4 Ekim sabahı İMC ve Özgür Radyo’nun da olduğu 23 Tv ve radyo yayını polis baskınıyla kesildi.
Hüküm sürenler herkese, “SUS“ diyorlar.
Muhalefetin sesi çıkmasın ve sadece Erdoğan ile taifesi konuşsun istiyorlar. Naziler de aynı yöntemi izlemişlerdi; bütün aykırı sesler susturulmuş, susmayanların ise sesleri kesilmişti...!
Tam bir korku idaresi... Bu herkesi ve her kesimi korkutup zorbalıkla hukuksuzluğa ve haksızlığa razı etme çabası. Nitekim sinenler var; ‘ya beni de hapse atsalar, ya ben de işimi kaybetsem’ korkusuyla el pençe kendi köşesine sinenler var.
Zorbalığa inat SUS emrine riayet etmeyen ve sesleri yüksek çıkanlar da var.
Özgür Radyo ve İMC TV çalışanları ile birlikte kapatılan 23 Tv ve radyonun çalışanları örnek bir tavır takındılar.
SUSMADILAR...!
Özgür Radyo çalışanları kapatma kararını tanımadılar.
Polis Özgür Radyo’nun kapısına koçbaşıyla dayanmışken Arzu Demir Özgür Radyo’nun mikrofonlarından dinleyicilerine “Belki canımızı yakacaklar ama biz gülmeyi sürdüreceğiz. Çünkü biz BASININ İKARUS’larıyız“ diyordu
İkarus Yunan mitolojisinde özgürlüğün ismidir.
Daidarus kendi yaptığı labirente oğlu İkarus ile birlikte hapsedilir. Labirentten kurtulmak için kendisi ve oğlu İkarus için balmumundan kanatlar yapar ve İkarus’a „ne alçaktan ne de yüksekten uçma. Güneş ışınlarına yaklaşma“ der.
İkarus ise takma kanatları ile ilk havalandıktan sonra güneş ışınlarını, aydınlığı ve bunların ardındaki hakikati görmek için çok yükselir. Güneşe yaklaştıkça takma kanatları erimeye başlar ve sonunda Ege denizinde yitip gider.
İkarus düşmeyi göze alarak uçtu. Yok olmak pahasına hayallerinin peşinden gitti...
Nitekim kapı kırıldı ve içlerinde Arzu Demir’in de olduğu 16 kişi zorla, saçlarından çekiştirilerek gözaltına alındalar. Gözaltına alınmak ve darp edilmek pahasına yayın haklarında ısrarcı oldular. Polisin kapıyı kırıp yayınlarını zorbalıkla kapatma anına kadar dinleyicilerine seslendiler.
Polisler canlı yayında İMC TV yayınlarını keserken İMC TV yayın koordinatörü Eyüp Burç ve televizyon çalışanları Bediuzzaman Said Nursi’nin sözlerini yüksek sesle söylediler: „Zalimler için yaşasın cehennem“. Eminim Burç ve arkadaşları hiç kimsenin „Cehenneme“ gitmesini asla istemezler, lakin teslim olmayacaklarını ve direneceklerini ifade ederken net olmak gerektiğinin de farkındalar.
Özgür Radyo ve İMC TV çalışanları bu baskı ortamında yılgınlık gösterenlere, korkanlara ve geri çekilenlere özgür basının nasıl olması gerektiğini gösterdiler.
Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin verilerine göre 15 Temmuz’dan bu yana aralarında Ahmet Altan’ın da olduğu 107 Gazeteci tutuklandı;
2500 gazeteci ve televizyoncu işsiz kaldı, 115 kişinin sürekli kartı, 660 kişinin sarı basın kartı iptal edildi;
200’e yakın Tv, Radyo, Dergi ve Gazete kapatıldı.
Yine aranan ve yurt dışına kaçmak zorunda kalan onlarca gazeteci var. Hükümet Erdoğan ve Yıldırım dışında kimse konuşmasın istiyorlar.
Amaç tek ses olmak...!
İstiyorlar ki ses tek olsun ki zorbalıklarını daim kılsınlar...!
Bu nedenle aykırı seslere tahammülleri yok. Bu nedenledir ki karanlık bir tablo oluşturdular. Çağdaş Gazeteciler Derneği bu dönemi şöyle tarif etti: “Yaşadığımız bu günler; gelecekte Türkiye’de basının, gazeteciliğin en karanlık dönemi olarak anılacaktır.“
Eğer bugün zorbalık katmersiz bir şekilde hüküm sürüyorsa bilmeliyiz ki bu hükmedenin gücünden değildir. Nitekim Einstein yaşadığı günlerde hüküm süren kötülüğün nedenini şöyle tarif eder:
“Dünya yaşamak için tehlikeli bir yerse, kötüler yüzünden değil, kötülere ses etmeyenler yüzündendir.“
İnsan Hakları Savunucusu ve Avukat Eren Keskin’in şu zorbalık günlerinde paylaştığı bir Tweet kazanmanım nasılını iyi özetliyor:
“Cesaret koruyucudur. Direniş ise hep galip gelir.“
İMC TV ve Özgür Radyo çalışanları gibi binlerce basın emekçisi İkarus gibi hapsedilmek ve yok edilmek pahasına düşlerinin peşinden cesurca koşmaya devam ediyorlar.