKP’nin ve Saray’ın işi bitik. Altlarına yerleştirilmiş “yayla” sandıktan fırlasalar bile ömürleri bir yıl bile süremez.
Yıkılışları nasıl olur, bilemem. Ama yıkılırlar. Çünkü bu iktidar Türkiye’yi sürüklediği üçüncü dünya savaşında kaybetti. Kaybettiği için, tıpkı Japonların son çare saydıkları ünlü “Kamikaze”ler gibi, son bir “intihar” eylemine hazırlanıyor. Rojava’ya saldırarak, “elindeki kartların sonuncusunu” masaya atmak üzere. Şimdilik blöf yapıyor ve blöfü görüldüğü an işi bitecek. İşinin biteceğini bildiği gibi, “kaybedeceği, mahvolacağı ve beraberinde Türkiye’yi de iç savaştan, dış savaşlara, ekonomik krizlerden sosyal patlamalara, askeri darbelerden, dış müdahalelere” kadar her bir belaya sürükleyeceği bir maceraya atılacak. Rojava’ya saldırmaya kalkışacak. Bu Türkiye’nin felaketi olacak.
Tekrar ediyorum. 400 pişmiş kelleyi Meclis’e bir “Mandreke” illüzyonuyla taşısa bile Suriye’de yaşanan “üçüncü dünya savaşında” uğradığı mağlubiyetin sırtına yüklediği sorumluluktan da, sonuçlarından da kurtulma şansı artık yok.
Böyle olduğu için, AKP akıl sağlığı yerinde olan insanların asla söylemeyeceği laflar ediyor. Davutoğlu “PYD’yi vururuz, Türkiye’ye kafa tutanın kafasını keseriz” diye konuşuyor. Çocuklar bu lafı duyduğu zaman, Davutoğlu’nu elinde “iğri hançer”, “turuncu giydirilmiş kurbanı kesen” DAİŞ’çiyi görür gibi oluyor.
Ve Erdoğan’ın “şeddeli metinlerini yazan” Aydın Ünal, “Şimdi baskı altındayız, hele seçimleri bir atlatalım, o gün Cumhuriyet’in, Hürriyet’in, Sözcü’nün, Zaman’ın defterini düreceğiz” deyiverdi. Sabancı’yla, Koç’la “akraba” olan Doğan sermayesine de el konulacak…
ABD’nin müttefiğine ve Rusların desteklediği Rojava’ya ve kendisinin de üzerinde oturduğu “kapitalizmin” Türkiye’deki temeline saldırının anlamı intihardır.
Saray’ın AKP’si için yol bitmiştir. Patinaj hali vardır. Seçim sonuçları ne olursa olsun böyle…
HDP’li “Büyük Koalisyon” dışında çare yoktur.
Belki, safraları attıktan sonra bu yol kurtuluşunuz olur...