Bir gün Hewlêr’de bin dinara pazara yolcu taşıyan “neferî taksi”ye bindim. Benden kısa bir süre sonra genç bir kadın taksiyi durdurup iki oğluyla arka koltuğa oturdu. Çocuklardan biri belki daha 2 yaşında değildi, diğeri de taş çatlasa 5 yaşındaydı. Bakışları çok sertti. Ben arka koltuğun sol tarafında otururken onların üçü de sağ tarafına sıkışmıştı. Önce buna çok anlam veremedim, ancak daha sonra ortadaki 5 yaşındaki çocuğun bana yaklaşmamak için ön koltuğa sarıldığını anladım. O bir “erkek” ya, yabancı bir kadına bırakın dokunmayı yaklaşması bile “ayıp” kaçar! Ardından genç kadın ödemeyi yapmak için cebinden 2 bin dinar çıkarıp “erkek adam” rolünü oynayan küçük çocuğa verdi ki yaşlı şoföre uzatsın. Öyle ya, “erkeğin” olduğu yerde kadının parayı şoföre vermesi “yakışık almaz”!

Bu sahne beni o zaman çok düşündürmüştü. Çünkü Başûr’da erkek ve kadın rol modellerinin günlük yaşamda nasıl yeniden üretildiğini, “erkekliğin” ise ta çocuk yaşlarda inşa edildiğini çok somut gösteren bir örnekti. 

Başûr’da kadına yönelik her türlü şiddetin -yapısal, psikolojik, fiziki, ekonomik, toplumsal- kaynağında yatan işte bu yoğun “erkeklik kültürü”dür. Kadının yaşamın hiçbir alanında -toplumsal, siyasal, ekonomik, kültürel- özneleşemeyip hep nesne konumunda bırakılmasında bu inşa edilmiş erkekliğin payı yüksektir. Kürt halkının ulusal ve siyasal statü sahibi olduğu bu Kürdistan parçasında kadının bu denli statüsüz bırakılmasında Başûr’da toplumsal bir devrimin yaşanmamış olmasının payı büyüktür. Verilmiş olan mücadele ulusal kurtuluş çerçevesini aşmadığı, bir kadın kurtuluş hareketini ortaya çıkarmadığından özellikle 90’lardan itibaren ortaya çıkan bazı olay ve olgular, kadının durumunu daha da ağırlaştırmıştır. Örneğin Irak Baas rejiminin asimilasyon ve Araplaştırma siyaseti, savaşlar ve yoğun göç, hızlı ve kontrolsüz kentleşme, üretim sorunları gibi... 

Sınıf bazında ele alındığında Başûr’daki kadınların yaşam realitelerinde kısmi farklılıklar elbette ki vardır. Üst veya orta sınıflı bir kadınla şehirde yaşayan sıradan bir kadının yaşam sınırları arasında fark vardır. Biri görünüşe göre rahat gezip istediği gibi hareket edebilirken, öbürünün yaşam alanı evinden ibarettir. Biri komşusunu da yanına alıp pazara gidebilirken, öbürü yanında -hiç değilse çocuk yaşta!- bir erkek olmadan bir taksiye binemez. Biri üretime aktif katılırken, öbürü köyden şehre göçle birlikte üretim dışı kalmıştır. Ancak bütün kadınlar için, hangi sınıftan veya mezhepten olurlarsa olsunlar geçerli olan sınırlar vardır. Bu sınırları belirleyen işte bu “erkeklik kültürü”dür. 

Bu “kültür” kendini öyle bir kurumlaştırmıştır ki yazılı olmayan kuralları ve kodları her an kadının karşısına çıkar. O nedenle sözde bunlara karşı geliştirilen yazılı kurallar, bir türlü onların yerine geçmiyor. Örneğin 2011 yılında Kürdistan Bölgesi’nde kadına yönelik şiddetin önüne geçmek için yasa çıkarıldı. Ardından 2012’de “Kürdistan’da Kadına Yönelik Şiddete Karşı Durmak İçin Ulusal Strateji” adlı 5 yıllık stratejik plan oluşturuldu. Plana göre kadına yönelik şiddetin önüne geçilmesi için dört alanda çalışma gerekiyor: Yasal zeminin oluşturulması, topluma bilinç kazandırılması, kadınların her türlü şiddetten korunması ve şiddet mağduru kadınlar için gereken hizmetlerin sağlanması. Hükümetin bu planın uygulanması için görevlendirdiği kurumlar ağırlıkta bakanlıklardı; özellikle de Sağlık Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı  ve ayrıca Başbakanlığa bağlı Yüksek Kadın İşleri Konseyi...

Ancak bu planlar ne yazık ki büyük ölçüde hayata geçirilmiş değil. Şehirlerde kadına yönelik şiddeti önlemek için kurulan birimler işlevli değil. Bunlar, sadece şiddete maruz kalmış kadınların başvuracağı bir adres oluyor. Fakat maalesef bu bile zor; çünkü bu bürolar çoğunlukla yerleşimlerin merkezi bir noktasında değil ve haklarında yaygın bir tanıtım çalışması da yapılmıyor, çoğu kadın büroların yerini bile bilmiyor.

