
AKP iktidarı Türkiye tarihinin en otoriter baskıcı iktidarı haline gelmiştir. AKP iktidarı zamanında Kürt halkına yapılan zulüm bile tek başına nasıl bir iktidar olduğunu kanıtlar. Gerilla ile yaşanan çatışmalarda ölen insan sayısı dışında mitinglerde, gösterilerde katledilen insan sayısı da Türkiye tarihindeki hiçbir hükümet zamanında olmamıştır. Geçen yıl Kürdistan şehirlerini yakıp yıkması ve halka yaptığı zulüm ve katliam da hiçbir zaman unutulmayacaktır. Gözaltı ve tutuklamalar bir rejimin esas karakterini ortaya koyar. AKP iktidarı zamanındaki tutuklamalar, darbe dönemindeki tutuklamaları katbekat aşmıştır. AKP iktidarı zamanında neredeyse üyesi tutuklanamamış aile kalmamıştır.
Türkiye tarihi, Kürdistan üzerinde baskı ve zulmün en arttığı dönemlerde, Türkiye'nin batısında yaşayan halklar üzerinde de baskının arttığını göstermektedir. AKP döneminde Türkiyeli devrimciler, tüm demokrasi güçleri, aydınlar ve yazarlar üzerinde de baskı oldukça artmıştır. Tutuklanması akla getirilmeyen aydınlar, yazarlar, gazeteciler tutuklanarak tüm halka gözdağı verilmektedir. Kim Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay’ın tutuklanmasını akla getirebilirdi? Kim Ahmet Altan ve Mehmet Altan’ın tutuklanacağını düşünürdü? Yıllarca AKP'ye en fazla hizmet yapmış Nazlı Ilıcak bile tutuklanmıştır. Bunları tutuklayan bir iktidar diğer insanlara neler yapmaz ki! Şu anda Türkiye tarihinin en baskıcı dönemi yaşanmaktadır. Eskiden bu baskılara karşı ya siyasal ya da toplumsal alanda güçlü bir muhalefet olurdu. Askeri darbe dönemlerinde bile açıktan olmasa bile muhalefet toplum içinde güçlü biçimde hissedilirdi. Şimdi öyle ki, insanlar evinde konuşsalar tutuklanacaklar.
Basın zaten tutuklanmıştır. Muhalif basın kalmamıştır. TV’ler, radyolar, dergiler, ajanslar derken, baskılar Cumhuriyet gazetesine kadar vardırılmıştır. Kalan basının hepsi de AKP iktidarı doğrultusunda yazmak ve çizmek zorundadır. Böyle yapmayan basın bastırılır. Bu nedenle AKP iktidarını eleştiren yazarlar basında barınamaz. Çünkü böyle yapanlar kendilerini kapı önünde bulurlar.
CHP töhmet altında tutuluyor
AKP iktidarı ekonomik, toplumsal ve siyasal alan olarak en fazla sıkıştığı ve daraldığı dönemde muhalefetsiz bir iktidar sürdürüyor. Aslında Türkiye'nin artık kaldıramadığı iktidar MHP ve CHP’nin de vatan millet adına verdiği destekle ayakta kalıyor. En fazla da CHP’nin koltuk değneği olmasıyla AKP iktidarını rahat bir biçimde sürdürüyor. AKP iktidarı 15 Temmuz sonrası herkesi Fethullahçı yanlısı biçiminde töhmet altında tutup kendisine biat ettirdiği gibi, CHP’yi de bu töhmet altında tutarak teslim almıştır. CHP zaman zaman farklı sesler çıkarmaya çalışsa da temel konularda AKP'nin destekçisi konumundadır. AKP'nin temel politikalarına destek vermektedir. Sadece bu politikanın yarattığı sonuçların etkisine itirazda bulunmaktadır. Özcesi Türkiye'yi esas olarak baskıcı bir ülke haline getirecek ve maceralara sürükleyen konularda CHP AKP'ye tam destek vermekte, hatta kraldan çok kralcı geçinmektedir. Baskıcı düzenin temeli olan Kürt politikasında AKP'ye tam destek ve açık çek vermektedir. Tamamen mezhepçi ve Kürt düşmanı politikalarla Türkiye'nin yeni Enver Paşa’sı olmaya yönelmiş Tayyip Erdoğan’ı dış politikada da “sen bu işi iyi yapamıyorsun” diye eleştirmektedir. AKP'nin saldırgan dış politikasına destek vermekte, sadece yol ve yöntemlerde bazı eleştirilerde bulunmaktadır.
MHP ise içeride ve dışarıda kendi politikalarının uygulandığını düşünerek AKP'ye tam destek vermektedir. Zaten bu nedenle bu politikanın bir faşist şef tarafından engelsiz uygulanması için başkanlık sistemine destek olacağını açıklamıştır. Başkanlık sistemi, faşist politikalar için gerekli bir yönetim biçimidir. Zaten bu nedenle başkanlık sistemini kurulduğu günden bu yana savunmaktadır. Sadece bir dönem AKP iktidarı ile bazı konularda anlaşmadıkları için karşı çıkıyorlardı, şimdi ise destekliyorlar.
