Umur HOZATLI
Vahşi Selefi fikirlerle donatılıp kandırılmış üç liseli çocuk Güney Kürdistan’ın Başkenti Hewlêr’de sabahın en dingin saatinde valilik binasına girip, binada çaycılardan başka kimse yokken üstelik, amaçsızca dolaşıp sağa-sola ateş ederken antiterör timleri tarafından öldürüldü.
Gençtiler ve Kürt’tüler…
Bir arkadaşım, bu üç gencin öldürülmesine üzülüyordu.
“Kürt oldukları için mi?” dedim.
“Hayır” dedi, “Kandırılmış üç cahil genç oldukları için, ulusal kimlikleri önemli değil”.
Sohbetin devamı evrensel hümanizmanın temel ilkelerini yeniden yazmaya kadar vardı.
***
Sonra…
Hewlêr’in her zaman korkarak oturduğum nargile tüten kafelerinden birinde, güneydeki halk eylemleri nedeniyle günlerdir kesik olan resmi internetin tek çaresi olan “kaçak internet”ten Yunanistan’da büyük bir yangın felaketi olduğunu öğrendim.
Büyük bir trajedi yaşanıyordu Atina’da.
Onlarca can kaybı vardı, çocuklar ölüyordu…
Sosyal medyada önce “dünya gündemi”ne baktım, insanlar üzülüyordu, Yunanistan halklarının acısını, üzüntüsünü paylaşıyordu.
Sonra “Türkiye gündemi”ne baktım; üzülenler çoktu, fakat Türk ırkçılara, faşistlere gün doğmuştu, ne kadar kafatasçı varsa sosyal medyaya üşüşmüş sevinç naraları atıyor, aynı tornadan çıkmış gibi Yunanistan halklarına “ateşiniz bol olsun” diyorlardı.
Bunu hep yaptılar ve yapmaya devam ediyorlar; depremde yapıyorlar, yangında yapıyorlar, selde, tsunamide, kazada yapıyorlar, her felakette, mülteci felaketinde dahi yapıyorlar.
“Trajik insanlık”larıyla başka toplumların yaşadığı trajedilere seviniyor, “oh olsun” diyorlar; soylarına çektiklerini fütursuzca ve şuursuzca bağırıyorlar.
***
Baktım…
Nargile dumanları arasında kahve içtiğim bu yer bir zamanlar Osmanlı sultası altındaydı.
Mezopotamya tarihinde gördüğü tüm zulüm ve trajedilerden birini de Osmanlı zamanında görmüştü bu topraklar.
Daha geçenlerde konuşmuştuk.
Ben, bir toplumun anatomik yapısı ile zihniyet ve yaşam kültürünü sürdürme biçiminin, devrimsel bir çağ atlama sürecinden geçip insancıl bir eğitim almadığı müddetçe kalıtsal ve geleneksel olduğuna inanırım.
Kayıtsız-şartsız söylüyorum; ırkçı ve aşırı milliyetçi eğitimsiz Türkler, eğitimli olmasına rağmen akıl yobazı olan Türkler, Osmanlı saray genetiği ve ideolojik güdüsüyle bakıyor dünyaya.
Bunu her toplumsal olayda gösteriyorlar; kanıtlı ve şahitlidir.
Osmanlı’nın, işgal ettiği topraklarda yaşayanlara yaptıkları veya düşmanlarına yaptıkları açısından söylemiyorum; birbirlerine, ailelerine yaptıklarına bakıp ne büyük bir vahşi saldırganlığa sahip olduğunu görebiliriz.
Trajediye bakın…
İmparatorluğun kurucusu Osman, amcası Dündar’i öldürdü. 1. Murad, oğlu Savcı ile kardeşleri Halil ve İbrahim'i öldürdü. 1. Bayezid, kardeşi Yakub'u öldürdü. 1. Mehmed, kardeşi İsa Çelebi'yi öldürdü. 2. Murad, kardeşi Mustafa'yı öldürdü. 2. Mehmed (Fatih Sultan Mehmed), 2 yaşındaki kardeşi Ahmed'i öldürdü. 2. Bayezid, kardeşi Cem Sultan’la savaştı, oğlu 1. Selim tarafından öldürüldü. 1. Selim (30 bin Alevi’yi kılıçtan geçiren Yavuz Sultan Selim), babası 2. Bayezid’i, 2 kardeşini, 3 yeğenini öldürdü. 1. Süleyman (Kanuni Sultan Süleyman), 2 oğlu ile 1 torununu öldürdü. 3. Murad, 5 kardeşini öldürdü. 3. Mehmed, 19 kardeşini ve bir oğlunu öldürdü. 2. Osman, 1 kardeşini öldürdü. 4. Murad, 3 kardeşini öldürdü. 2. Mahmud, kardeşi 4. Mustafa'yı öldürdü…
Bunlar, Osmanlı saray trajedisinin sadece bir kısmı, öldürülen diğer akrabalar, vezirler, sadrazamlar, paşalar, komutanlar, saray efradı ve cariyelerin sayısı binlerle ifade ediliyor, tam sayı bilinmiyor.
***
Şimdi…
Biz, hem de kıyametlerin ortasındaki toplumlar olarak Farid Farjad’ın dediği gibi “Acı diyorum efendim, o da evrensel olmalı; bir çocuğun eline diken batsa, insanoğlu yanmalı” derken, soyuna-sopuna tirit pişirdiğim Türk ırkçıları başka halkların acılarına halay çekiyor.
Bu, gelişmiş insanlığın hazmedemeyeceği bir vahşiliktir.