Faşist TC devletinin Rojava’ya yönelik saldırı başlattığı günden beri Başûr’da da aralıksız bir şekilde eylemler devam ediyor, halkın da siyasetin de temel gündemi Rojava. Zaxo’dan Halepçe’ye, Rewandûz’dan Germiyan’a kadar TC’nin faşist işgal saldırılarına karşı ses yükseltmeyen Kürt şehri kalmadı Başûr’da. Eylemler aynı zamanda çeşitleniyor, Türk mallarını boykot kampanyası giderek daha fazla yayılıyor. Konuyla ilgili Facebook’ta kurulan grubun şimdiden 50 binden fazla üyesi var, boykota katılımı gösteren fotoğraflar paylaşılıyor, özel video klipler çekiliyor. Bu makalenin yazıldığı sıralarda da Kürdistan Bölge Parlamentosu özel bir oturumda TC’nin işgal saldırılarını ve Başûr’un buna karşı yapması gerekenleri tartışıyordu.

Bence son bir haftadaki saldırılar ve buna karşı yükseltilen direnişin Başûr açısından şimdiden yarattığı bazı sonuçları değerlendirmek hem mümkün hem de gereklidir.

* İşgal saldırıların ilk gününden itibaren Başûr’da güçlenen algı, TC’nin Rojava’da sonuç alması durumunda sıranın Başûr’a geleceği tespiti oldu. Kürt Özgürlük Hareketinin uzun zamandır dikkat çektiği bu husus Rojava’ya işgal saldırılarla birlikte sadece toplum değil, siyasi partiler tarafından da daha iyi anlaşılır oldu. Bizzat KDP yönetimi üyesi Adham Barzani de halihazırda özellikle Behdinan bölgesinde birçok yerin Türk işgali altında olduğunu belirtip, Rojava’da sonuç alınması durumunda ikinci aşamada Başûr’da başka alanların işgal edilebileceği kaygısını ifade etti.

* TC devletinin çeşitli yöntemlerle Başûr’da ‘olumlu imaj’ inşa etme çabalarına karşın bugün halkta büyük bir tepki ve öfke var. Öyle ki bazı protesto eylemlerinde Türk bayrağı ve Erdoğan’ın resimleri yakıldı. Hatta bunun ilki Hewlêr’de, 14 siyasi parti öncülüğünde BM önünde düzenlenen eylemde yapıldı. Önceki gün de Kelar’da ‘Terörist Erdoğan’ sloganları eşliğinde çok sayıda TC bayrağı ve Erdoğan’ı DAİŞ emiri olarak gösteren fotoğraflar yakıldı.

  TC devleti Başûr’daki halkın öfkesinden korkuyor. O yüzden en kapsamlı eylemlerin yapıldığı 12 Ekim’den bir gün sonra hem TC Hewlêr konsolosu hem de Bağdat büyükelçisi basın toplantısı düzenledi. Özellikle Fatih Yıldız’ın saldırıların başladığı günden beri harcadığı Twitter mesaisine bakıldığında TC’nin manipülatif algı operasyonlarının bu kez dış dünyada sonuç vermemesinin paniği görülür. Ama sadece bu değil. Yıldız, Hewlêr’de TC bayrağının yakılmasından sonra Twitter’daki hesabı üzerinden “Türkiye’nin Ayyıldızı, her nerede dalgalandırılıyorsa, onu canı pahasına koruyacak Arslanları vardır” tehdidini saldı. Yıldız’ın ‘Arslan’dan kastettiği ise JÖH/PÖH’dür. Yani resmen topraklarını işgal ettiği Başûr’daki halkı tehdit etti. Bu tehdit ise halkın öfkesini daha da büyütmüş olmalı ki ardından Kelar’da daha fazla bayrak yakıldı.

* TC devletinin en çok korktuğu nokta, Başûr halkının Rojava’yı işgal saldırılarına karşı gösterdiği tepki ve öfkenin TC’nin Başûr’daki işgaline dönmesidir. Ki gelişmelere ve toplumdaki havaya bakılırsa çok da uzak bir ihtimal değil. Zira Başûr açısından şu anda özel bir durum söz konusudur. Hem kendisi daha geniş bir işgal tehdidi ile karşı karşıya hem de halihazırda toprakları aynı gücün işgali altındadır. Dolayısıyla TC’nin Rojava’ya yönelik işgal saldırılarına karşı Başûr’da direnmenin en etkili yolu, buradaki TC işgalini sonlandıracak bir direnişi büyütmek, bu şekilde Rojava’ya destek olmaktır.

* Bir diğer nokta ise demokratik ulusal birliktir. Çoğu siyasi parti temsilcilerinin katılımıyla yapılan toplantılar oldu, bütün Kürt partilerini toplayıp Rojava işgal saldırılarına karşı ortak tutum belirleme çağrıları yapıldı. Dört parça Kürdistan’da siyasi parti ve güçler, TC’nin Rojava’yı işgal girişimlerine karşı tutum gösterip, Rojava’yı savunmaya hazır olduklarını belirtti, Kürtlerin bu süreçte ortak hareket etmesinin önemini vurguladı. Halk bu konuda yaptığı eylemlerle tutumunu ortaya koymakla birlikte, siyasi güçlerden de aynı duruşu beklediğini gösterdi. Öyleyse şimdi Kürt demokratik ulusal birlik siyasetini yükseltmenin tam zamanıdır. 2014’ten sonra bunun zemini hiç bu kadar güçlenmemişti. Eğer dört parçada karşı karşıya olduğumuz saldırılara karşı hem sahip olduğumuz kazanımları korumak hem de büyütmek istiyorsak bundan başka çaremiz yoktur. Hiç kimse bu gerçeği artık inkar edemez. Kürdistan’ın kalbi Kirkûk’un Kürt yönetiminden çıkıp Irak güçlerinin kontrolüne geçtiği 16 Ekim 2017’nin ikinci yıldönümünde çıkarılacak temel ders budur.