Türkiye’de insan aklıyla alay eden tartışmalar yapılıyor. AKP Hükümeti devlet imkanlarıyla insanları o kadar susturmuş ki, toplumla dalga geçen tutumlarına ses çıkarılmıyor. AKP Hükümetine, özellikle Başbakan’a yönelik eleştiri geliştiren herkes aforoz ediliyor. İşadamıysa ekonomik olarak tehdit ediliyor. Gazeteciyse işten atılıyor. Bugünlerde herkesin söylediği gibi: AKP’ye dokunan yanıyor.
Erdoğan, Başkan, daha doğrusu post-modern diktatör olmak istiyor. Bazıları da “iyi olur” diyerek alkışlıyor. Hatta Başkanlığın Türkiye için ne kadar iyi olduğu söyleniyor. Dünyada hiçbir demokrat siyaset bilimcinin Başkanlık için söylemediği olumlu sözler Türkiye’de duyuluyor.
Halbuki demokrasi açısından ele alındığında Başkanlıkla yönetilip de demokrasi ölçüleri yüksek ülke bulmak zor. Amerika örneği veriliyor. Ancak daha önce de yazdığımız gibi ABD’nin siyasal tarihi çok farklıdır. ABD’nin kuruluşunda gerçek anlamda demokratik değerler vardı. 19. yüzyılda ABD’de emekçiler ve demokrasi güçleri önemli mücadele yürüttüler. Böylece ABD’deki Başkanlık sistemi ve otoriter görünen güçleri frenleyen değerler toplum içinde var oldu. 
Avrupa’da demokrasi değerlerinin yüksek olduğu söylenen İskandinavya ülkeleri ve diğer ülkelerin hiçbirinde Başkanlık sistemi yok. Hatta Cumhurbaşkanı bile yok. Çoğunda sadece sembolik ve protokol özellikleri olan krallıklar var. Zaten günümüzde demokrasi denildiğinde akla Başkanlık ya da yarı başkanlık sistemi gelmiyor.
Şimdi Başkanlık sistemini iyi pazarlamak için Türkiye’nin en temel sorunu olan Kürt sorununu çözer gibi bir şayia yayıyorlar. Bunu, Başkanlığı gündeme getiren AKP’liler değil de, toplumu aldatmak isteyen psikolojik savaş unsurları dile getiriyor. Hatta bir profesör “Cezayir sorunu yarı başkanlıkla çözülmüş” diyerek bu psikolojik savaşçılara destek vermiş.
Cezayir bağımsızlık kazandı. Türkiye’de demokratik özerkliğin bile olmayacağını söylüyor. Kaldı ki Cezayir halkı mücadele ederek bağımsızlığını kazandı. Zaten Cezayir denizaşırı bir sömürge sayılırdı. Bu tür sömürgeleri hiçbir ülke elinde tutamamıştır.
Avrupa’da İspanya, İngiltere, Belçika gibi ulusal sorunların çözüldüğü ülkelerde başkanlık sistemi yoktur. Buralarda özerk parlamentolar ve özerk yönetimlerle sorunlar çözülmüştür. Bu nedenle “başkanlık sisteminin olduğu yerlerde bu tür sorunlar çözülüyor” demek tamamen aldatmacadır. Aksine demokratik değerlerin geliştiği ülkelerde bu tür sorunlar kolay çözülmektedir. Türkiye ise daha otoriter hale gelerek bu sorunu çözecekmiş! İnsan aklıyla alay etmek buna denir.
Türkiye’de Kürt sorununun çözümünü engelleyen şu sistem, bu sistem değildir. Türkiye demokratik olmadığı için Kürt sorunu çözülmüyor. Zaten Kürtler yararlanır denilerek demokratikleşeme adımları atılmıyor. Engelleyici olan sistemin parlamenter olup olmaması değildir; engelleyici olan zihniyettir. Türkiye’de Kürtler üzerinde egemenlik kurma ve kültürel soykırıma uğratma hedefi bırakılmadığı için sorun çözülmüyor.
