Çekilme başlamadan önce HPG Anakarargah Komutanlığı tarafından ciddi bir açıklama yapıldı. Açıklama, çekilme sürecinin sağlıklı gerçekleşmesi için önemli uyarılar içeriyor. Çekilmeyi tehdit eden askeri operasyonların, askeri amaçlı yol ve baraj yapımının, yoğun karakol inşasının ve keşif faaliyetlerinin durdurulmasını istiyor. Ancak bu biçimde çekilmenin hızlı ve sağlıklı olabileceği belirtiliyor.
Fakat HPG’nin bu ciddi ve samimi uyarısına yönelik bazı yanlış tepkiler ortaya çıktı. Bunu “PKK’nin şart koşması” olarak değerlendirenler oldu. “Sürecin tehdit edildiğini” belirtenler oldu. Halbuki HPG Anakarargahı’nın yaptığı tutarlı ve samimi bir uyarıydı. Tamamen gerillanın çekilmesi hedefine bağlıydı ve bunun engelsiz gerçekleşmesi için uyarılar içeriyordu.
Burdan yola çıkarak “Sınır dışına çekilmek yetmez” diyenlerin sesleri yükselmeye başladı. Peki bundan öte ne gerekiyordu? Böyle söyleyenlere göre, “PKK’nin silah bırakması” gerekiyordu. Bu görüş sahiplerine göre, sınır dışına çekilen silahlı PKK kendini güçlendirmeye ve TC üzerinde baskı uygulamaya devam ederdi! Silahın baskısı altında Türkiye’de demokratikleşme olamazdı! Yasal ve anayasal değişiklikler yapılamazdı!
Bu düşünce sahiplerine göre, baskı araçlarına sahip olma ve baskı uygulama hakkı sadece devlete aitti. Toplumdan aldığı güçle PKK de baskı araçlarına sahip olunca devletin bu tılsımı bozulmuştu. Bu tür araçlara sadece devletler değil, toplumların da sahip olabileceği ortaya çıkmıştı. Oyunu bozan ve bu tür düşünce sahiplerini şaşkına ve çılgına çeviren işte bu durumdu.
Böylelerinin aklında odaklanan tek şey, PKK’nin nasıl silahsızlandırılacağı hususuydu. Çünkü silahsızlanan, yani devletin baskıları karşısında direnme araçlarından yoksun kalan bir PKK’nin hiçbir yaptırım gücü kalmayacaktı. Bunlara göre, devlet toplum üzeride her türlü baskıyı uygulayabilirdi! Yine devlet Kürtlere ve diğer halklara yönelik her türlü baskı ve katliam uygulama hakkına sahipti. Fakat halk kitleleri, Kürtler direnirlerse, direnme araçlarına sahip olurlarsa bu “Terörizm” olurdu ve derhal teröre son vermek gerekirdi.
Kuşkusuz bu tür düşünceler PKK Yönetimi tarafından “Teslim ol” çağrısı olarak değerlendirilip anında reddedildi. “PKK silahsızlanırsa devletin ve AKP’nin Kürtlere ne yapmayı düşündüğü” soruldu. Bu durumu tartışan bazı çevreler PKK silah bırakırsa devletin de aynı şeyi yapıp yapmayacağını sordu. Tabii bu soru, söz konusu düşünce sahiplerini çılgına çevirdi. Çünkü, onlara göre sadece devletin baskı araçları olabilirdi, sadece devlet baskı uygulayabilirdi, bu devletin tarih içinde elde ettiği bir haktı!
Tabii bu düşünceyi devlete tapan ve devletten yemlenen herkes savunuyordu. Başta CHP ve MHP’liler olmak üzere AKP’lilerden de ortak sesler yükseldi. Elbette bunlar anlaşılırdı, çünkü devlet bunlar oluyordu. Baskı araçlarına sahip olan ve baskı uygulayan bunlardı. Fakat kendisi toplumdan olan ve her an devlet baskısına uğrayanların aynı düşünceye sahip olmaları ve sadece devletin baskı uygulayacağını savunmaları anlaşılmazdı. Bu durum sadece devlet tarafından ne kadar güçten düşürüldüklerini ve asimle edildiklerini gösterebilirdi.
