Güney Kürdistan hükümetinin anti demokratik uygulamalarına ve yürütmüş olduğu yanlış politikalara karşı, halkın gösterecek tahammülü artık kalmamış görünüyor. Halkın ciddi bir başkaldırısı var. Güney Kürdistan’ın birçok kentinde, halk hükümete istifa çağrısı yapıyor. Üstelik halkın gösterdiği bu tepkinin asıl nedeninin öyle sanıldığı gibi elektrik kesintisi, maaşların ödenmemesi ve iyi hizmet vermemeyle sınırlı olmadığı yansıyor. Halkın karşı çıktığı, kabul etmeyip tepki gösterdiği esas konunun, hükümetin uyguladığı yanlış politikalar olduğu anlaşılıyor. Çünkü Güney Kürdistan halkı çok da apolitik bir halk değildir. Yıllarca savaş ve çatışma ile yoğrulmuş, bu parçadaki kazanımları için bedeller vermiş, demokratik ve onurlu bir yaşamı mümkün kılacak, kendine ait bir yönetim oluşturma mücadelesini yıllarca vermiş bir halktır. Ancak halk şu anda, bu parçaya hükmeden yönetimin demokratik olmadığını, haksızlıklar ve adaletsizlikler üzerinden bölgeyi yönettiğini düşünüyor. Halk açık açık kullanıldığını görüyor ve bunu kabul etmiyor, buna karşı çıkıyor. 

Güney Kürdistan’ın durumu, referandum öncesi de çok sorunluydu. Hükümetin bölgeyi iyi yönetmediğine, demokrasinin önünü açmadığına, hak ve adalet temelinde yürütmediğine dair halkın tepkileri o zaman da vardı. Bir yandan öğretmenin, doktorun, peşmergenin maaşları ödenmiyor, kentlerin alt yapı ihtiyaçları karşılanmıyor, diğer yandan ülke zenginlikleri sömürgeci TC’ye satılıyor ve gelirinin nereye gittiği bilinmiyordu. Hava sahası, her gün Kürdistan dağlarının bombalanması için TC sömürgeciliğine sonuna kadar açılmıştı. Güney Kürdistan’ın her köşesinde çok aymazca cirit atan MİT elemanlarına, kendi ülkelerini aratmayacak bir tarzda ortam sunulmuştu. Bölge parlamentosuna kilit vurulmuş, Hêwler’e girmek bile parlamento başkanına yasaklanmıştı. Mesud Barzani’nin resmi görevi üzerinden tam iki yıl geçmesine rağmen başkanlık seçimlerine gidilmiyordu. İçine girilen bu büyük tıkanmayı aşmak üzere Barzani ve dar grubu, tüm ulusal ve uluslararası itirazlara ve ikazlara rağmen, kendi bildiğini yaparak referandumu gerçekleştirdi. 

Güney halkı, referandum sonrası bölgede gelişecek kaos ve kriz durumunu ön göremediği için, sunulan bağımsızlık vaadine yüzde 90 civarında bir destek verdi. Referandumun hemen ertesinde bölge hükümetinin içine girdiği tutumlar karşısında halk, kendisine bağımsızlık adı altında sunulan vaadin boş olduğunu anlayınca, haklı olarak tepki göstermeye başladı. Çünkü halk, kandırıldığını yeni anlamaya başladı. Bağımsızlık adı altında yapılan propagandaların yarattığı sis perdesinin dağılmasıyla beraber, adeta afyon etkisinden uyanır gibi bir uyanma var şimdi. Kandırıldığının farkına varan halkın öfkesi giderek daha da büyüyor. Hükümetin asayiş güçleri aldığı talimatlar doğrultusunda, haklı demokratik tepkisini ortaya koyan halkın üzerine adeta faşist devlet aklıyla saldırıyor. Çarşamba günü itibariyle yedi kişinin katledildiği, yüzü aşkın kişinin ise yaralı olduğu bilgisi haber ajanslarına düşmüş bulunuyor. Kendi halkını kendi asayişine vurdurtan bir akıl, Kürtlerin kendi yönetim aklı olamaz. Halkın demokratik tepkisine karşı içine girilen bu öldürücü ve saldırgan tutumların, Kerkük’te, Xurmatu’da, Kelar ve Dakok’da Heşdi Şabi güçlerinin yaptıklarından farkını görmek mümkün değildir. Referandum ardından buraları Heşdi Şabi güçlerine bırakıp, halkı kendi kaderine terk etmeyi daha izah edememişken, şimdi kendi eliyle kendi halkına kurşun sıkmanın ve katletmenin izahı olabilir mi? Böyle bir yöneticilik aklı, olsa olsa yabancı yöneticilik, hatta sömürgeci yöneticilik aklı olabilir ancak. Referandum sürecinde TC’nin uyguladığı aşağılayıcı siyaset yetmiyormuş gibi, hala her gün TC’ye karşı beklentilerini dile getiren ve Kürdistan topraklarını askeri, istihbari, siyasi ve ekonomik işgale açık tutan bir hükümetin yöneticilik tarzı da, elbette beslendiği sömürge yönetiminin etkisinde olacaktır. 

Güney Kürdistan halkının başına getirilenler, hesap vermeyi gerektirmektedir. Ayakta olan halkın talebi, kendisine yapılanlardan dolayı hesap sorma talebidir. Halkın hükümeti istifaya çağırmasından bunu anlamak mümkündür. Ortaya çıkan durum karşısında, hükümetin halka hesap vermek dışında çaresi kalmamıştır. Güney Kürdistan halkının artık böyle merkezi devletçi yönetim tarzlarıyla yönetilemeyeceği yeterince açığa çıkmış bulunmaktadır. Yüz yıllarca sömürgeci merkezi devletlerin acımasız şiddetine maruz kalmış Kürt halkının, bulunduğu her yerde, artık devletçi tarzlarla yönetilmeye tahammülü kalmamıştır. İçine girilen bu krizli kaoslu durumundan, bir doğrudan demokrasi programı ile çıkılabilir. Örgütlü demokratik topluma dayalı bir doğrudan demokrasi programı ise, federasyon bünyesinde yeni bir anayasal değişikliğe gitmekle mümkündür.