Kadına yönelik şiddeti önlemek iddiasıyla oluşturulan kurumların bu misyonu yerine getirmek için ne kadar çaba sarf ettiği de tartışmalı. Örneğin İçişleri Bakanlığı’na bağlı Kadına Yönelik Şiddet Direktörlüğü’nün konuyla ilgili yayınladığı son aylık istatistik, Nisan ayına ait. Kürdistan Bölgesi Bağımsız İnsan Hakları Kurulu tarafından derlenen verilere göre 2015 yılının ilk 6 ayında Kürdistan Bölgesi’nde 31 kadın katledilirken, 38 kadın ise yaşamına son verdi. 63 kadın intihar teşebbüsünde bulunup ağır yaralanırken, 70 kadın da cinsel taciz ve tecavüze maruz kaldı. Bu rakamlar sadece resmi rakamlar... Gerçek sayının bunun üstünde olduğu bilinmeli. 

Aynı süre içinde, yani 1 Ocak – 30 Haziran 2015 tarihleri arasında 3 bin 646 kadın resmi bir şekilde mahkemeye başvurup erkekleri -çoğunlukla yakınlarını- şikayet etti. Yani ortalama her ay 600 kadın, erkekler eliyle maruz bırakıldıkları şiddet veya hak ihlallerine karşı hakkını aramak amacıyla resmi makamlara başvurdu. Bu önemli bir sayıdır, zira kadınların artık giderek daha fazla maruz bırakıldıkları eril şiddeti kabullenmediklerini gösteriyor. Bilinç düzeyindeki bu büyümede özellikle Şengal, Kerkük ve Mexmûr’da geliştirilen kadın öz savunmasının önemli rol oynadığı kanısındayım. DAİŞ’e karşı savaşmak üzere ilk kez Başûr’da şehre inen kadın gerilla gerçeği basite alınmamalı. Zira hemen akabinde Başûrlu kadınlardan yoğun bir şekilde YJA-Star güçlerine öz savunma eğitimi talepleri giderken, erkekle yoldaş olup ön sırada savaşan, savunmasını alan ve özgün örgütlülüğünü sağlayan kadın gerilla imgesi “erkeklik” üzerine kurulu kodlamaları ciddi düzeyde sarstı. Bunun etkisinin yoğun olmasının bir sebebi, kadın gerillaların toplumla doğrudan temas kurup geliştirmeleridir. 

Bu nokta oldukça önemlidir. Çünkü özelde kadına yönelik şiddet genelde ise “erkeklik kültürü”nü aşmaya dönük çabaların pek sonuç vermemesinin bir sebebi de bu çabaların toplumun ezici bir çoğunluğuna dokunmamasıdır. Zira konuyla ilgili yürütülen çalışmalar çoğunlukla sadece kurum temsilcilerine hitap edip elitist kalıyor. Oysa Başûr’da gerçek bir değişim ancak toplumsal bir hareketle sağlanabilir. Bu konuda bir tek RJAK (Kürdistan Özgürlükçü Kadınlar Örgütü) farklı yaklaşıp doğrudan toplumdaki kadına ulaşmayı esas alıyor. 


Kadın kurumları ne durumda?

Kürdistan Bölgesi’nde 96 kayıtlı kadın derneği olsa da çoğu maalesef aktif çalışma yürütmüyor. Bunun başta gelen sebebi, bütçe sorunları. Dernekler bir tek hükümet finansman sağladığında proje geliştirirken, para olmayınca çalışma da olmuyor. Birçok dernek Bölge Hükümeti’nden mali yardım alamayınca ofisini kapatmak durumunda kaldı. Bunun yanında kadın derneklerinin çalışma perspektifini oluşturma sorunu var. Kadınlar var olan sorunlara karşı nasıl bir mücadele geliştirecekleri konusunda fikir geliştirmekte zorlanma yaşıyor. Kadın derneklerinin içinde yer aldığı birlikler veya çatı oluşumlar bu ihtiyacı karşılamıyor, zira maalesef Hewlêr ve Silêmanî merkezli Kürdistan Kadın Birlikleri de kadın derneklerini siyasi parti güdümüne çekme işlevini görüyor. 

Ne siyasi partilerin kadın örgütlenmeleri ne de kadın dernekleri, Başûr’da kadına yönelik şiddet ve bununla birlikte “erkeklik kültürüne” karşı etkili bir mücadele verebiliyor. Etkili bir mücadele toplumsal olmak zorundadır. Çünkü kadına yönelik şiddetle mücadele, aynı zamanda özgür toplum mücadelesidir. Dolayısıyla kadına yönelik şiddeti sıradan bir “fenomen” olarak ele alıp küçük bir yüzde 5’lik elitin karşısında konferans ve seminerler vermekten ziyade komple ve çözümleyici bir bakış açısıyla şiddeti bir sonuç olarak ele alıp nedenleriyle mücadele edilmeli. Açık ki bu konuda öncülük misyonu, Kürt Kadın Özgürlük Hareketi’nde. Zira Başûr’un en büyük şanssızlığı, toplumsal bir devrimden yoksun kalmasıdır. Oysa en fazla kadın devrimine ihtiyaç duyan Kürdistan parçası da bu parçadır.


MERAL ÇİÇEK