• YNK’nin hükümetten çekilmesiyle derinleşen siyasi kriz, Başûrê Kurdistan’da iki ayrı yönetim ihtimalini gündeme getirdi. Olası bir bölünme, Kürt özerkliğinin geleceğini de riske atıyor.

 

Başûrê Kurdistan’da hükümet krizi derinleşiyor. Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) 4 Kasım’da Kürdistan Parlamentosu’nu kısmen toplamasının ardından Kürdistan Yurtseverler Birliği (YNK), hükümetten çekilme kararı aldı. Parlamentoda 53 milletvekilinin katılımıyla 50+1 toplantı yeter sayısına ulaşılmasının ardından Kürdistan Bölgesi Başkanlığı ve parlamento yönetimine ilişkin seçimler yapıldı. Vala Ferîd Kürdistan Bölgesi Başkanı, Ramî Nûrî Parlamento Başkan Yardımcısı ve Muna Qehweçî Parlamento Sekreteri olarak seçildi.

YNK hükümetten çekildi

Hewlêr’de yetkililerle birçok kez görüştüklerini belirten YNK Genel Başkanı Bafil Talabani, görüşmelerde ilerleme kaydedilmesine rağmen sonuç alınamadığını ve parlamentonun toplanamadığını söyledi. Talabani, “KDP’nin yönetmeyi bilmediği kanıtlanmıştır. Daha önce de böyle bir durumun yaşanacağını söylemiştik. Bu toplantıyı tanımıyoruz” dedi.

YNK Yürütme Meclisi’nin kendisine yetki verdiğini belirten Talabani, hükümetten çekilme kararını şu sözlerle duyurdu: “Bu hükümet başarısız olmuştur. Bu nedenle kararımız, bu hükümetten çekilmektir. Her türlü fedakârlığa hazırız. Rojava sorununun çözümü, barış süreci ve Rojhilat’taki kardeşlerimizle ilgileniyoruz.”

KDP’ye güç kullanma girişimlerinden vazgeçme çağrısı yapan Talabani, şöyle devam etti: “Size bir mesajım var; adaletsiz bir karar aldınız. Size söylüyorum, halkı korkutmayın. Güç kullanma girişimlerinden vazgeçin. Bizi tepki göstermek zorunda bırakmamalarını istiyorum. Hewlêr’de hangi makamı belirlerlerse biz de Silêmanî’de aynı makamı belirleyeceğiz.”

Çekilme kararının ardından YNK’li Kürdistan Bölgesi Başbakan Yardımcısı Qubat Talabani ve hükümette görev yapan bakanlar, Hewlêr’deki ofislerini boşaltarak Süleymaniye’ye dönme kararı aldı.

Barrack Irak’a gitti

Gelişmelerin üzerine ABD’nin Irak ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 5 Kasım akşam saatlerinde Bağdat’ta Irak Başbakanı Ali Zeydi ile bir araya geldi. “Ortadoğu, bir Rubik Küpü gibidir” diyen Barrack, “Hiçbir ülke ve hiçbir dış güç bu sorunu tek başına çözemez. Bu küp ancak bölge ülkelerinin sabır ve işbirliği içerisinde, kendi kararlarıyla harekete geçmesiyle çözülebilir” ifadelerini kullandı.

2024 seçimleri

Son siyasi kriz, Ekim 2024’te yapılan parlamento seçimlerinin ardından başladı. Seçimlerde KDP 39, YNK ise 23 sandalye kazandı. YNK, 15 sandalye elde eden Yeni Nesil Hareketi ile ittifak kurdu. Ancak üst düzey hükümet makamlarının paylaşımı konusunda anlaşma sağlanamaması, yeni kabinenin kurulmasını engelledi. Böylece KDP’li Başbakan Mesrur Barzani liderliğindeki önceki hükümet görevde kalmaya devam etti. Bu hükümetin hukuki statüsü ise Irak Federal Yüksek Mahkemesi önünde tartışma konusu.

Bölünme olasılığı hangi riskleri getirecek?

