
Birçok inanç hareketinde aydınlık ile karanlığın sürekli bir savaş içinde olduklarını ve aydınlığın kazanacağına yönelik inanç ne kadar büyük olursa, karanlığın yenilgisi de o kadar erken olacağına inanılır. Ama bir an bile karanlığı basite almayacaksın. Çünkü onlar bin yılların tecrübelerine sahipler. Onlar son derece sinsi ve kurnazdırlar. Hiç ummadığın bir zaman da göreceğini tahmin etmediğin bir mekanda karanlığın ordularını karşında siper almış olarak bulabilirsin. Bundan kaynaklı de karanlığa karşı savaşırken an be an eller tetikte olmalıdır. Yoksa göstereceğin en ufak bir duyarsızlık veya vereceğın bir boşluk seni tarihin en büyük hatalarından birinin içine itip çok acılı ve sancılı süreçlerin başlamasına neden olabilir.
Kimileri o acılara dayanamayıp yok olup giderken, kimileri teslim olmayı seçer hem de en onursuz bir şekilde kimileri de kendi küllerinden kendilerini yaratma misali bedelleri ne kadara olursa olsun yine de acılarını büyük bir güce çevirmeyi başarıyorlar.
Tıpkı 1999 yılı sonbaharında gök yüzünü saran karanlık bulutları güneşi kuşatırken ellerin tetikte olmaması ve gözlerin körleşmesi yüreklerin ise hissiyattan uzaklaşması gibi. Sonrasında da yaşanan büyük acılar. Yani bugün 9 Ekim. Karanlık güçlerinin Ehriman komutası altında toplanıp güneşi karartıp yutmak için vahşice saldırıya geçtikleri gündür ve bizim içinde lanetli bir sürecin başladığı gündür. Aslında insan kökünü ne kadar iyi bilirse yaşananlara da daha iyi anlam verebilir ve insan başta olmak üzere her şeyin kökü de zaten tarihin kendisidir.
9 Ekim komplosu bana hep Tiemat Marduk mitolojisini anımsatıyor. Çünkü ortada zihniyet ve sistem savaşı vardır erkek aklının hakim bir sistem haline gelebilmesi için tüm engeller ortadan kalkmalıydı, bu anası bile olsa ortadan kaldırmak için her şeyi yaparlar. İlk başlarda tanrılar bir bir Tiemat ile savaşırlar ancak hepsi de yenilirler ama pes etmezler. Sonra Marduk'un komutası altında birleşip Tiemati yenip paramparça ederler. Kendi dünyalarını da onun parçalanmış bedeninden yaparlar. Artık meydan erkek aklına dayalı sisteme kalmıştır. Aslında tarih boyunca erkek aklına dayalı bu zalim sisteme karşı binlerce mücadele verildi ancak bir türlü istenilen başarı sağlanamadı. Çünkü erkek aklının en temel özelliği ona karşı savaşan aydınlığın gücüne inanan güçleri parçalamayı ve birbirine düşman ettirmeyi esas alırken karanlık güçlerinin ise birliğini hep korumasını bildi.
Nasıl ki tüm erkek tanrıların birliği anlamına gelen Panteon'a karşı Tiemat yalnız bırakıldıysa, uluslararası komploda da Önder Apo yalnız bırakıldı. Karanlığın temsil güçleri olan erkek tanrılar durmadan saldırırken, sözde sistem karşıtı ve aydınlığa inanan güçler ise olayları sadece seyir etmekle sınırlı kaldılar. Kimilerinin seyrine hakim olan duygular eziklik ve çaresizlik iken kimilerinin kine ise öküzün trene baktığı gibi misaline benzer son derece duygusuz sorumsuz ve anlamsız caydı.
Tiemat şahsında doğal toplumu kuşatıp paramparça eden zihniyet ne ise dün uluslararası komployu yaparlar da ve bugün de Kobanê’yi kuşatıp yok etmek isteyen zihniyet aynıdır. Yani bugün Kobanê de yaşananlar bazılarının anladığı gibi sadece bir parça toprak için yaşanılan şeyler değildir.
Kobanê de yaşananlar Tiemat ile erkek tanrıların arasında duran savaşın yeniden başlamasıdır ya bin yıllardır insanlığı dinozorlaştırmak isteyen erkek aklına dayalı bu zalim sistem sürüp gidecek tır. Ya da bu zalim sistem yerle bir olup insanlığın onuru kazanacaktır. Her yer Kobanê'dir yaşamak direnmektir şairi ile dünyanın her yerinde başlayan eylemler net olarak şu mesajı vermiştir.
Ölüme yüz defa evet ancak onursuzluğa ve köleliliğe hayır. Bu mesajı iyi okuyamayanlar yanan bu ateşin içinde yanıp kül olacaktır.
Çünkü Kürt halkı asla ama asla teslim olmayacaktır.