Size bu satırları kana susamışların F-16'ların tepemizden bi uçursalar rahat edecekleri ve fakat bizim bi türlü yatağımızda huzura eremediğimiz minare manzaralı, imamdan ziyade polis karargahı haline gelmiş camiye bakan bir evin dördüncü katından yazıyorum.

Dördüncü kat deyip geçmeyin, mühim mesele. Bazı geceler şurdan atsam kendimi diyecek kadar yüksek, ay dizlerim ağrıdı bitmedi şu merdivenler diyecek kadar meşakkatli ama neyse hırsız çat kapı girmez diyecek kadar korunaklı bi şey dördüncü kat. Söylerken bile kütürdüyor bak! Önemli bir ayrıntı, bu eve öyle randevusuz gelinmez, arkadaşların önüne çıkaracak her daim birkaç meze, zulada rakı, kütüphanesinde Ahmet Arif’i de Turgut Uyar’ı da bulunur, hayır yanlış anlama olmasın diye şeyettim!

Amma velakin içe ne kadar kapalıysa dışa da o kadar açık bir ev burası. Dışarı demişken biraz orayı anlatayım. Hiiiç öyle güzellemeye gerek yok; yekten ahval şu: En yakın kafede 8 liraya kahve, 28 liraya makarna, kadehi astarından pahalı şarap, ayy doğuda çocuklar ölüyor biz burda fena oluyoruz muhabbetli masalarla çevrili bir mahalle dışarı dediğim… Etrafı ve efradı hiç değişmez, reytinglere göre sokakta salınan oyuncu sayısı artar ya da eksilir hepsi bu!

Vatandaşların ortalama geliri Şokmarkete mi; BİM’e mi yoksa Carrefour’a mı uğradığına göre değişir. Esnafla ilişki önemlidir ancak sarhoş olup da evden çıkamayacak olduğun gecelerde ya da kıçını kaldıramadığın sabahlarda bir telefon açıp ‘’Mehmet abi bana iki ekmek altı yumurta, iki paket sigara’’ muhtaçlığı kadar...

Dışarının durumu bu, peki evlerde ne olur. Genellikle yalnız yaşayanların, birbirinden sıkılmışların, buraların yerlisi olup, yerini yadırgayanların, başında sabaha kadar müzik çalanlara beddua okuyan yaşlıların, el ayak çekilsin de iki satır yazayım diye bekleyenlerin evinde kediler yalanır, masa lambaları gözü yormayacak açıya ayarlanır. Işığı geç sönenler için sahur vakti başlayınca twitter’a dalma, ona buna dadanma, bir-iki retwitt, facebook’ta bok atma, yorum yazma, ayıp olmasın diye beğenme, takdir-tekbir-tehdit-tebrik mesaisi, televizyonda şirin hanım’a köpürme, telefonda ne olacak bizim bu işler, ay yazamıyorum, off aramadı, siktir et, yarın ola hayrola, anti deprasanın kaç milli grama çıktı, ben kestim sen kesme, hadi yat, uyuyamazsan ara, tansiyonun çıkarsa çık gel, ya da beni asağı çekme, negatife enerji yükleme, fena oluyorum, bari biraz kitap okuyayım, olmadı bi film seyredeyim faslı başlar. Dışarısı dışarda kalır çatal, bıçak sesleri, korna çığlıkları, üzerinden atlayarak yürüdüğümüz Suriyeli çocuk gözleri hep dışarda ama biz artık içerdeyiz.

Çünkü günler geçer. Sizi sizden başka kimse dürtmüyorsa her şey geçer. Üzerine bin bir iftira atılan o yılanın suçu yoktur, çünkü o bile derisini atar değişir de kimse dürtmezse size bir şey olmaz. Güvenlikli alanınız evdir, uzaktan bakışınızdır, kimselere fazla yanaşmamak, yandaş olmak ya da olmamaktır güvenli alan. Orada hendekler açılmasa, halk sokaklara saçılmasa, çocuklar hedef ve heder olmasa daha rahat uyurdunuz ama tüh işte. Hiçbir şey bir türlü istediğiniz gibi olmuyor değil mi? Burada yaşamak daha ne zor geliyordur şimdi size, bana, ona…

O zaman dans, renk!! Evet evet, lamı cimi yok, eve hiç girmenize gerek de yoktu aslında. Hazır dışardayken ufuneti def etmeli, kendinizi alkole yatırmalı, partilere akmalıydınız. Çünkü gerçekten dayanamıyorsunuzdur, yani bu kadarı da fazladır insan olana.

Hayat çok ağırdır size, yani bir düşünün orada insanlar ölüyor hem de siz bunun için bir şey yapamıyorsunuz, gerçekten çok çaresizsiniz, yani o kadddar olur!! Oysa size sorsalar -ki bu ara röportaj vermek de ayıp, bu kadar olay varken- siyaseten doğruculuk adına yapmayacağınız şey yoktur. Bir örnek rica etseler, savaşa ve şiddete karşı olduğunuzu söyleyip sıyrılır, sonunda yine evinize sığınırsınız. Ah sizi gidi ah!! Siz en çok şiddete şiddetle karşı çıkarsınız da, sevgiliniz verdiği sözü tutmaz, iki ayağı üzerinde kırk yalan söyler güzel sebep bulursunuz, zamanında aynı sofrayı paylaştığınız insanlar meclis kapılarında milletvekili olacam diye saray kapısı tırmalar güler geçersiniz. Kişisel başarı haneniz biraz boş kaldığında anksiyeteniz tutar, psikaytristiniz anında puşt olur, siz de boşluğa düşüverirsiniz.

Vah zavallı siz, ben ve onlar… Neyse ki bu gece eve dönerken çantanızda birkaç güzel korsan DVD var, ya onlar da olmasa, yine aynı haberler, aynı yorumcular, aynı Şirinlikte sırıtan programlar. Bu hayat çekilmez, gerçekten çekilmez… Hadi en iyisi örtün üzerinizi, ışıkları da kapatın, malum elektrik faturası geçen ay çok fazla geldi… Bulduğunuza sarılın, olmayanın hayalini kurun ve uykuya dalın… Ne de olsa her şey dışarda olup bitmektedir, yeter ki size bir şey olmasın.

İyi uykular.