Erdoğan geçen sene fiilen başkanlık sistemine geçildiğini ilan etmişti. Bu ilandan sonra da fiiliyatı resmiyete dökmek ve „yasal“laştırmak için saldırıya geçti. Hem parti içindeki muhalifleri susturdu, hem de HDP’yi tasfiye etmeye yöneldi.

Farklı bir çizgi izlemek isteyen ve başkanlık sistemine karşı olduğu anlaşılan Davutoğlu tasfiye edilerek, yerine emir eri Binali Yıldırım getirildi.

İki seçimde de HDP barajın altında bırakılamayınca, devlet eliyle tasfiyesi için yapılan plan uygulandı. Belediyelere kayyım atanması ve milletvekillerine yönelik saldırıların eşbaşkanların tutuklanmasıyla, HDP Genel Merkezinin polis ablukası ve işgali ile sonuçlanması bu planın sonucudur.

15 Temmuz darbe teşebbüsünün „Erdoğan’a Allah’ın bir lütfu olması“ böylece daha iyi anlaşıldı. Bu darbe teşebbüsüne kadar mırın kırın eden MHP ve CHP, fiilen Erdoğan önderliğinde birleşti. OHAL ilanı ve KHK’ler ile zaten ikinci plana itilen meclis-hükümet tümden devre dışı bırakılarak fiili başkanlık sistemi resmileştirilmiş oldu.

Fetöcüleri tasfiye adında esas olarak sol, devrimci ve yurtsever muhalefet eziliyor.

Zaten HDP ile birlikte Cumhuriyet gazetesi ve başka gazete, radyo, TV, STK kim varsa tüm muhalif odaklar ezilmek istendi. Sıra bugüne kadar AKP’ye destek veren CHP’ye geldi.

7 Haziran seçimlerine kadar Erdoğan’a her türlü saldırıyı yapan ve indirip yargılayacaklarını söyleyen MHP ve CHP, şimdi onun en büyük destekçileri oldular. CHP merkezine rağmen bazı CHP’lilerin muhalefeti de, uyarı kurşunlarıyla ezilmek isteniyor.

Herkesin susturulduğu bir ortamda, yeni Anayasa yapmak istiyorlar. AKP-MHP anlaşmasıyla gündeme getirilen bu çalışma açık ki, hiç de hayra alamet değildir.

Anayasalar ya halkı temsil eden bir kurucu meclis tarafından yapılır ya da bir darbe yönetiminin atanmış komisyonları tarafından...

TC tarihinde halkı az çok temsil eden 1. Meclis’in hazırladığı 1921 anayasası ve 1961’de Kurucu Meclisin hazırladığı anayasa dışındaki bütün anayasalar darbe anayasalarıdır. Daha doğrusu anayasa değildir. Vatandaşa deli gömleği giydirme çabalarıdır.

14 senedir tek parti olarak iktidarda olan AKP’nin ileri demokrasi diye diye gelip dayandığı yer de, yeni bir darbe ve darbe anayasasıdır.

Erdoğan, 15 Temmuz darbesini kontrolüne alıp demokrasi şöleni diyerek kendi diktasını ilan etmiştir. Şimdi bütün mesele bu fiili faşist diktanın yasal dayanağa kavuşturulmasıdır. Erdoğan başkanlık sistemi tartışmalarının başında, Hitler rejimini örnek göstermişti.

Geçen sene birbirlerine her türlü hakareti, suçlamayı yapanlar, şimdi „Yenikapı ruhuyla“ ya da ruhsuzluğuyla Erdoğan arkasında birleşmişlerdir.

Tek hedefleri toplumdaki her türlü muhalefeti, her türlü direnişi ezmektir.

Bu amaçla bütün faşist şefler gibi, yurtta ve dünyada savaş ilan etmişlerdir.

Geçmişte görülmedik şiddette kanlı bir savaş başlatmışlardır.

İlk adımda bölücü dedikleri Kürdistan özgürlük güçlerine saldırmaları, toplumun bir kesimini bölünme korkusu ve Kerkük-Musul fütuhat hayalleriyle kandırıp kullanmak içindir.

Erdoğan diktasının esas hedefi  Kürt halkının mücadelesi ve kazanımları olmakla birlikte, aynı hızla toplumun diğer kesimlerine de yönelmiştir.

İşçilere, Alevilere, aydın-akademisyen çevrelere, medyaya yönelik hukuk dışı utanmazca saldırılar CHP’lilere kadar uzanmıştır. Faşist diktatörlük hiç bir aykırı ses istemiyor.

Seçimle gelse de, hiç bir faşist diktatör seçimle gitmemiştir. Geldikten sonra bir daha gitmemek için de her yola başvuruyorlar.

Erdoğan da tek şef diktatörlüğünü oldu-bitti bir anayasa ile sonsuzluğa kadar uzatmak istiyor.

Kimse, halkların ve tüm ezilenlerin bu diktaya boyun eğmesini beklememelidir.

Zafere kadar direnişten başka yol yoktur.

Faşist diktaya hayır!

Ya özgürlük, ya özgürlük!