Almanya Gündemi


İnsanlık olarak çok acı çektiğimiz bir zaman dilimi içerisinde sıkışıp kaldık. Gözümüzün önünde, - ya da bir ekran mesafesinde- insanlar katlediliyor. Savaşın yıkımlarını yansıtan görüntüler tüm çıplaklığı ile habire enformasyon denizi dediğimiz sanal alemde yayılıyor. Patlamalar, parçalanan vücutlar, çığlıklar, kaçış, göç... Ve sonra gözlerimiz, yüreğimiz giderek en korkunçlarına biraz daha alışıyor. Fotoğraf üzerine yazılarından tanıdığımız, aynı zamanda insan hakları savunucusu Susan Sontag’ın da dediği gibi acı çeken bedenleri gösteren resimlere karşı duyulan iştahlı merak, neredeyse çıplak bedenlere gösterilen arzulu merak kadar şiddetleniyor... Derken kendimizi başkalarının acılarına bakarken buluyoruz, başkalarının acılarına alışırken. Kafamın içinde birbirine çarpan bu düşünceleri dürten neden, Bavyera Polis teşkilatı tarafından, twitter’da paylaşılan ve Suriyeli mülteci bir çocuk tarafından yapılan bir resim. 

Almanya’da -kendi söylemleri ile- kapasitelerinin üstüne çıkan mülteci akını nedeniyle, mülteciler ilk elden acil barınaklarda ağırlanıyor, kayıtları alınıyor. Mülteci çocuklarla da gönüllüler ilgileniyor, oyunlar oynayıp resim çiziyorlar. (Genel itibarı ile bütün kamplarda ortalama bu aktiviteler yardım yapıyor) Bu rutin içerisinde, Passau kentinde kampta kalan bir çocuğun çizip polise hediye ettiği resim büyük yankı uyandırdı. Bavyera Polis teşkilatının, twitter sayfasında paylaştığı resim çocukların savaşlarda yaşadığı travmayı bir kez daha gözler önüne serdi. Resim sosyal medyada o kadar ilgi gördü ki, çizen çocuğa ulaşılmaya çalışıldı. Polis resmi, mülteci bir çocuğun yaptığını (kimliği hala belirsiz) ve polise hediye edildiğini doğruladı. Çok konuşulan resimde iki farklı dünya var. 

Savaş ortamındaki Suriye ve savaştan kaçışın son durağı Almanya. Bir taraftan kolları bacakları kopan insanların olduğu bir kaos ortamı, diğer tarafta ise olağan günlük bir yaşam. Bir çocuk tarafından çizilen bu resim savaşın sembol argümanları arasında sayılıyor artık. Tıpkı bir kaç hafta önce Kobanêli 3 yaşındaki Alan Kurdî’nin Bodrum sahilinde cansız yatan bedeninin fotoğrafı ile Cizre’de polisin bıraktığı bomba sonucu kolu ve ayağı parçalanan çocuğun fotoğrafı gibi. Üzüldüğümüz bir görüntü yerini daha da üzüldüğümüz başka bir görüntüye bırakıyor. Argümanlar biriktikçe, acımız daha da azalıyor. Sontag’ın da dediği gibi ‘... görüntülere doymuş (hatta tıka basa doymuş) bir dünyada, gerçekten önemli olan şeylerin etkisinin giderek azaldığını görüyoruz... Böyle görüntüler bir aşamadan itibaren hissedebilme yeteneğimizi azaltıyor, bilincimizi rahatsız ediyor sanki...’

Korkunç görüntüler arttıkça, alışma skalamız da o kadar yükseliyor, öyle ki; bir çocuğun hafızasına kazıdığı görüntüleri aktardığı resme karşı duyulan şaşkınlık her geçen gün biraz daha köreliyor. Savaşın kendisine giderek seyirlik bir malzeme gibi bakıyoruz. Savaşlar devam ediyor, çocuklar ölmeye devam ediyor, parçalanmış bedenler çocukların hafızalarına kazınıyor, geleceğe dair hayallerini öldürüyor.  

Almanya’da mülteci krizi de devam ediyor. Son dönemlerde akının daha da artması üzerine, çöken sistem alternatif arayışlara yönelmiş durumda. Cumhurbaşkanı Joachim Gauck da nitekim mültecileri alma kapasitelerinin sınırlı olduğunu belirterek bu kaos karşısında veryansın etti. 

Aslına duruma savaşı yaşayan bir toplumun üyeleri olarak bakarsak, pek de adaletsiz düşünmüş sayılmayız: İnsanları yerlerinden yurtlarından eden, yıllarca emek ettikleri, köklerinin olduğu topraklardan koparan savaş, başkalarının acılarına bakan insanlara bir yerden değmeli, huzursuz etmeli. Bu durum belki, başkalarına acı çektirmeye ortak olup, sonra o başkalarının acılarına bakıp of çekmekten daha etkili bir yöntem olur, savaşı bitirmek için daha etkili yöntemlere iter, barış arayışlarını perçinler...