Elbette bu düşünce doğru değildir ve devletçidir. Halkların ve ulusal toplumların varlığı ve çıkarları açısından kabul edilemez. Kuşkusuz baskı araçlarına sahip olmak ve baskı uygulamak iyi bir şey değildir. Özgür ve demokratik yaşam açısından kabul edilemez. Bu nedenle demokratik toplum tarafından esas alınamaz. Demokratik toplumun öncelikli tercihi bu olamaz. Fakat ortada baskı ve katliam araçlarına sahip bir güç varsa ve bu güç mevcut araçları kullanarak baskı uygulayıp egemenlik sağlıyorsa, böyle bir durumda toplumun var olabilmesi ve özgür yaşayabilmesi için bu tür baskı ve saldırılara karşı kendi özsavunmasına sahip olması gerekir. Kürt toplumunun yapmaya çalıştığı da budur. Kim ne derse desin, hangi faşist güç hezeyanda bulunursa bulunsun, Kürtler kendi özsavunmalarını yaratacaklar ve Kürt gerillası da bu rolü oynayacaktır.
Peki sınır dışına çekilen gerilla güçleri AKP Hükümetini ve TC Devletini tehdit eder mi? PKK Yönetimi “Hiç kimseyi tehdit etmediklerini” belirtiyor. Türkiye’nin demokratikleşmesi önünde engel olmadıklarını söylüyor. Zaten sınır dışındaki küçük bir gerilla gücü Türkiye’nin demokratikleşmesini engelleyemez ve koskoca TC Devletini tehdit edemez. Eğer devlet ve hükümet Türkiye’yi demokratikleştirmek ve Kürt sorununu çözmek istiyorsa, o zaman sınır dışındaki gerilla buna engel olmaz ve olamaz. Ama eğer bu güçler demokratikleşmeyi ve Kürt sorununu çözmeyi düşünmüyorlarsa, hile yapıp Kürt direnişini bastırmak istiyorlarsa, o zaman elbetteki gerilla güçleri bu tür faşist zihniyet için tehdit oluşturur.
Faşizm ve kültürel soykırım rejimi karşısında Kürtler, PKK ve gerilla elbette tehdit unsuru olmaya ve baskı uygulamaya devam edecektir. Kürtleri böyle bir mücadeleden kimse alıkoyamaz. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, tarihi Newroz çağrısında yeni bir demokratik siyasal mücadele hamlesinin başlatıldığını ilan etmişti. Başta Kürt gençlerini ve kadınlarını da böyle bir mücadeleye sahip çıkmaya çağırmıştı. Demokratik siyasal mücadeleyi geliştirip hükümet ve devlet üzerinde baskı uygulayarak demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümünü sağlamalarını istemişti.
Şimdi süreç bu temelde işliyor. Kürt halkının direnerek faşizm ve kültürel soykırım rejimi üzerinde baskı uygulaması gerekiyor. Demokratik siyasal mücadele hamlesi ancak bu temelde gelişebilir. Başta gençler ve kadınlar olmak üzere tüm Kürt halkının demokratik siyasal baskıyı geliştirme hakkı vardır.
Baskı uygulamak sadece devletin elindeki bir imkan ve hak değildir. Kürt halkı devletin elinden bu tek taraflı hakkı almıştır. Artık Kürt halkının da bir baskı uygulama gücü ve imkânı vardır. Kürt direnişi bu gerçeği açığa çıkarmıştır. Herkes bunu çok iyi bilmelidir. Fakat şunu da bilmelidir ki, Kürt halkının siyasal baskısı faşizme ve sömürgeciliğe karşıdır, demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü içindir. Dolayısıyla her iki baskı uygulaması arasında ciddi fark vardır.
Baskı hakkı
Gerillanın sınır dışına çekilme süreci 8 Mayıs’tan itibaren başladı. Kürt halkı buna “Çözüm Yürüyüşü” diyor. “Özgürlük Yürüyüşü” diyenler de var. Geri çekilen gerillanın ruh halini halkın bu psikolojisi yansıtıyor. Gerillanın bu tarihi adımını görmek için herkes can atıyor. Medya yarış halinde bu tarihi süreci belgelemek için çalışıyor. Halk grupları olası provokasyonları önlemek için nöbet eylemleri yapıyor.