Siyasi iktidar yabancı yayınlara referandum mülakatları vermeye, konuk yazar köşelerinde dış kamuoyunu bağımsızlığının aciliyeti konusunda ikna etmeye çalışadursun, Başur halkının kendisi hiç de ikna olmuşa benzemiyor. En azından Soran bölgesinde durum böyle.
Geçen hafta Demokratik Gelişim İçin Çalışma Enstitüsü W.I.D.’nin Süleymaniye’de düzenlediği referandum panelinden notlar aktarmıştım. Bu hafta ise sokağın nabzını tutmak adına taksi şoförleri ve pazardaki küçük esnafa konuyla ilgili düşüncelerini sordum. Ve itiraf etmeliyim ki şaşırdım. Meğer gizli bir Hayır cephesi varmış...
Elbette Süleymaniye pazarı ve şehrin sokakları Başurê Kurdistan’ın tümü için temsil düzeyine sahip değil. Behdinan bölgesi ve Hewlêr için bir şey diyemeyeceğim. Ancak konuştuğum pazarcılardan biri “Süleymaniye, Germiyan, Kerkük, Halepçe’de kime sorsan aynı cevabı verir” dedi.
Duzxurmatû’da DAİŞ’le savaşta yaralanıp, beş kez ameliyat olduktan sonra şimdi taksi şoförlüğünü yapan 30’lu yaşlarındaki bir Şarbajêrli referandumun yapılması durumunda hayır oyunu kullanacağını söyledi. (Soranca’da seçimler bağlamında hayır için ‘naxêr’ deniliyor. Enteresan bir ayrıntı zira naxêr aynı zamanda hayırsız anlamına geliyor.) Nedenini sorunca 25 Eylül’de yapılması planlanan bağımsızlık referandumunun Kürdistan bölgesi için hayırlı olacağına inanmadığını, genel olarak da Başur siyasetine inanç ve güveninin kalmadığını söyledi.
Cadde kenarında para bozduran ve kontör satan bir yurttaş ise hiçbir dış devletin referandumu desteklemediğine dikkat çekip, dış destek olmadan bağımsızlığın sağlanamayacağını söyledi: “Amerika desteklemiyor. Türkiye ve İran da açıklama yaptılar. Bir ay sınırı kapatsalar ne olur biliyor musun? Mümkün mü?” Başka bir pazarcı referandumu halkın meselesi olarak görmediğini söyledi. “Bu durumda boykot mu edeceksiniz?” diye sorunca “Oyumu kullanacağım, hayır diyeceğim” dedi. Konuştuğum birçok insan aynısını söyledi. Oy kullanmayacağını söyleyen hiç kimseye rastlamadım. Söylendiği gibi 25 Eylül’de referandumun yapılması durumunda –ki bu konuda da hala birçok soru işareti bulunuyor– oldukça yüksek bir katılım olacaktır. Ancak sokağın nabzına bakıldığında Evet oranı sanıldığı kadar yüksek olmayacaktır.
Buradan halkın bağımsızlığa karşı olduğu sonucu çıkarılmasın. Görüştüğüm herkes bağımsız bir ülke istediklerini ifade ettiler. Ancak şu zamanın referandum zamanı olmadığını düşünüyor halkın çoğu. Parlamentonun fiilen feshedildiği, maaşların hala düzenli ödenmediği, DAİŞ’le savaşın devam ettiği, güvenliğin henüz sağlanmadığı bir dönemde referanduma gidilmek istenmesi halkta kaygı yaratıyor. Siyasi iktidar her ne kadar referandumla birlikte sorunların daha rahat çözüleceğini söylese de halk hiç de böyle düşünmeyip sorunların ağırlaşmasından kaygılanıyor. Ayrıca bu tarz sözlere karınların tok olduğu da net görülüyor. Ya da bayram sonrası evine bir iki kilo sebze almak için pazara gelen bir yurttaşın dediği gibi: “Bu sorunları çözmek için yeterince vakitleri vardı. Neden şimdiye kadar hiçbir şey yapmayıp birden referandum kararını aldılar?”
Bir başka meyve satıcısı referandum konusuna eleştirel yaklaşanların bağımsızlık karşıtı gibi gösterilmesinden yakındı. “Ben bağımsızlık için elimde silahla savaşmışım. Tabii ki bağımsızlık istiyorum. Ama bu referandumun bizi oraya götüreceğine inanmıyorum” diye konuştu, şeftali kasasını kollarının arasına alıp bir yandan da gözleriyle etrafı yoklarken.
Eskiden buralarda seyyar satıcılığı yaparmış. Ancak bu sene Süleymaniye pazarının ortasındaki Mizgefta Gewre’nin önünden geçen cadde araç trafiğine açılıp yıllardır burada meyve sebze satan yerli üreticilere kapatıldı. Hal böyle olunca tek gelir kaynağı bu olan insanlar kaldırımda, zabıtanın gelmesi durumunda kaçmayı kolaylaştıran plastik kasaların içinde meyve sebze satmak zorunda kalıyor. Tüketici ise daha fazla, Türkiye, İran ve Körfez ülkelerinden ithal edilip halden alınıp satılan hormonlu ürünlere mecbur kalıyor. Oysa ne kadar da verimli topraklara sahibiz...
İnsan anlamakta zorlanıyor. Ekonomik krizin bu kadar ağırlaştığı, ufukta çözümün görünmediği bir dönemde yerel ekonomi namına kalan son kırıntılar neden yok edilir ki? Oysa krizden çıkış bir tek yerel ekonominin güçlendirilmesi ile mümkündür. Yerel üretim teşvik edilse, pazar ithal ürünlerinden ziyade öncelikli olarak yerli ürünlerine açılsa daha iyi olmayacak mı? Öyleyse neden tam tersi bir politika izleniyor (buna politika denilebilse tabii...)?
İşte Başur’un çıkmazını çok iyi örnekliyor bu durum. Referandumda hayır demeyi öngörenleri de anlamamızı daha iyi sağlıyordur.