• Sorulması gereken soru, yeni bir enternasyonalin mümkün olup olmadığı değildir. Asıl soru, parçalanmış mücadeleleri ortak bir özgürlük ufkunda buluşturabilecek cesaretin, örgütlülüğün ve politik hayal gücünün yaratılıp yaratılamayacağıdır.
  • Başka bir dünya mümkünse, onu kuracak olan da yalnızca başka bir enternasyonal değil; özgürlüğü, eşitliği, ekolojiyi ve demokratik yaşamı ortak bir gelecek tasavvurunda buluşturabilen yeni bir enternasyonalizm olacaktır.

ERCAN JAN AKTAŞ

21. yüzyılda küresel sermaye, dijital kapitalizm, iklim krizi ve göç olguları karşısında, geçmiş enternasyonallerin başarılarından ve hatalarından ders çıkaran yeni bir uluslararası dayanışma biçimi mümkün müdür? Sorusu, sistem karşıtları açısından önemini korumaya devam ediyor. Uluslararası işçi hareketinin yaklaşık yüz elli yıllık tarihi, yalnızca kapitalizme karşı verilen mücadelelerin değil, aynı zamanda farklı enternasyonalizm anlayışlarının da tarihi oldu. Bu deneyimlerin her biri uluslararası dayanışma fikrine önemli katkılar sunmuş olsa da, hiçbiri küresel ölçekte kalıcı ve kapsayıcı bir özgürleşme hareketi yaratmayı başaramamıştır.

Buna karşın enternasyonal fikrini ortaya çıkaran tarihsel koşullar ortadan kalkmış değildir. Aksine, 21. yüzyılda kapitalizmin ulaştığı küresel ölçekteki örgütlenme düzeyi, uluslararası dayanışma ihtiyacını her zamankinden daha görünür hale getirmiştir. Derinleşen gelir eşitsizlikleri, iklim krizi, zorunlu göçler, bölgesel savaşlar, otoriterleşme eğilimleri ve ulusötesi sermayenin artan gücü, toplumsal mücadelelerin belirli bir coğrafya/sınır içerisinde yürütülmesini giderek daha sorunlu kılmaktadır. Bu nedenle günümüzde yeniden gündeme gelen temel soru, yeni bir enternasyonalin gerekli olup olmadığı değil, nasıl bir enternasyonalizmin günümüz sorunlarına yanıt verebileceğidir.

Komünal Enternasyonalizmin teorik temelleri

Önceki enternasyonal deneyimlerinin önemli bir bölümü merkeziyetçilik, bürokratikleşme veya ulusal devlet çıkarlarının baskın hale gelmesi gibi nedenlerle, çıkış koşullarına yabancılaşarak, tarihsel sınırlarına ulaşmıştır. 2020’de Yunan ekonomist ve politikacı Yanis Varoufakis ile ABD’li senatör Bernie Sanders’ın girişimleriyle başlatılan İlerici Enternasyonal/Progressive International’i bu anlamda başka bir yere oturtmak mümkündür. Klasik enternasyonal geleneğinin doğrudan devamı olmaktan çok, küreselleşme çağında ulusötesi dayanışma ağları kurmaya çalışan yeni tip bir enternasyonalizm denemesi olarak değerlendirilebilen Progressive International/İlerici Enternasyonal’in deneyimlerinden de hareketle yeni bir enternasyonali tartışmak mümkündür.

Güncel enternasyonalizm anlayışı

İlerici Enternasyonal, önceki pratiklerin aksine karar alma süreçlerinde daha esnek, katılımcı ve ağ temelli bir örgütlenme modeli önererek bu sorunları aşmaya çalışmaktadır. Dünya devrimini tek merkezden yönetme anlayışı yerine, farklı coğrafyalardaki mücadelelerin birbirleriyle dayanışma içerisinde hareket etmesini teşvik etmektedir. Bu yönüyle İlerici Enternasyonal, yeni bir enternasyonal fikrine yalnızca örgütsel bir model sunmakla kalmamakta; aynı zamanda işçi hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, ekolojik adalet, demokrasi ve sömürgecilik karşıtı mücadeleleri ortak bir zeminde buluşturmaya çalışan güncel bir enternasyonalizm anlayışını da temsil etmektedir.

Bu bağlamda İlerici Enternasyonal gibi yeni uluslararası dayanışma girişimleri ile Abdullah Öcalan'ın demokratik konfederalizm ve demokratik modernite temelinde geliştirdiği enternasyonalizm anlayışı, klasik enternasyonal deneyimlerinin ötesine geçen yeni örgütlenme modelleri önermektedir. Özellikle 1999 sonrasında geliştirdiği Demokratik Modernite ve Demokratik Konfederalizm paradigması içinde bu konu önemli bir yer tutar. Öcalan'a göre 19. ve 20. yüzyıl sosyalizmi, kapitalizmi eleştirirken çoğu zaman onun merkeziyetçi, endüstriyalist ve devletçi mantığını yeterince aşamamıştır. Bu nedenle birçok sosyalist deneyim, toplumsal özgürleşme hedefiyle yola çıksa da yeni iktidar ve bürokrasi biçimleri üretmiştir.

