Bazı hükümetler kadın haklarını kısıtlamak için koronavirüsü kullanıyor
CLAIRE PROVOST*
Kürtajı ‘gereksiz’ olarak sınıflandırmak zalimliktir ve kadınları bedenleri üzerindeki haklarına yönelik bir saldırıdır.
Kadınlar, dünyanın koronavirüs pandemisine karşı verdiği mücadelede ön saflarda yer alıyor. Küresel olarak sağlık çalışanlarımızın çoğu kadındır. Ayrıca dünyadaki ücretsiz bakım işlerinin çoğunu üstlenir, -‘normal zamanlar’da bile - akrabalarına bakarak hem olağanüstü hastalıklardan hem de günlük yorgunluktan kurtarmaya yardımcı olurlar.
Yine de kadın hakları bu dönemde bile tarihi saldırılara maruz kalıyor.
Mart ayı başlarında Arjantin’de kürtajın serbestleştirilmesine yönelik yasa tasarısının gözden geçirilmesi süresiz olarak ertelendi.
ABD’de; Teksas’tan İndiana’ya kadar çoğu muhafakazar eyalet, salgın sırasında kürtajı yasaklıyor. Kürtajı ‘zorunlu olmayan’ tedavi olarak sınıflandırarak, bütün doktorların önce COVID-19’a odaklanması için kürtajların ertelenebileceğini savunuyorlar.
Polonya’da kürtajı daha da kısıtlayacak bir yasa tasarısı yeniden canlandırıldı ve önümüzdeki hafta Parlamento’da duyulacak. 2016 yılında ilk defa tartışılan bu yasa kitlesel protestolarla karşılanmıştı, şu anda ise koronavirüs acil durum önlemleri adı altında yeniden gündeme geliyor.
Bu kısıtlamalar akla şu soruyu getiriyor: “Hükümetler ve kürtaj karşıtı gruplar kadın haklarını kısıtlamak için krizden mi faydalanıyor?
Dünyanın dört bir yanında örgütlü aşırı muhafazakar hareketler, bu anları her zaman istediklerini elde etmek için kullanmanın yollarını arıyor, kadınların bedenleri üzerinde olan hakkını ellerinden almak istiyorlar.
Tüm kaynakların şu anda koronavirüse odaklanması gerektiğini savunan Slovakya, İtalya ve İngiltere’deki kürtaja karşı mücadele aktivistleri de, pandemi sırasında kürtaj uygulamalarının askıya alınması için kampanya yürütüyor. Elbette krizden sonra da kadınların bu haklara sahip olmasını istemiyorlar. Kürtaj, kontrasepsiyon, HIV tedavisi ve aile içi şiddet hizmetlerine erişim konusunda hizmet veren kliniklerin kapatılmasını kutluyorlar.
Salgın, kürtajın yasal olduğu ülkelerde de şaşırtıcı derecede bürokrasi işlemleri nedeniyle erişimi zorlaştırıyor. Örneğin İtalya’da doktorlar kürtaj yapmayı reddedebilir. Kürtajın sonlandırılmasına yönelik alınan ilaçlar hamileliğin ilk 7 haftasında kullanılabilir ve bu hapların hastanelerde alınması gerekiyor. Bu ayrıntılar önemli, çünkü düşükler tanım gereği zamana duyarlı prosedürlerdir. İtalya’daki kadınlar koronavirüsten önce bile onlara erişmek için mücadele etti.
Artık hastaneler koronavirüs nedeniyle kilitlenmiş durumda, dolayısıyla erişim giderek imkansız hale geliyor. Sonuç olarak kadınlar, istenmeyen gebeliklere daha uzun süre dayanmak ve tıbbi kürtaj büyük ölçüde askıya alındığı için, istemedikleri ameliyatları yaptırmak zorunda kalıyorlar.
Diğer ülkelerde bürokrasi kısıtlamaları; zorunlu danışmanlık, bekleme süreleri veya iki doktorun kürtaj için imza vermesi şartlarını içeriyor. Bu tür kurallar sınırlar arasında farklılık gösterse de etkileri aynı; kadınlar için zor deneyimleri ‘normal zamanlarda’ bile zorlaştırırken, bugün bu zorlukları daha da arttırıyor.
Kısıtlamaların ortak noktaları var. Avrupa Cinsel ve Üreme Hakları Parlamento Forumu Sekreteri Neil Datta, İtalya örneğini vererek, 1970'lerde kürtaj ilk yasallaştırıldığında verilen tavizlerden kaynaklandığını söylüyor. O zaman, bazı doktorlar hala histeriyle kadınları "teşhis ediyorlardı".
Başka bir deyişle, bu bürokrasi hakkında aydınlanmış bir şey yok. Nihayetinde kısıtlamaların altında yatan şey, kadınların kendi bedenlerini kontrol etmelerine ve kendi seçimlerini yapmalarına güvenilemeyeceğine dair toksik, ataerkil fikirdir.
Bugün, kadınların üreme hakları yeniden rafa kaldırılıyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), COVID-19 dönemlerinde aile içi şiddet, doğum kontrolü, doğum ve emzirme hakkında kılavuzlar yayınladı. Ancak şu ana kadar pandemi sırasında güvenli kürtaj konusunda belirgin bir şekilde sessiz kaldı.
Neyse ki bu tam resmi ifade etmiyor. Halk sağlığı krizine ve hayatımızın her alanında ortaya çıkmasına tepki olarak büyük değişiklikler yaşanıyor. Örneğin, bazı ABD şehirleri kiracıların tahliyesini askıya aldı. İran'da binlerce kişi hapishaneden serbest bırakıldı. Bir yıl önce imkansız görünen pek çok şey artık yok.
Kadınların seçme hakkına dair de bazı belirtiler görüyoruz. Örneğin İngiltere ve Galler, kadınların evde ve teletıp randevuları ile tıbbi düşük hapları almasını sağlamak için yeni kurallar yayınladı. İrlanda ve Fransa da bunu yaptı. Almanya en azından zorunlu danışmanlığı çevrimiçi ve telefonla sağladı.
Bu pratik hamleler, kriz ortasında hassasiyet açısından bir zaferdir. Hakları ve halk sağlığını desteklemeye yöneliktir. Kadınların birden fazla randevuya gitmesi gerekmiyorsa, bu koronavirüs yayılımını sınırlamaya ve bizi bu acil durumdan daha hızlı çıkarmaya yardımcı olabilir.
Gerçekten de krizler sırasında değişim hızlı bir şekilde gerçekleşebilir. Arkaik bürokrasi kesilebilir. Kadınların toksik güvensizliği, siyasette haklara ve sağlığa öncelik veren yeni bir sağduyuya yol açabilir. Ve kadınların özerkliğinden korkanlar artık çok daha korkutucu bir şeye tanık olduklarını - dünya çapında yaşamları, sağlık sistemlerini ve demokrasileri tehdit eden tarihi bir pandemi - görmedikleri kadar korkutucu bulamayabilirler.
Yazının orijinaline şu linkten ulaşılabilir:
https://www.aljazeera.com/indepth/opinion/governments-coronavirus-restrict-women-rights-200412095859321.html
* OpenDemocracy’de Küresel Araştırmalar Editörü