Zihniyet değiştirilerek çözümde karar kılınırsa Türkiye’de sistem derhal demokratikleşir. Türkiye tüm diğer sorunlarını da çözer ve bölge ülkelerine örnek olur. Türkiye’de siyasi, idari, sosyal, kültürel ve ekonomik tüm sorunların çözümü Kürt sorunun çözümüyle gerçekleşir. Dolayısıyla hiç kimse başkanlık gibi toplumu aldatan ve gündem değiştiren yalanlara başvurmamalıdır. Türkiye’de bazı şeyler yapılmıyorsa nedeni, mevcut modeldir demek bir aldatmacadır. Eğer mevcut sistemde bir sorun varsa, daha doğrusu Türkiye’de kronik sorunlar varsa tüm bunların nedeni Kürt sorununun çözümsüzlüğüdür. Modeli çözümsüz kılan da budur. 
Başkanlık sistemi için ileri sürülen argümanların tümü otoriter zihniyetlerin, kişilerin ve partilerin ileri sürdüğü argümanlardır. “Kudretli iktidar güçlü devlet” sloganı tüm otoriter rejim kurma heveslilerin söylemidir. AKP sözcülerinin “kudretli iktidar, istikrarlı iktidar” gibi söylemleri dillendirmeleri başkanlıktan neyi anladıklarının kanıtıdır. Aslında bu tür söylemlerden sonra çok değerlendirmeye bile ihtiyaç yoktur. Niyetlerinin ne olduğunu zaten kendileri açıklıyorlar.
Alavere dalavere Kürt Mehmet nöbete derler ya, şimdi de Başkanlık sistemini kabul ettirmek için bu yola başvuruyorlar. Bazı Kürtleri böylece avlamaya, kendi otoriter projelerinin payandası yapmaya çalışıyorlar. Bilmem valiler seçimle işbaşına gelirmiş! Kürtlerin Kürt sorununu çözmemiş bir sistemde seçimle gelmiş valiye de ihtiyaçları yok. Seçilmiş belediye başkanlarına ne yaptıklarını biliyoruz. Önemli olan anayasa ve yasaların Kürtlerin varlığını ve özgürlüğünü tanımalarıdır. Kürtler Demokratik Özerklik statüsünde yerel parlamentonun içinden özerk ve öz yönetimlerini seçmek istiyorlar. Çünkü otoriterleşen bir sistemde Kürt sorunu çözülmez.
Kürtlerin varlığını güvenceye almak ve özgürlüğünü sağlamak hem tek tek ülkelerde hem de Ortadoğu’da demokratikleşme ile olur. Bu nedenle Kürtlerin varlığını koruma ve özgürlüğünü kazanmasının stratejisi demokratikleşme ve demokratik toplum olmadır. Şu, bu dış güçler Kürtlerin güvencesi olamaz. Güvence; Türkiye’nin, İran’ın, Irak’ın, Suriye’nin demokratikleşmesidir. Demokratikleşme gerçekleşmediği müddetçe Kürtlerin ne varlığı ne de özgürlüğü güvenceye alınabilir. Özcesi Kürtlerin varlığını koruma ve özgürlüğünü sağlamada ufku ve stratejisi hem kendini demokratikleştirme, demokratik toplum yapma hem de Türkiye, İran, Irak ve Suriye’yi demokratikleştirme üzerine olmalıdır. Demokratikleşmeye hizmet etmeyen her şey Kürtlere terstir ve kabul edilemez. Dolayısıyla daha kudretli iktidarlar ve güçlü devletler diyen zihniyetlerle Kürt sorunu çözülemez. Kudretli iktidar da, güçlü devlet de ancak demokratikleşmeyle olur diyen bir siyaset felsefesine sahip zihniyetle Kürt sorunu çözülebilir.
Hiçbir Kürt kendini kandırmamalıdır. Başkanlık sistemi ile Kürtler üzerindeki kültürel soykırım sistemi pekiştirilmek isteniyor. Başkanlık sisteminin bir amacı da Kürtlerin nefes almadığı bir siyasal sistem kurma aruzudur.