Çok boyutlu tahakküm ilişkileri

Bu bakımdan eleştirisi yalnızca kapitalizme değil, aynı zamanda reel sosyalizmin devlet merkezli örgütlenme anlayışınadır. Klasik enternasyonal deneyimleri büyük ölçüde sanayi işçi sınıfını toplumsal dönüşümün temel öznesi olarak kabul etmiş ve uluslararası dayanışma anlayışlarını bu eksen üzerinde şekillendirmiştir. Abdullah Öcalan ise günümüz dünyasında özgürlük ve demokrasi mücadelesinin yalnızca sınıfsal bir çerçeve içerisinde ele alınamayacağını savunmaktadır. Ona göre kapitalist modernitenin yarattığı sorunlar, emek sömürüsünün ötesinde kadınların, ekolojik sistemlerin, yerli halkların, kültürel toplulukların ve çeşitli toplumsal kesimlerin maruz kaldığı çok boyutlu tahakküm ilişkilerini de kapsamaktadır.

Yatay dayanışmaya dayalı önerme

Bu nedenle yeni bir enternasyonalizm anlayışı, yalnızca işçi hareketlerini değil; kadın özgürlük mücadelelerini, ekoloji hareketlerini, demokratik yurttaşlık girişimlerini, gençlik hareketlerini ve ezilen halkların özgürlük arayışlarını da ortak bir mücadele zemini içerisinde buluşturmalıdır. Öcalan'ın önerdiği bu yaklaşım, enternasyonalizmin toplumsal tabanını genişleterek farklı özgürleşme mücadeleleri arasında dayanışma ve ortaklaşma imkanlarını geliştirmeyi hedeflemektedir. Öcalan'a göre "Demokratik konfederalizm devlet olmayan demokratik bir toplum örgütlenmesidir."  Bu yaklaşım, klasik enternasyonallerin merkeziyetçi ve devlet eksenli örgütlenme anlayışına alternatif olarak yerel meclislere, komünlere ve yatay dayanışma ağlarına dayanan yeni bir enternasyonalizm önerisi sunmaktadır.

Uluslararası dayanışma modeli

Benzer şekilde toplumsal cinsiyet özgürlüğü de yeni enternasyonal anlayışının kurucu unsurlarından biri olarak değerlendirilmelidir. Öcalan'ın "Kadın özgürlüğü olmadan toplum özgürleşemez" tespiti, geçmiş enternasyonallerin çoğu zaman ikincil gördüğü bir alanı özgürleşme mücadelesinin merkezine yerleştirmektedir. Bu açıdan Komünler Enternasyonali, yalnızca kapitalizme karşı değil; patriyarka, militarizme ve her türlü tahakküm ilişkisine karşı mücadeleyi birlikte ele alan çoğulcu bir uluslararası dayanışma modeli olarak değerlendirilebilir.

Potansiyeller ve kurucu ilkeler

Komünal enternasyonalizmin en önemli potansiyellerinden biri, toplumsal mücadelelerin öznesini yalnızca işçi sınıfıyla sınırlamayan çoğulcu yaklaşımıdır. Klasik enternasyonal deneyimlerinin önemli bir bölümü sanayi işçi sınıfını temel dönüştürücü güç olarak kabul etmişti. Oysa 21. yüzyılda kapitalizmin yarattığı eşitsizlikler yalnızca emek sömürüsüyle sınırlı değildir; kadınlar, göçmenler, yerli halklar, doğal hayat ve kültürel topluluklar da farklı biçimlerde baskı ve tahakküme maruz kalmaktadır. Komünal enternasyonalizm, bu farklı mücadele alanlarını ortak bir özgürlük perspektifi içerisinde bir araya getirmeyi hedeflemektedir.

Özgürleşme projesine dönüşebilir

Bu yaklaşım, günümüz toplumsal hareketlerinin parçalı yapısını aşma potansiyeli taşımaktadır. Kadın hareketleri, ekoloji mücadeleleri, sendikal örgütlenmeler ve yerel demokrasi girişimleri arasında kurulacak uluslararası dayanışma ağları, yalnızca ortak taleplerin görünür hale gelmesini değil, aynı zamanda farklı mücadelelerin birbirini güçlendirmesini de sağlayabilir. Böylece enternasyonalizm, yalnızca sınıfsal değil, çok boyutlu bir özgürleşme projesine dönüşebilir.

