Politik geleneğimizin 8. partisi olan BDP, 3.Olağan Büyük Kongresini 11 Temmuz günü Ankara’da gerçekleştirecek. Yeni ihtiyaçlar üzerinden yeniden yapılanarak tarihi yürüyüşünü sürdürecektir. Kongrenin, tüzük değişikliği gibi zaman alan gündemi de mevcuttur. Bu nedenle, kongre ortamına ancak sınırlı sunumlar yapılabilir. Bu ihtimali göz önünde bulundurarak sunmak isteğim düşünceleri paylaşmak istiyorum.

Kadim Kürt halkı, özgürlük ve onurlu bir yaşam kavgasını asırdan asıra taşıyarak bugünlere getirdi. Bu serüven bir derya yarattı. Onur, acı ve gözyaşından oluşan bir derya.
BDP ve mevcut Parti Meclisimiz de en azından, bu deryanın bir kova suyu olmaya çalıştı. İnancımız odur ki çok mahcup olmadık. Yarattığımız minnacık dalgalar da, artırdığımız tuzluluk da tarihe mal oldu, kayda da geçecektir.
Öncelikle şu iki noktanın altını çizmek istiyorum.
Birincisi, bizler, son yirmi yılın politika noktasındaki Kürt özgürlük kavgasının mirasını temel aldık, bir sürdüreni olmaya çalıştık. Bize bu mirası bırakan önceki partilerimizin genel/eş genel başkanlarından gönüldeşlerine, genel merkez ve yerel örgüt yöneticilerinden üyelerine, isimsiz kahramanlarına kadar herkese; emek, inanç, katkılarından dolayı şükranlarımızı sunarız.
İkincisi, bu kavgada yitirdiğimiz canlar, bugün dahi tarifi imkansız bir biçimde özlemlerini çektiğimiz “kayan yıldızlarımız” da oldu. Özgür ve onurlu bir yaşamı kararlılıkla savunan, aynı zamanda büyük özgürlük aşkı için ruhlarını değil, bedenlerini göz kırpmadan ölüme yatıran bu değerlerimizi minnetle anıyoruz. Onlara layık olmaya çalıştık.
Kürt halkı, Kürdistan halkı, politik mücadelesini Türkiye halkı ile buluşturdu. Bundan böyle Türkiye halklarının vicdanıyla tempolu yürüyüşünü sürdürecektir. Kürt halk önderi Sn. Öcalan’ın perspektifini esas alan bu oluşumun yönetici/kadroları, bu stratejinin, bu atılımın ne anlama geldiğini, neler yol açacağını Türkiye toplumu ile paylaştığı için bu konuya girmeyeceğim. Yolları, yolumuz açık olsun.
Derler ya; “Tarih an’da gizlidir. Tarih bizde gizlidir.” İşte Kürt halkının özgürleşme ve özgürleştirme mücadelesinin politik hat noktası itibariyle; BDP olarak öylesine bir noktadayız. Bizler hem geçmişin sentezi ve birikimiyiz, hem de geleceğin resmini yapma sorumluluğunu taşıyoruz. Bu nedenle, geçmiş ve geleceğin an’ı ve tarihi bizde gizlidir.  
Cennet, cehennem yol sapağı gibi yol ayırımına gelmiş bulunuyoruz. Ya toplumsal demokrasiyi de geliştirerek statüsel yapımızı inşa edeceğiz ve özgürlüğe giden yolun haritasını çizeceğiz, ya da Kürt halkının öfkeyle anacağı bir rolün, pratiğin sahibi olacağız.
Katı merkeziyetçi yapı artık sorunları çözemiyor. Özgürlüklerin kullanımı önünde sete dönüşmüş, insanları mutlu etmiyor. Bırakalım Kürt Özgürlük Hareketinin dünya toplumuna sunduğu özgürleşme, insanlaşma projesinin gerekliliğini, insanlığın geldiği sosyolojik aşama itibariyle de katı merkeziyetçi yapı işlevini yitirmiştir. İnsanların doğal aidiyetlerinin çeşitliliği ve edindikleri farklı aidiyetler, ademi merkeziyetçi yapılanmaya doğru bir akışı zorunlu, yaşamsal kılmıştır. Rant ve sömürü üzerinden şekillenen Ortadoğu’dan Balkanlara, Kafkasya’dan, orta Asya’dan Afrika’ya kadar boğazlaşmaya kadar varan vahşetin panzehiri de budur.
Artık insanlar ve toplumlar, yaşam benimse; onun nasıl akacağına ben karar vermeliyim diyor. Bu, temsili demokrasiyi de aşan, diğer bir ifadeyle”doğrudan demokrasi”yi talep ediyor. Bunun özsel ifadesi “ortakça yaşam”dır.
Politik organizasyonlara bu noktada düşen görev, ekonomiden hukuka, eğitimden sağlığa, kadının yaşamdaki rolünden güvenliğe, yönetim formatından gençlerin sosyal hayattaki rolüne kadar bunun nasıl olacağına karar verip uygulamak değil, buna karar verecek toplum için olanaklar yaratmak, zeminler oluşturmaktır. Bu aynı zamanda ahlaki politikanın da bir gereğidir.
Arkeolojik kazıların (En önemlisi Riha Göbeklitepe) görünür kıldığı bir realite vardır. İnsanın ve insanlığın yeryüzü beşiği yaşadığımız topraklardır. Hayat buralardan fışkırmıştır. Ne yazık ki, insanlık on bin yıllık zaman dilimi içinde, insanlığından, özgürlüğünden, onurundan ve ortakça yaşamından uzaklaştırıldı.
Bu gidişat niye kırılamaz olsun?
İdeolojisi, dinamik gücü ve koşulu mu yoktur? Bina göre vardır.
Kim, Kürt Özgürlük ideolojisi ve onun insanlık rüyası yoktur diyebilir? Onun özgürleşme-özgürleştirme projesinin olmadığı ileri sürülebilinir mi?
21. yüzyılın en politik, en dinamik gücünün Kürtler ve Kürdistanlılar olduğunu inkar etmek mümkün mü?
Kim gözlerini, yüreklerini ve beyinlerini köreltip, Kürt halkının tarihsel geçmişindeki bu yönlü örnekleri görmezden gelip Kürdistan’da bunun zemini yoktur diyebilir?
Eğer politik kadrolar, insanlığın beşiğinden, insanlaşmaya doğru gidişin devinimci gücü olmak için omuz omuza yürürse,
Eğer vahşet mağdurlarının değil, vahşetin mezar kazıcıları olma çabası büyütülürse bu rüya gerçekleşir.
Politik hattımızın bunu sonuna kadar taşıma gücü yoksa dahi bunun gücünü oluşturmaya muktedir olduğuna inanıyorum. Kongremizin, bu yönlü bir iradeleşmeye, kararlaşmaya hizmet edeceğine olan inancımı paylaşmak istiyorum.
Yeni yönetimde görev alacak yoldaşlara başarılar diliyorum. Yolları açık olsun, yolumuz açık olsun.
An Jîyana Hevpar, An Jîyana Hevpar, An Jîyana Hevpar     
AN HÎÇ
Ya ortakça yaşam, Ya ortakça yaşam, Ya ortakça yaşam
YA HİÇ!