
Bu uygulamalarla Kürt halkının sindirebileceğini, kontrol altına alınabileceğini düşünmek de büyük bir yanılgı. Çünkü bu halk haklı mücadelesinde 7’den 70’ine elbette sahip çıkacak, onurluca direnecektir ve direniyor da. Kürt halkı tarihten bugüne tüm işkence ve zulümlere karşı direnen, direnişiyle bilinen kadim bir halktır. Direndiği gibi, yeri geldiğinde kendisini eline aldığı taşla da savunmasını bilmektedir. Bu, onun meşru hakkıdır. Hem Kürt halkına savaş aç, Şengal ve Kobanê'de bu halkı katleden DAİŞ’e destek ver, sürgün edilmesi için ne gerekiyorsa yap, sonra da bu savaş ve katliamlarına karşı isyan eden, direnişe geçen Kürt halkı ve çocuklarını “Neden isyan ettiniz, eyleme kalkıştınız” diye tehdit et. Kim buna sessiz kalır?
Para cezası gibi uygulamalarla halka psikolojik baskı yapılıp gözdağı verilerek, halk ekonomik olarak da sömürülmeye çalışılmakta. Peki, nereye gidecek bu paralar? Tabii ki halkın en ufak tepkisi, refleksine karşı devreye konan devletin ''güvenlik güçlerine'' TOMA'lara, alınacak milyon rakamlı gaz bombalarına, mermiye ya da Erdoğan’ın inşa ettiği (kaç)Aksarayına. Bununla bir kez daha Erdoğan ve hükümetinin yolsuzluğu ve TC devletinin adaletsizliği açığa çıkıyor.
Sözde AKP Hükümeti'nin çözümü askıya almasındaki gerekçelerden biri, ''kamu düzenini bozan'' işte bu para cezasına çarptırılmış ailelerin eylemci çocukları oluyor. Bu olmasa da AKP'nin Kürt sorununun çözümünde adım atmamasının kendine göre gerekçeleri çok. AKP Hükümeti sudan bahaneler buluyor, buna sığınıyor. ''Çözüm süreci''ni dillendirdikçe, yerinde saydığını, bu kavramın içini boşalttığına, anlamsızlaştırdığına tanık olduk.
AKP'nin ''güvenlik politikası'' dışında bir çözüm yönteminin olmadığı her gün daha net ortaya çıkıyor. Silahların susmasını isterken, kendi cephesinden bunun gereklerini yerine getirmiyor, çözümü getirecek adımları atma cesaretini gösteremiyor. ''Çözüm süreci'' kavramını dillendirirken, kendisinin bir çözüm projesi, yol haritası yok. Çözüm projesi olarak, polise daha çok yetki tanıyan, katletme fırsatı sunan ''güvenlik yasası''nı sunuyor. Çözüm için oyalamacı bir politika yürütürken, güvenlik yasasını ivedilikle hayata geçirme çabasında. Bununla birlikte siyasi soykırım operasyonları yeniden başladı ve ikibinin üzerinde gözaltı, 500'ün üzerinde tutuklamalar var. ''Yol haritası'' dedikleri, Amed’de olduğu gibi para cezaları, gözaltı ve tutuklama operasyon haritasına benziyor. Erdoğan, “Çözüm sürecini ben başlattım diyor” ama ortada çözülen bir şey görülmüyor. AKP, güvenlik yasaları, sokak infazları, tutuklama ve gözaltılarla çözümsüzlüğü derinleştiriyor. AKP, oyalama taktiğine devam ederken Kürt halkına yönelik şiddettini de kesintisiz sürdürüyor.
Adeta “Uzat gitsin, süreç bitsin” yaklaşımını sergiliyor. Yine seçime endeksli politika yürütülüyor. Seçimlerle Erdoğan ve AKP'nin hegemonyası sağlamlaştırılmak isteniyor. Türkiye’de AKP iktidar olduğu sürece toplum üzerindeki kırım ve sömürü artacaktır.
Özetle, Erdoğan ve hükümeti önümüzdeki seçimlere kadar bu süreci yine kendi çürümüş politikasıyla götürmek isteyecektir. Fakat her dönemde olduğu gibi bugün de Kürt halkı, çocukları ve onun özgürlük mücadelesi ne devletin, ne hükümetin ne de Erdoğan’ın bu oyalama oyunlarına kanmadı ve kanmayacaktır. Çünkü Kürt halkı ve onun onurlu, kahraman savaşçıları gösterdikleri bu tarihi direniş ve mücadele ile adını tarihe altın harflerle yazmış ve varolma savaşında büyük başarılar sağlamıştır.