Başbakan ABD'den aldığı icazetle dışarıda Suriye’ye insan hakları dersi verirken, içte ölüm üzerinden politikalarını uyguluyor. Yarattığı yemin krizi ile BDP’nin Meclis dışında kalmasını sağladığı gibi, akıllı davranıp bunu fırsata dönüştürerek, yeni anayasa çalışmaları ve birçok konuda politikalar oluştururken köpeksiz köy misali ekstra rahat davranabiliyor.
Öte yandan, başbakanın gere gere getirdiği noktada işler halkın gözünde bir düello görüntüsü kazandı. "Bana ha! Ben sana gösteririm!” Ne zaman? "Ramazandan sonra” Tablo bu. Tek farkla elbet, düello alanında şimdilik askerler ve gerillalar olsa da, yakında Türk ve Kürt halkı olacak, ölecek öldürecek. Bir zaman sonra diplomatik barış yapılabilecek belki ama halklar birbirinin yüzüne bakabilecek halden çıkmış olacak kaygısı, çözüme duyarlı kesimlerin dahi rahatsızlığı haline gelmeye başladı.
Nasıl çıkacağız bu cendereden?
Bir asırdır Ermenilere, Rumlara, Kürtlere, gayrimüslimlere, Alevilere, çektirilen acıların savaşların soykırımların son bulmasının adı, bugün muhatabı Kürtler olan "barış”. Kürt özgürlük mücadelesinin sırtında kendinden fazlasının yükü var bu nedenle.
İnsanın varlığıyla özdeş özgürlüğü için mücadelesi olmazsa olmazı. Ancak bu mücadelede kazanmak için, savaştan uzak barışa yakın kalmak çok önemli.
Gelinen nokta Kürt’ü ile Türk’ü ile, "korkuyla yaşamaktansa ölen ölsün, bu sorun çözülsün” ruh halini yaratmış durumda. Irkçılığın kolaylıkla gelişebileceği bu ortamda, AKP'nin savaş dilini aymazca kullandığı ve tahrikte sınırı aştığı gerçeği karşısında, aynı dilden verilecek cevapların barışa katkısı olmayacağını hepimiz görüyoruz. Nitekim iktidarın savaşa sarılmasının toplumda tepki çektiği gerçek olmakla birlikte, aynı tepki Kürt siyasetçilere karşı da gelişmekte.
İktidarın savaşa yakın bir noktada yolu tıkadığını ve bu tıkanmayı bir manevrayla aşmak gerektiğini düşünüyorum.
Bizim siyasetçiler için barış yolunda doğru tutum arayışı içinde olduğum bu günlerde, Hindistan Bağımsızlık Hareketi lideri Gandhi’nin kararlı ve sakin duruşu gelip oturuyor zihnime. Bir de, BDP'li vekillerin "barışın önünü açmak için” diyerek yemin edip Meclis çalışmalarına dahil olmalarıyla AKP zor durumda bırakılabilir düşüncesine kapıldım. Siyasetçilerimiz ne der bilmiyorum.