İktidar imkanlarıyla darbe yapmış
Geçen hafta Numan Kurtulmuş “güçlü iktidar, güçlü yönetim için başkanlık gerekir” açıklaması yaptı. Bilindiği gibi güçlü iktidar, güçlü devlet MHP’nin temel sloganıdır. AKP demokrasi karşıtı zihniyeti ve iktidarını güçlü iktidar ve yönetimle pekiştirmek istiyor. Demokrasi, toplumun güç olmasıdır. AKP iktidarı ise iktidar ve devleti daha fazla güçlendirmek için başkanlık sistemini istemektedir.
Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarı Türkiye'nin demokrasi birikimine bir darbe yapmıştır. Türkiye halklarının onlarca yıldır yürüttüğü demokrasi mücadelesi toplum için nefes boruları olan bazı demokratik imkanlar ve mevziler ortaya çıkarmıştı. AKP iktidarı ve Tayyip Erdoğan bunlara iktidar imkanlarıyla darbe yapmış, bu demokratik imkan ve mevzileri tasfiye etmiştir. Başkanlık sistemiyle bu darbe meşrulaştırılmak istenmektedir. Zaten “fiili durumu resmileştirelim” demektedirler. Aslında bir diktatörlük rejimi kurulmuştur. Bir faşist rejim kurulmuştur. Aslında böyle de yürütebilirler; zaten yürütmektedirler; ancak iç ve dış kamuoyunda bu faşist durumu meşru ve yasal hale getirmek için başkanlık rejimini anayasal hale getirmek istiyorlar. Çünkü günümüz dünyasında böyle bir meşruiyete ihtiyaç duymaktadırlar. Bunu faşist diktatörlüklerini bir savunma argümanı olarak kullanacaklardır.
Başkanlık sistemini, içerideki otoriter faşist sistemini sürdürmek için istemektedir. ABD ya da Fransa’daki sistemlerle alakası yoktur. Hatta Rusya’daki sistemle de alakası yoktur. Onlarda da mutlaka otoriter eğilimin bir ihtiyacı olarak ortaya çıkmıştır. Başkanlık, ABD'de eyaletleri birleştirme döneminde bir koordinatör gibi ortaya çıkmıştır. Hatta birliği sağlamak için demokratik karakteri ağır basmıştır. Fransa’da ise Cezayir savaşı ve belli bir istikrarsızlık döneminde fiili olarak ortaya çıkmış bir durum yarı başkanlık haline getirilmiştir. Fransa’da içte ve dışta yaşanan bir karışıklığı ve istikrarsızlığı karizmatik, demokratik bir liderle giderme durumu vardır. Rusya’da hem federal üniteleri birleştirmek için, hem de eskinin yıkıldığı, yenin kurulduğu dönemde böyle bir yönetim durumuna ihtiyaç duyulmuştur.
AKP devleti yeniden şekillendiriyor
Türkiye'de ise otoriter ve faşist yönetimlerle kendini hegemonik güç yapmak isteyen bir kesim ve odağın bu hegemonyasını kolaylaştırmak için öngördüğü bir sistemdir. Türkiye'de eski cumhuriyet dağılmıştır. Bu cumhuriyet ya kendini demokratik temelde yeniden inşa edecektir, ya da eski hegemonik güç odaklarının yerine yeni güç odağı geçirilerek inşa edilecektir. Aslında Türkiye'nin demokratik birikimi ve Türkiye'nin demokrasi güçleri Türkiye'nin demokratikleşerek yeni bir cumhuriyet haline gelmesini istemektedir. Toplumun önemli bir çoğunluğu cumhuriyetin demokratikleşerek yeniden kurulmasını istemektedir. Kürtler, Aleviler ve ezilen birçok etnik ve dinsel topluluk da bu yönlü bir eğilim içindedir. Demokratik İslam’ın da isteği bu yöndedir. Devletin değil, toplumun İslam’ı olmak için de bu gereklidir. Ancak devleti ele geçiren, devletin ve egemen kesimlerin İslamcı iktidarı olan AKP, elindeki devlet imkanlarını kullanarak kendi ideolojik ve siyasi çizgisi temelinde devleti yeniden şekillendirmek istemektedir. Baskı ve zorla devletin yeni hegemonik gücü olmak istemektedir. Başkanlık sistemini bunun için istemektedir.
Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarı bu iktidar anlayışını MHP’nin Türk-İslam sentezi ile yakınlaştırarak, hatta bütünleştirerek bu hedefine ulaşmayı önüne koymuştur. Milliyetçiliği de mezhepçi iktidarcı dincilikle birleştirerek devletin yeni hegemonik gücü olmak istemektedir. Demokratik cumhuriyet yerine, böyle bir hegemonik sistemi ikame etmek istemektedir. İşte bu nedenle demokrasi güçlerine azgınca saldırmaktadır. Başkanlığı da Demokratik Cumhuriyet güçlerine daha fazla saldırıp önündeki bu engeli kaldırarak hegemonik milliyetçi, mezhepçi ve dinci hegemonyasını yerleştirmek için istemektedir. Dolayısıyla Türkiye'de başkanlık sistemi Türkiye halklarının ağır bedeller vererek ortaya çıkardığı demokrasi birikimine saldırı temelinde yeni bir faşist hegemonyanın sözde bazı biçimsel demokratik kavramlarla kurumsallaştırılması olacaktır.