Bask müzisyen, şarkıcı, besteci, yönetmen Fermin Muguruza aynı zamanda ska punk tarzı müzik yapan Kortatu grubunun da kurucusu. 1983 ve 1988 yılları arasında bu grupta önemli bir role sahip olan Muguzura, daha sonra müzik hayatına 1990’da katıldığı ve 1996’ya kadar devam ettiği crossover grup Negu Gorriak’ta devam etti. Faşist grupların ellerinde bombalarla gelip kendisini ve Bask’ın hip-hop müziğini tehdit ettiği birçok konser vermiş olan sanatçı, şarkılarında verdiği politik ve sosyal mesajlardan dolayı İspanya’da da sansüre maruz kaldı. “Cehalete karşı bir araç olduğu için yöneticiler benim yaptığım müzikten korkuyorlar. İstedikleri her şeyi yapabilmek için de bu cehaletin sürmesini istiyorlar” diyen Muguruza önemli değerlendirmelerde bulundu. Muguruza bugün Almanya’nın Bonn kentinde yapılan Newroz’da da sahne alıyor.


Altı yıllık bir aradan sonra yeniden yola çıkıp yeni turunuzu Amed’den başlatıyorsunuz...

Altı yıldır seyahatsiz geçen bir süreden sonra ilk yolculuğum, Amed’e, Kürdistan’a oldu. Newroz adında yıllardır söylediğim bir parçada şöyle der; “Newroz, yeni yılın başlangıcı sizler için ne ise 21 Mart ve ilkbaharın gelişi de bizim için odur. Güneşi şereflendirmek için yakarız ateşi biz de, siz de”. Yıllardır söylediğim bu şarkıyı sonunda kendisini ithaf ettiğim insanların önünde, tam yerinde, Diyarbakır’da ve tam o günde söylemek benim için hem çok anlamlı hem de duygusal bir durum. Bir Bask olarak da bunu yapmanın dayanışmayı temsil ettiği için önemli bir yere sahip olduğunu düşünüyorum. Oraya Bask halkını temsilen gittiğimi söylemiyorum ama grubumuz sahneyi alıp Kürdistan halkı için Baskça şarkı söylediğimizde şüphesiz birçok Bask’ı temsilen bir şeylere tanıklık etmiş olduk.

Her zaman sıkı bir bağınızın olduğu Kürtlerle ilişkiniz ne zaman başladı?

Kürdistan halkıyla yıllardır sahip olduğum güçlü ilişkime rağmen henüz Kürdistan bölgesinde hiç bulunmadım. Buna karşın, Londra, Berlin ve diğer birçok yerden gelen Kürtler birçok kez Bask’ı ziyaret edip konserlerime katıldılar şimdiye kadar, özellikle de Newroz şarkısını bestelememden sonra. Bask arkadaşları olan bu Kürt arkadaşlar Newroz şarkısını çok sevdiler. Bu şarkıyı yazdığım 1999 yılı, Kürtlere yapılan ve Kürt Guernika’sı olarak yeniden adlandırılan Halepçe katliamının yoğun olarak konuşulduğu ve gündemde olduğu zamanlardı. Aynı şekilde bombalanan Kürt şehri Halepçe ve Bask şehri Guernika arasında bir bağ vardı. Bu şarkıyı yazmadan önce Kürdistan ile ilgili derin bir araştırma yapmıştım. Bütün konserlerimde bu şarkıyı seslendirmenin güçlü ve duygusal bir yanı oldu, çünkü konserime katılan Kürt arkadaşlar bayraklarını çıkarıp dalgalandırarak eşlik ettiler Newroz şarkısına. Diasporada yaşayan sayısız Bask’ın da başka konserlerde bizim kendi bayrağımızı açmaları Kürtler ve Bask toplumu arasında benzer bir bağ kuruyor yine. Sonrasında müzik aracılığıyla çok güzel bir ilişki yakaladık Kürtlerle. Kürtlerin çok kritik bir süreçten geçtiğini biliyorum. Kürdistan bu yılın başında üç kadın siyasetçinin Paris’te katledilmesiyle ve çözüm için başlatılan görüşmelerle yeniden gündeme oturdu. Kürtler için son derece kritik olan bu dönemde biz Basklar da barışa çıkacağını umut ettiğimiz bir süreçten geçiyoruz. Ve biz Bask müzisyenler, hem Kürt hem de Bask halkı için bu önemli zamanda Kürdistan’da olacağız.