KDP’nin 4 Kasım’da parlamentoyu yeniden toplaması, iki yılı aşkın süredir devam eden siyasi tıkanıklığı daha da derinleştirdi. Parlamento, 2 Aralık 2024’teki açılış oturumundan bu yana toplanmamıştı. KDP, rakip gruplara mensup bazı milletvekillerini kendi yanına çekerek, bu partilerin oturumu resmen boykot etmesine rağmen 100 sandalyeli parlamentoda 51 milletvekilinden oluşan toplantı yeter sayısına ulaştı. Ardından YNK olmadan yeni bir kabine kurma yönünde ilerleme kararı aldı. Bu adım, 2006’dan bu yana bölgesel yönetimde birlikte yer alan iki partiden YNK’nin yürütme organının dışında bırakılması anlamına geliyor.

Resmi bölünme ihtimali yıllardır gündemde. Krizin merkezinde, KDP’li Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani’nin yönetim anlayışı bulunuyor. Barzani, bölgenin köklü güç paylaşımı düzenlemeleri pahasına yetkiyi giderek daha fazla kendi elinde toplamaya çalışıyor. Ancak Kürdistan Bölgesi yapısal olarak iki ayrı alana bölünmüş durumda. Bu nedenle YNK’nin onayı olmadan böylesi bir merkezileşmenin hayata geçirilmesi son derece güç.

YNK, 1990’lı yıllarda iki ayrı yönetimin ortaya çıkmasına neden olan iç savaştan bu yana Süleymaniye ve çevresindeki bölgeler üzerinde fiilî kontrolünü sürdürüyor. 2006’da resmen yeniden birleşmelerine rağmen bölge büyük ölçüde yalnızca kâğıt üzerinde birleşik kaldı. KDP ve YNK, kendi kontrol alanlarında ayrı güvenlik güçlerini, istihbarat teşkilatlarını ve idari yapılarını korudu. Dolayısıyla birleşik hükümet, kurumları hiçbir zaman gerçekten bütünleşmemiş iki rakip güç merkezi arasındaki uzlaşmaya dayandı.

YNK’nin önerdiği yeni yönetim modeli

YNK’li siyasi liderlerin gündeminde daha radikal bir yönetim modeli bulunuyor. Öneriye göre idari ve mali yetkilerin önemli bir bölümü vilayetlere, belediye başkanlarına ve ilçe yöneticilerine devredilmeli. Bazı yetkiler Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve Kürdistan Parlamentosu’nda kalırken günlük yaşamı ilgilendiren kararların çoğu yerel yönetimlere bırakılmalı.

Bu modeli savunanlar, İsviçre kantonlarını ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) emirlik sistemini örnek gösteriyor. Önerinin temel mantığı, iki siyasi partinin sürekli çatışması yerine kendi bölgelerinde yönetim yetkisini kullanması ve yürütme gücünün merkezi yapıdan çıkarılması.

Ancak her iki partinin de vilayetlerde ve yerel yönetimlerde ayrı ayrı büyük güce sahip olduğu düşünüldüğünde, bu değişiklik mevcut siyasi bölünmeyi resmileştirebilir. Böyle bir adım, bir kuşak boyunca gerçekleşebilecek en büyük anayasal değişiklik anlamına gelebilir.

Öneri, Kürt iç savaşından sonra benimsenen temel barış yaklaşımını da sorgulatıyor. Bu yaklaşım, Kürtlerin kendi kendini yönetebilmesi ve özerkliğini koruyabilmesi için güçlü, birleşik ve ortak kurumlara ihtiyaç duyulduğu anlayışına dayanıyor. Önerinin gündeme gelmiş olması bile KDP ile YNK arasındaki ilişkilerin ne ölçüde kötüleştiğini gösteriyor.

Bununla birlikte modelin birçok yönü belirsizliğini koruyor. Yerel yönetimlerle Bağdat ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasındaki ilişkiler nasıl düzenlenecek? Gelirler nasıl paylaşılacak? Petrol, doğalgaz, elektrik ve ticaret gibi stratejik alanlarda kararları kim verecek? KDP bu plana karşı çıkıyor. Hükümet kurma müzakerelerinin ilerlememesinin nedenlerinden biri de bu.

Ayrılık için anayasal yol mümkün mü?

YNK’nin gündeme getirdiği modelin hayata geçirilmesi durumunda izlenecek hukuki yol da tartışma konusu. YNK’nin yeni bölgeyi Irak Anayasası’nda öngörülen mekanizmalar aracılığıyla kurmayı hedeflediği belirtiliyor. Irak Anayasası’nın 119. maddesi, bir veya daha fazla vilayetin, ilgili vilayet meclisi üyelerinin en az üçte birinin ya da kayıtlı seçmenlerin yüzde 10’unun desteklediği bir başvuru üzerine referandum yoluyla federal bölge oluşturma sürecini başlatmasına olanak tanıyor.