Sınıf mücadelesine indirgendi

Birinci, İkinci, Üçüncü ve Dördüncü Enternasyonaller, farklı tarihsel koşullarda ortaya çıkmış olsalar da, büyük ölçüde modernitenin egemen siyasal kültürü içerisinde şekillenmişlerdir. Bu nedenle kapitalizme karşı mücadele ederken çoğu zaman hiyerarşi, merkeziyetçilik, militarizm ve ataerkillik gibi tahakküm ilişkilerini yeterince sorgulayamamışlardır. İşçi sınıfının kurtuluşunu hedefleyen birçok hareket, devlet iktidarını ele geçirmeyi temel strateji olarak benimserken, iktidarın kendisinin ürettiği tahakküm mekanizmalarını göz ardı etmiş; sonuç olarak özgürleşme iddiasıyla ortaya çıkan bazı deneyimler yeni bürokratik ve otoriter yapıların ortaya çıkmasına engel olamamıştır. Benzer şekilde kadınların, LGBTİ+ bireylerin ve toplumsal cinsiyet temelli baskılara maruz kalan kesimlerin deneyimleri çoğu zaman tali bir mesele olarak değerlendirilmiş, özgürlük mücadelesi salt sınıf mücadelesine indirgenmiştir.

Demokratik işleyişin vazgeçilmez unsurları

21.yüzyılda kurulacak yeni bir enternasyonal, yalnızca kapitalizme karşı değil, aynı zamanda patriyarkaya, militarizme ve her türlü tahakküm ilişkisine karşı bütünlüklü bir mücadele perspektifinden güç alacaktır. Komünler Enternasyonali açısından ilk dikkat edilmesi gereken nokta, örgütsel yapının erkek egemen siyasal kültürü yeniden üretmesini engellemektir. Tarihsel olarak birçok devrimci örgüt, eşitlik söylemine rağmen karar alma süreçlerinde erkeklerin ağırlıkta olduğu, liderlik kültünün geliştiği ve hiyerarşik ilişkilerin yeniden üretildiği yapılara dönüşmüştür. Bu nedenle eşbaşkanlık, eşit temsil, kadın meclisleri, bağımsız kadın örgütlenmeleri ve toplumsal cinsiyet denetim mekanizmaları yalnızca yardımcı araçlar değil, demokratik işleyişin vazgeçilmez unsurları olarak görülmelidir.

İkinci olarak, militarizm ile patriyarka arasındaki ilişkinin açık biçimde teşhir edilmesi gerekmektedir. Tarihsel olarak savaşlar, ordular ve militarist siyasal kültürler erkek egemenliğinin yeniden üretildiği temel alanlardan biri olmuştur. Birçok enternasyonal savaş karşıtı söylemler geliştirmiş olsa da, militarizmi toplumsal ilişkilerin bütünü içerisinde sorgulayan kapsamlı bir yaklaşım geliştirememiştir. Komünler Enternasyonali ise güvenlik anlayışını silahlı güçler ve zor aygıtları üzerinden değil, toplumsal dayanışma, demokratik katılım ve çatışma çözümü mekanizmaları üzerinden yeniden tanımlamalıdır.

Üçüncü olarak, yeni enternasyonal farklı kimlik ve mücadele alanları arasında hiyerarşi kurmaktan kaçınmalıdır. Sınıf sömürüsü ile toplumsal cinsiyet baskısı, ekolojik yıkım ile etnik veya kültürel tahakküm birbirinden bağımsız süreçler değildir. Kapitalist modernite bu tahakküm biçimlerini çoğu zaman iç içe geçirerek yeniden üretmektedir. Bu nedenle kadın özgürlüğü, ekolojik toplum, LGBTİ+ ların özgürlüğü, emek mücadelesi ve demokratik özyönetim birbirini tamamlayan mücadele alanları olarak ele alınmalıdır.

Devletlerarası değil toplumlar arası

Bu noktada Komünler Enternasyonali fikri, tek merkezli bir dünya örgütünden ziyade, farklı coğrafyalarda gelişen demokratik, ekolojik, feminist ve emek eksenli mücadeleleri yatay ilişkiler temelinde birbirine bağlayan küresel bir dayanışma ağı olarak düşünülebilir. Böyle bir enternasyonal, devletler arasında değil toplumlar arasında; iktidar merkezleri arasında değil komünler, meclisler, sendikalar, kadın örgütleri, gençlik hareketleri, ekoloji mücadeleleri ve yerel demokratik yapılar arasında kurulacaktır.

Belki de bugün sorulması gereken soru, yeni bir enternasyonalin mümkün olup olmadığı değildir. Asıl soru, parçalanmış mücadeleleri ortak bir özgürlük ufkunda buluşturabilecek cesaretin, örgütlülüğün ve politik hayal gücünün yaratılıp yaratılamayacağıdır. Çünkü kapitalizm küresel ölçekte örgütlenmişken, özgürlük mücadelesinin yerel sınırlar içerisinde kalması giderek daha zor hale gelmektedir. Bu nedenle başka bir dünya mümkünse, onu kuracak olan da yalnızca başka bir enternasyonal değil; özgürlüğü, eşitliği, ekolojiyi ve demokratik yaşamı ortak bir gelecek tasavvurunda buluşturabilen yeni bir enternasyonalizm olacaktır.