Görsel işitsel alanda yoğunlaştırdığınız çalışmalarınızla ilgili olarak, bize video projelerinizden bahsedebilir misiniz?

2007’de Filistin’e yaptığım seyahat sonrasında bu coğrafyadaki müzikle ilgili bir şeyler yapma fikri uyandı bende. Bu fikrin oluşmasına ilham veren ise İstanbul müziğinin bir haritasını çıkaran Fatih Akın’ın Crossing the Bridge (İstanbul Hatırası) filmi oldu. Aynur’un sahneye çıkmasıyla kendini gösteren Kürdistan ve Kürt gerçekliği bu filmdeki en önemli nokta benim için, çünkü Aynur’un ne söylediği ve bunu hangi şekilde yorumladığı son derece önemli. Bu yüzden bu film Filistin müziği üzerine çalıştığım belgesel filmim Checkpoint Rock için önemli bir referans oldu benim için. Sonuç ise Next Music Station (Sonraki Müzik Durağı) adlı belgesel serisi oldu. Üzerinde iki yıl çalıştığım bu proje kapsamında Suriye’de de bazı Kürt müzisyenlerle tanıştım.  

Peki bu beş ay sürecek olan yeni turunuzla ilgili neler söylemek istersiniz?

Daha önce kurduğumuz bağlantılar ve Filistin’i gündemde en üst noktada tutmak adına turumuza Filistin’de başlamayı isterdik ama Newroz’da Diyarbakır’da sahne almak gibi beklenmedik davet alınca, turuma Kürdistan’dan başlamam gerektiği konusunda netleştim. Bu benim için üzerine düşünülecek bir seçenek değil, baştan verilmiş bir karardı. Bu yüzden turumuzu Kürdistan’da başlatıp, Filistin, Avrupa, Quebec, Japonya, Güney Amerika ve Avustralya’da devam ettireceğiz.

Dil müziğin temel elementidir


Belgesel çalışmanız müzikle ilgili başka bir filmle devam etme kararınızla sonuçlandı. Bu kez de Bask ülkesinde yapacaksınız bu filmi...

Bask’a geri döndüğümde çektiğim, yarı kurgu yarı belgesel tarzında olan Zuloak filmi de gerçeğe dönüşen bir kadın müzik grubu kurgusunu işliyor. Kadınların müziğe sunduğu katkıyı değerlendirmek için kurgu ve gerçekle oluşturduğum karışıma bana daha yakın duran bir dil olan saldırgan bir punk rock ruhu da kattım. Benim için son derece ilginç olan bu deneyimin Kürdistan’da olup bitenlerle de bir ilişkisi olduğunu düşünüyorum. Arap bölgesindeki hareketlerin aksine, Kürdistan’daki kadınlar hem politik mücadelede hem de kültürel ilerlemede her zaman çok önemli bir role sahip olmuşlardır. Bask ülkesindeki bütün müzik sahnesinin bu projeye dahil olması ve başarılı bir sonuç elde etmesine katkı sunmasına şahit olmak da benim için önemli bir olaydı. Neoliberalizmin bizi kültürel bir  homojenleşmeye de maruz bıraktığı böylesine küreselleşmiş bir dünyada bu çalışma küçük çaplı yerel bir hikaye gibi görünse de, hem kültürel hem de kişisel kimliğinizi oluşturan ulusal kimliğinizi sorgulamak bu işi evrensel bir konu haline getiriyor. Hangi dilde şarkı söyleyeceğinizi düşünmeye ve tartışmaya başladığınız ilk andan itibaren müzikle ilgili bir tartışma yürütürsünüz çünkü dil müziğin temel elementidir ve her dilin gizli bir müziği, müzikalitesi vardır. Hangi dilde şarkı söyleyeceğinize karar verdiğinizde sadece politik değil aynı zamanda -ve aslında- müzikal bir tercih de yaparsınız. Tüm bu noktalar yerel değil, herkesi ilgilendiren konulardır. Bu film sayesinde Bask ülkesinde yeni bir sanatçı nesilin yetiştiği yeraltı mekanlarına da girdik.

ORSOLA CASAGRANDE-BERNA ÖZGENCİL