Irak’ın 2008 tarihli Bölgelerin Kurulmasına İlişkin Yürütme Usulleri Yasası uyarınca, seçmenlerin başlattığı süreç, seçmenlerin yüzde 2’sinin desteğini taşıyan ilk dilekçeyle başlıyor. Ardından yüzde 10’luk eşiğe ulaşmak için bir kayıt süreci yürütülüyor. İmzalar doğrulandıktan sonra Irak Bağımsız Yüksek Seçim Komisyonu başvuruyu federal Bakanlar Kuruluna iletiyor. Referandum tarihini belirleme yetkisi ise Bakanlar Kuruluna ait.

Ancak burada önemli bir anayasal sorun bulunuyor. Anayasa’nın 119. maddesi yeni federal bölgelerin kurulması için bir mekanizma öngörse de 117. madde, Kürdistan Bölgesi’ni mevcut bir federal bölge olarak açıkça tanıyor. Bu iki hükmün hiçbiri, bir vilayetin hâlihazırda tanınmış bir bölgeden ayrılmasına ilişkin açık bir usul belirlemiyor.

Dolayısıyla YNK’nin önerdiği model, ciddi anayasal itirazlarla karşılaşabilir ve Federal Yüksek Mahkemenin bir kararını ya da yeni bir yasal düzenlemeyi gerektirebilir. YNK’nin önümüzdeki haftalarda süreci başlatmayı planladığı belirtiliyor. Ancak hukuki itirazlar olmasa bile referandum prosedürlerinin tamamlanması aylar sürecek.

Türkiye ve İran’ın etkisi artabilir

Kürdistan Bölgesi içerisindeki olası parçalanma, jeopolitik açıdan son derece hassas bir döneme denk geliyor. ABD-İran savaşı önemli bir istikrarsızlık yarattı. Batılı ortaklar kendi iç sorunlarıyla meşgulken bölgesel dengeler değişiyor ve egemen devletler, devlet dışı aktörler üzerindeki etkilerini yeniden artırmaya çalışıyor.

Dahası Türkiye ve İran uzun vadeli işgal politikaları geliştirebilir ve yalnızca merkezi hükümetler üzerinden değil, yerel ekonomik, sosyal ve dini ilişkiler aracılığıyla da etkilerini artırabilir.  Şimdiye kadar KDP ve YNK, ABD-İsrail ve İran savaşına dahil olmayacakları yönünde aynı tutumu sergiledi. Fakat iç siyasi ayrışmanın artması, Kürdistan dışındaki konularda da iki partinin tutumlarının farklılaşmasına yol açabilir. Böyle bir durumda Ankara’nın taraflardan biriyle yakınlaşması istikrarsızlığı daha da artırabilir. İran’ın en büyük hedefi ise Başûr’daki Kürt siyasi partileri tasfiye etmek ve kamplarını boşaltmak. Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ndeki zayıf ve bölünmüş devlet kurumları bu hedefin gerçekleştirilmesini zorlaştırıyor. Bu durum, İran’ın kendi başına harekete geçme ihtimalini artırıyor.

Öte yandan, ABD’nin askeri varlığının sona ermesiyle birlikte bölgesel komşuların müdahaleleri, Bağdat’ın da Kürdistan Bölgesi’ne daha doğrudan müdahil olmasına neden olabilir. Bu durum, Kürtlerin kendi kendini yönetmesi açısından olumsuz sonuçlar doğurabileceği gibi KDP ile YNK arasındaki siyasi gerilimi de artırabilir.

Belirsizliğe doğru

Son siyasi çatışma, uzun süredir fiilen var olan bu bölünmeyi resmi, anayasal ve toprak temelli bir ayrılığa dönüştürme tehdidi taşıyor. YNK’nin önerisini hayata geçirmesi, Kürdistan Bölgesi’nin siyasi düzeninde köklü bir kopuşa ve Irak Kürdistanı’nın birleşik bir bölgesel hükümetle yönetilmesine yönelik yirmi yıllık girişimin sona ermesine yol açabilir. HABER MERKEZİ