BDP’li vekillerin dokunulmazlığının kaldırılıp, hapse atılmaları gündemde tartışılıyor. Bazıları karşı. Karşı olanların bir çoğu, BDP’li vekillerin hapse atılmayı hakettiklerini, ancak böyle bir durumda Kürtlerin kopuşunun hızlı olabileceği düşünüldüğü için karşılar. Kısacası demokrasiye inandıkları için değil, devleti korudukları için. Bu yazı alışılmışın dışında bir analiz metodu ile BDP’liler hapse atılacak mı sorusuna cevap arayan bir yazı.
“Eşek bile aynı çamura iki defa düşmez” ya da “Aynı suda iki defa yıkanılmaz” gibi halk sözlerini kullanarak durumu açıklamaya çalışanlar var.
Son sözü başta söylersem, Rojava’daki gelişmeler ve değişimler, iktidarın beklentisinin dışında bir seyir göstermez ise, BDP’liler tutuklanacak hem de, günümüz şartlarının nüans farklarını koruyarak tıpkı 1994’te ki gibi olacak.
Bu kadar kesin nasıl söyleyebiliyorum, diye düşünebilirsiniz. Bu bir analiz sonucu. Doğru olabilir mi? Zaman gösterecek.
Sağlıklı analiz, ya da doğru analiz yapmak, eldeki verilerin doğruluk derecesi ile ilgilidir. Ancak benim elimde hiç bir veri ve belge yok, doğruluğu kanıtlı belge yok. Analiz yapmamı sağlayan veriler hepimizin bildiği, bugüne kadar iktidarın icraatlarını temel alarak yapılmış bir analiz. Yanılma payı da görece fazla olabilir.
Bildiğiniz gibi, 2005’te Erdoğan’ın Amed’de yaptığı Kürtler’den Devlat adına özür dileyen değil ama özürümsü konuşma sonrası “Kürt açılmı” startı verilmişti. Bu kısa sürede “milli birlik ve beraberlik hamlesi” olarak değiştirildi.
Neden değiştirildi, bilemiyoruz. Ancak ikisi arasında stratejik bir ayrılık var. İlki bir proje dahilinde sistematik olarak iyileştirme süreci olarak izah edilebilir. İkincisi bir hamle, ve üstelik milli birlik hamlesi, kısaca aynı milletten olmayanların da “kardeş“ görülüp, milli birlik içinde entegre edildiği bir hamle. Böyle radikal bir dönüşüm niye oldu? Her zamanki gibi Erdoğan impulsuf bir açıklama yaptı, sonra Psikolojik Harp Dairesi durumu düzelti mi? Yoksa başından beri Psikolojik Harp Dairesi’nin planı dahilinde mi yürütülüyordu? Bu doğrultuda 2005 açıklaması yer aldı.
Bildiğiniz gibi, Psikolojik Harp Dairesi (Kürt sorunu konusunda) açık ya da kapalı olarak, Vamik Volkan tarafından yönetiliyor. Vamik Volkan’ın kendi açıklaması (FBI tarafından Türkiye ye gönderildiği). Volkan etnik sorunların “ağaç teorisi” ile çözülebileceğini, bunu da yaparken, Freud’un Psikoanaliz yöntemini kullanarak hayata geçirdiğini söyleyen ve yazan birisi. Ancak Freud, Psikoanaalizi bireylerde kullanıyor, Volkan bu analiz yöntemini toplumlarda hem de çok sorunlu etnik azınlık sorunlarının çözümünde kullanıyor. Oldukça enterasan, benimde ilgi duyduğum ancak sürekli de sorguladığım bir yöntem. Bireyde doğruluğundaki olasılığın toplumlarda ne kadar doğru olacağı henüz oldukça tartışmalı ve Volkan bu konuda iddialı.
Freud’un Psikoanaliz yönteminin temel teorisinden yola çıkarsak, Kürt açılımının milli birlik hamlesine dönüşmesi, sürecinde yaşananlar, tıpkı 1923’te Lozan’da yaşananlara benziyor. 1923’ten, 1984’e (ilk silahlı mücadele) kadar süreç TC adına çok iyi gitmişti. O zaman bunun tekrar edilmesi gerekiyordu. İşte 2005’de ki konuşmanın perde arkası bu. Onure et, söz ver, yanılt, kandır, inandır, yok et, mutlak ittiat sağla…
Gelelim BDP’li vekillerin tutuklanmasına. 1994’de DEP’li vekiller tutuklandığında PKK gücününün top noktasındaydı. Ancak vekiller meclisten sürüklenerek götürüldü ve Kürt halkındaki sessizlik kendini korudu. (Bu da Hasan Hayri’nin kaderinin farklı biçimde tekrarı idi) O zaman tekrar edilebilinir... 18 yıllık bir zaman kazanımı… oldukça önemli... Yıl 2012 muhtemelen 2013’te tutuklanacaklar. Ortadoğu’daki bu karışık süreçte TC bir 18 yıl daha kendini koruyabilirse, bu onlar için büyük bir kazanım olacak. Üstelik 1994’ten sonraki sürecin tekrarı da gelmeli. 1994’ten 2012’ye kadar oldukça önemli şeyler oldu... Mesela, 17000 kişinin kaybettirilmesi, Öcalan’ın yakalanıp Türkiye’ye getirilmesi, KCK tutuklamaları, Roboskî katliami… Süreç bir biçimi ile TC’nin lehine işledi. Hepsinin Psikoanalize göre bir anlamı ve gereği vardı. Üçlünün bundan sonra neler yapacağını tahmin etmekte çok zorolmasa gerek. Tabii ki her şey onların düşündüğü gibi giderse. Kürt tarafı da buna uyum (bilinçli değil) sağlar ise...
Üçlüden kastım ne… Bütün süreç V.Volkan’ın teorisine göre ve advislerine göre yürüyor. Kısaca sürecin dinamikleri arasındaki linier ve causal ilişki ile. Bütün bunların yürüyebilmesi için, Freud’un teorisine göre Triad dediğimiz üçlü ilişki şart. Bana göre bireyler düzeyinde bu üçlü ilişki şöyle yürüyor. Volkan, Akdoğan (Yalçın) ve Erdoğan. Arada bazen de sistemin karakoyunları çıkabilir (örneğin Arınç ya da Gül gibi). Karakoyunların varlığı, süreci değiştirmez, aksine renklendirir... Triad’in bileşenlerinde ki tespitimde yanıldığımı sanmıyorum. Ya da yanılma payım az... Bu da başka bir yazı konusu.
Bu üçlünün toplumsal izdüşümü de şöyle olsa gerek.
Türkler, Kürtler ve Devlet.
Bu triadın dışında gelişecek alternatif triad; Kürtler, Türkler ve PKK olacaktır.
Not: Yer darlığı nedeni ile bazı tespitleri açıklamadan geçmek zorundaydım. Zamanla bunları yazıp açıklayacağım.
BDP’liler tutuklanacak mı?..