Başur’daki son gelişmeleri anlamak ve sonuçlarını kestirmek oldukça zorlaştı. Politik çizgileri ve geçmişlerine bakılarak Başurlu partilerin nitelikleri anlaşılabiliyor. Bu açıdan onların zihniyeti ve işbirlikçi karakterleri dikkate alındığında onlardan tutarlı bir duruş beklenemez, denilebilir. Ancak bu değerlendirmeler de durumu açıklamakta yetersiz kalıyor. Çünkü mevcut durumda çok ağır bir savaş ve baskı ortamında değillerdi. Bir devletten daha fazla hareket serbestisine sahiptiler. Buna rağmen sonuçları bu kadar ağır olan bir adımı neden attılar diye herkes hem merak ediyor hem de başta Başur halkı olmak üzere tüm Kürdistan halkı bir şaşkınlık ve hayal kırıklığı yaşıyor.
Başta KDP olmak üzere Başurlu partilerin ve öncülük yapan güçlerin pratiği hep zikzaklı olmuştur. En büyük yenilgi ve tasfiyelerden biri 1975’te yaşandı. İran-Irak anlaştığında İran, Mustafa Barzani’ye olan desteği kesti. KDP özgüce dayalı direnişi sürdürmek yerine peşmergeye silah bıraktırdı. Büyük bir tasfiye ve hayal kırıklığı yaşandı. Zamanla fırsatlar doğdu. Tekrar İran-Irak savaşı başladı. Kürtler biraz toparlandılar. Yine iki devlet savaşı bitirdiklerinde Saddam Kürtlere yöneldi. Halepçe katliamı yaşandı. Enfal saldırıları ve katliamlar peş peşe geldi. Kürdistan adeta boşaldı. Milyonlarca insan İran ve Türkiye’ye sığındı. Ancak ABD ve Özal önderliğinde Çekiç Güç kalkanıyla halk geri dönebildi. 1992’de parlamento kurma karşılığı Türkiye ve Başurlu güçler bu defa PKK’ye saldırdılar. KDP ve YNK sonuçları ağır olan çatışmalara girdi. Kürtler arası çatışma ağır kayıplara ve sonuçlara neden oldu.
Dikkat edilirse özgüce dayalı bir kazanım ve oturtulmuş bir statü yok. Güvene ve direnişe dayalı bir birlik ve ittifak sağlanamamış. KDP ve YNK’yi de ABD adeta zorla bir araya getirdi. Parlamento kurdurdular. Hükümet oldular. Ama bir türlü ortak bir ulusal güç, ordu olamadılar. Ulus devlet eksenli bir hükümet ve iktidar da kuramadılar. Hep bölünmüş askeri güçler ve bölgelerine dayalı siyasi etkinlik, bir nevi derebeylik olarak kaldılar. Sonuçta da YNK daha çok İran’a KDP de AKP’nin Türkiye’sine dayandı. Kürdistan başka biçimde sömürge ilişkileri içine alındı. Üretime, kendine yeterli ekonomiye ve demokratik bir yapılanmaya yönelmediler.
Gizli ve dar çıkarlara dayalı ilişkiler halkın tüm kazanımlarını tehlikeye attı ve sonucu ağır bir yıkım oldu denilebilir. Bugün ortaya çıkan durum, bu zihniyet ve siyaset tarzının sonuçlarıdır.
KDP neden referandum kararı aldı? Bu konu hala anlaşılmış değil. Sadece Başur’un kaderini değil tüm Kürdistan’ı etkileyecek böyle bir karar çok dar bir çevre içinde alındı. Başta PKK olmak üzere Kürdistan’daki büyük partiler dahil hiç kimseyle görüşülmedi. Ne bir görüş alışverişi ne de bir bilgilendirme yapıldı. Ulusal birlik çalışmasına yüz verilmedi. Bu girişimlerden uzak duruldu. Başur’daki parlamento kapalıydı. Başur’daki güçlerle de ortaklaşma olmadı. Son günde YNK ve Goran zorunluluktan dolayı katılacaklarını açıkladılar. Türkiye açıkça tehditler savurdu. İran’la anlaştı. Irak’la acele birleşti. Öyle ki, ortak askeri tatbikat bile yaptılar. ABD dahil dostları olabilecek güçlerin tümü referandumu erteleyin diye çağrılar yaptılar. Kürtlerin komşuları dost devletler değildiler. Aralarındaki çelişkileri bir tarafa bırakıp Kürtlere karşı birleşmişlerdi. Buna rağmen referandumda ısrarın ağır bir sonucu olacağı aşikardı.
Barzani önderliği ve diğer güçlerin hiçbiri savaşa hazır değildi. Böyle bir hazırlıkları yoktu. Barzani siyasi bir manevra yapıp içeride toparlanmak ve iktidarına zemin yapmak istedi. Hepsi buydu. Dar aile ve iktidar hesapları uğruna Kürt halkının tüm kazanımlarını tehlikeye attılar.
PKK, KDP yetkililerini AKP ve Erdoğan konusunda her görüşmede uyardı. Bu hareket de ırkçı ve Kürt düşmanıdır. Dikkatli olun, bu kadar derin ilişkilere girmenize gerek yok, denildi. Ama dinlemediler. Burunları çok havadaydı. Erdoğan ne yaptı? Kürt karşıtlığına öncülük yaptı. Barzani dahil Başurlu güçlere ağır hakaretler savurdu ve hızla İran ve Irak’la tarihi Kürt kapanı planını pratikleştirdi.
Erdoğan ABD ve AB’ye dayanarak Kürtleri tasfiye edemeyeceğini anladı. Aslında bu görüş ve planların sahibi İlker Başbuğ ve onların orduya hâkim olan görüşleriydi. İran ve Türkiye birleşmeden Kürtleri durdurmak imkânsız diyorlardı. Irak, İran ve Suriye’de ulus devletler ayakta tutulmalı, sınırlar korunmalı diyorlardı. Şimdi yapılanlar da budur.
Erdoğan bilerek ABD ve Avrupa ile kriz çıkardı. Kürtlere karşı bu çevrelerden bundan daha fazla destek alamıyordu. Kriz çıkararak bölgeyi daha da karıştırmak, Rusya ve İran’a yanaşarak Kürtleri ezmek istedi. İran zaten buna hazırdı. ABD ve Avrupa bölgede ne kadar zayıflasa İran’ın işine geliyordu. YNK ve Irak hükümeti üzerinde etkiliydi. Sahada askeri güçleri vardı. Sonuçta anlaşarak Kerkük’e el koydular. YNK ve KDP-Barzani hiç direnmeden halkı yüzüstü bıraktı. Tıpkı Şengal DAİŞ’e bırakıldığı gibi.
KDP ve YNK direnseydi Irak bu bölgeleri işgal edecek güçte değildi. Tüm Kürdistan Kerkük’e akacaktı. Kobanê’den daha fazla sahiplenme olacaktı. Uluslararası güçler devreye girecek ve en azından bir ateşkes, bir denge sağlanmış olacaktı. Bu kayıplar nasıl telafi edilecek, bir şey söylemek çok zor. Ama direnmek, özgüce dayanmak ve ulusal birliği sağlamak öncelikle üzerinde durulması gereken konulardır.