Kürkçü, muhalefet şerhinde, tasarının Lozan Barış Antlaşması'nın ulusalüstü hükümlerinin de gerisinde olduğunu vurguladı.
BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, anadilde savunma hakkını da düzenleyen "Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"na ilişkin muhalefet şerhi koydu. Kürkçü, muhalefet şerhini dilekçe ile Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanlığı'na geçtiğimiz hafta sundu. Kürkçü, muhalefet şerhinde madde madde gerekçelerini sundu. Tasarının, kimi yönleri ile güvenceye alınan hakları dahil geriye götürdüğünü kaydeden Kürkçü, Adalet Komisyonu'nda yapılacak görüşmelerde iyileştirilmesi gerektiğine işaret etti.

Lozan'ın da gerisinde

Tasarıdaki iyileştirmenin 1923 Lozan Barış Antlaşması'nın ulusalüstü hükümlerinin de gerisinde olduğunu belirten Kürkçü, "Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş anlaşması olan Lozan Barış Antlaşması'nın, III. Bölümünde kültürel hakların korunmasına ilişkin hükümler yer almaktadır. Bu hükümlerin bir kısmı Türkiye'deki 'müslüman olmayan' azınlıklarının korunmasına yönelik olmakla birlikte; bazı hükümleri, aralarında Kürtlerin de bulunduğu 'gayrimüslim azınlık' statüsünde olmayan, farklı kültürlerin haklarını da güvence altına almaktadır. Hal böyleyken, CMK 202 bu kuralları ihlal ederek on yıllar boyu mahkeme önünde Türkçeden başka bir dille konuşma hakkını 'meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmeme' şartına bağlaya gelmiş yargıçlara, mahkeme önündeki kişilerin Türkçe bilgisini öznel ölçülerle ölçme ve tercih ettiği dili konuşmaktan mahrum bırakma gücü vermiştir. Şimdi Adalet Bakanlığı'nca sunulan bu kanun tasarısıyla mahkeme önündeki kişiye 'kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dille' savunma hakkı tanınması bir ilerleme bile değil çok önceden gasp edilmiş bir hakkın iadesidir" dedi.

Savunma parçalanıyor

Hazırlanan tasarının belirli kısıtlamaları da dayattığına işaret eden Kürkçü, muhalefet şerhinde şunlara yer verdi: "CMK 202'ye eklenen 4. madde 'meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilen sanık'a 'iddianamenin okunması' ve 'esas hakkındaki mütalâanın verilmesi üzerine' sözlü savunmasını, kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde yapabilmeyi kayıt altına alırken hem Anayasa'nın eşitlik ilkesine hem de AİHS'nin Adil Yargılanma ilkesine aykırı bir işleme kapı açmaktadır. Tasarı mahkeme önündeki kişilerden 'meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmeyenler' için savunmanın her aşamasında tercümandan yararlanmaya bir kısıtlama getirmezken -ve getirmemesi gerekirken- 'Meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilen sanık'lara tercümandan yararlanma hakkını yalnızca iki kez, iddianame ve esas hakkındaki mütalaanın okunmasından sonra tanımaktadır. Nihayet, savunmanın ve yargının soruşturmayla birlikte başladığı bir hukuki gerçekse, mahkeme önündeki kişinin (sanığın, mağdurun, tanığın) ilk soruşturma aşamasında 'kendisini daha iyi ifade edebileceğini ifade ettiği' bir dili kullanmasını önlemenin gene AİHS'in 6. maddesinin ihlali olduğunu görmek çok güç olmamalıdır. Yani savunmanın parçalanması kabul edilemez."

Değişiklik talebi

Kürkçü, ayrıca komisyona sunulan tasarının 4. maddesinde ise şu değişikliğin yapılmasını talep etti: "Meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilip bilmemesine bakılmaksızın sanığa, yargılamanın soruşturma ve kovuşturma aşamalarında savunmaya yönelik hususlar tercüman vasıtasıyla tercih ettiği dilde anlatılır ve kişi yargılamanın tüm aşamalarında savunmasını tercih ettiği dilde sözlü ve yazılı olarak yapar."
Tasarıda, hasta tutsaklar için yer alan maddelerin de sakıncalı olduğunu belirten Kürkçü, infazların ertelenmesi için Adli Tıp Kurumu raporlarının zorunlu olmasını yeniden eleştirdi. Kürkçü, "Bu düzenleme bize göre sakıncalıdır. Adli Tıp Kurumu resmi tekel bilirkişisi olarak tarafsızlığını yitirmiş ve siyasal iktidarın politikalarına göre tutum alan bir kurum haline gelmiştir. Nitekim Adalet Bakanlığı verilerinden de anlaşılacağı gibi Adli Tıp Kurumu'nun kötü uygulamaları nedeni ile infazı geri bırakılmayan ağır hasta mahpuslar cezaevinde yaşamını yitirmekte ya da tahliye olduktan birkaç gün sonra yaşamlarını yitirmektedirler. 16. maddenin 3. fıkrasında düzeltme yapılarak Adalet Bakanlığı'nın belirlediği tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurul raporlarının yeterli olması, Adli Tıp Kurumu'nun onayının istenmemesi sağlanmalıdır. 3. fıkrada düzeltme yapılmadan eklenecek 5. fıkranın uygulamada fazla bir karşılığı olmayacaktır" dedi.