Hiçbir yasal çerçevesi olmadan devletin heyeti ile Kürt Halk Önderi arasında yürütülen bu görüşmeler, belli dönemlerde tıkanmanın eşiğine gelip dayanıyordu. AKP’nin bu konudaki politikası, şimdiye kadar sürekli, ‘iyi gidiyor’ imajını vererek süreci uzattıkça uzatma, ağırdan alma ve bundan seçim faydası sağlama çerçevesinde oldu.
Bir yandan görüşmeler sürerken bir yandan sürecin tıkanması için adeta özel faaliyetler yürütülüyordu. Fırsattan istifade kalekol yapımları, güvenlik yollarının yapımı, korucu kadrolarını artırma gibi uygulamalar yoğunlaşarak devam etti. Kürt halkı ve sürece destek veren demokratik çevreler AKP’nin bu politikalarını eleştirip çok ciddi tepki gösterdiler. En son Lice’deki bayrak olayı vs. gelişti. Her an provokasyona uğrama ihtimali yüksek bir ortam gelişti.
Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da bunlar yaşanırken bir de dışarıda; ama Türkiye’nin hemen yanı başında IŞİD’in Musul’u işgali ve vahşet dolu katliamları başladı. Bölgede sonu belli olmayan bir Sünni-Şia çatışması başladı. İran, istenirse Bağdat hükümeti ve ABD’nin yanında yer alıp bu saldırılara karşı mücadele etmeye hazır olduğunu söyledi. Bağdat Hükümeti IŞİD ile mücadele konusunda her kese çağrı yaptı. KCK, Şengal ve Kerkük’teki halkın savunulması için kendilerine imkan tanınmasını önerdi. IŞİD ve El-Nusra birleştiğini açıkladı. Suriye rejim güçleri, Musul’u ele geçiren IŞİD üslerini bombalamaya başladı vs.
Kısacası Ortadoğu oldukça karıştı ve kızıştı. Dengeler her an değişebiliyor. Yaşanan tüm bu gelişmeler arasında Kürtlerin konumu yeniden değerlendirilmeyi gerektiriyor. Hem Kürtlerin içinde yaşadığı devlet güçlerinin bu durumu değerlendirmesi gerekiyor hem de Kürtlerin kendi içinde bu durumu elbette değerlendirmesi ve iç birliğini acilen sağlaması gerekiyor.
Öyle görünüyor ki son süreçte devlet ve hükümet, Kürtler açısından ortaya çıkan bu yeni durumu biraz değerlendiriyor. Sorunun artık çözümünün kendisini acilen dayattığını görmeye başladı denilebilir. Ama köklü çözüme karar verdiğini söylemek henüz mümkün değil. Çünkü sorunun adına “terör sorunu” demek, çözümüne yaklaşımı da şüpheli kılıyor.
Direkt Başbakan Erdoğan’ın imzasıyla meclise sunulan ve hafta içinde TBMM’nin ilgili komisyonu tarafından ele alınması beklenen bir çerçeve yasa tasarısı oluşturuldu. Bu çerçeve yasa tasarısının ve TBMM’nin gündemine resmen alınması için hükümet adına sunulması, elbette olumlu denebilecek bir girişim. Bu çerçeve yasa tasarısının görüşülmesi ve bir sonuca bağlanması amacıyla TBMM tatilinin ertelenmesi de bunu tamamlayan bir planlamadır. Demek ki, istendiğinde ve karar verildiğinde olabiliyor.
Çerçeve yasa tasarısının içeriği, birçok kesim tarafından eleştirildiği üzere çok yetersiz. Her şeyden önce daha yolun en başındayken, daha adım atmanın yasal engelini kaldırma girişiminde bulunuyorken, silah bırakmaktan ve silah bırakanların dönüşünden bahsetmek çok erken. En son tartışılacak konuları en başa yerleştirmek çok yerini bulmamış. Zaten bu çerçeve yasa, henüz bunları müzakere etmenin yasal zeminini oluşturmaya dönüktür. Bunlar ayrıntılarıyla müzakere edilmesi gereken konulardır. Bunlar müzakerenin sonunda ulaşılacak sonlardır.
Esas olan ise Kürtlerin talepleridir. TBMM’nin bu çerçeve yasasını kabul etmesi halinde, ardından yürütülecek olan müzakere sürecinde Kürtlerin alacağı haklar neler olacak? Kürtlerin kimlik sorunu, kültürel haklar sorunu, dil sorunu anayasal güvenceye kavuşacak mı? Bunların sağlanması için Kürtler adına hayatını adayan Kürt Halk Önderi’nin esaret koşulları sonlanacak mı?
Bunlar sağlanmalıdır ki, dağdaki militanın dönüş sorunu gündeme alınsın. Bunlar sağlanmalıdır ki, silahların ne yapılacağına dair tartışma başlasın. Yoksa şu anda çözülmeyi bekleyen esas sorun, dağdaki militanın ne olacağı sorunu değildir. Dağdaki militanın her bakımdan kendine göre vardır bir programı. Ortada kalmamıştır ki. Tam tersine kırmızı fularlı genç kadınlarla, Yörük Büşralarla giderek daha da artıyor, daha da büyüyor. Bunu kimse durduramıyor. Ne Gezi’deki fularlı genç kadınlar hakkında açılan davalar durdurabiliyor ne de Büşraların ailesini ziyaret eden Fatma Şahinler durdurabiliyor.
İyisi mi sorunun esasından çözümünü güçlendirmek için herkes elinden geleni yapsın. Bu henüz, başlamak için bir başlangıç çalışması.
Başlamak için bir başlangıç çalışması
2013 Newroz’unda Kürt Halk Önderi’nin ilan ettiği “Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşam” süreci kapsamında İmralı’da başlayan görüşmeler bir buçuk yıla yakındır sürmektedir.