Mersin'in Tarsus ilçesinde evine gitmek için bindiği minibüs sahibi şoför tarafından tecavüz edildikten sonra yakılarak katledilen Özgecan Aslan'ın katledilmesine karşı Türkiye ve Kürdistan'ın pek çok şehrinde kadınlar ve kimi erkekler sokaklara dökülerek isyan etti. Kadına yönelik şiddetin bu kadar sıradanlaştığı ve her gün 5 kadının katledildiği Türkiye'de, kadına yönelik şiddetin münferit bir vaka olmadığını belirten Toplumsal Dayanışma İçin Psikologlar Derneği üyesi Uzman Psikolog Pınar Önen, şiddetin sosyolojik boyutunu ve erkeklerin hangi psikolojiyle kadınları katlettiğini değerlendirdi. 


Kadının nesneleştirilmesi en önemli sebep

Türkiye'de her kadının başına gelebileceği gibi Özgecan Aslan'ın katledilmesinin de sürpriz olmadığını ifade eden Önen, Aslan'ın bu ihtimale karşı biber gazı taşımasından bunun anlaşıldığını söyledi. Kadınların, Türkiye'de tehdit altında olduğunu dile getiren Önen, tacize uğramayan kadının olmadığını belirtti. Aslan'ın katledilmesinin münferit bir vaka olmadığını kaydeden Önen, olayın 'psikolojik bir vaka' da olmadığının altını çizdi. Kadına yönelik her türlü şiddetin altında toplumsal ve sosyal meselelerin yattığına dikkat çeken Önen şunları söyledi: "Tabii ki kişinin psikolojik özelliklerinden tamamen bağımsız olduğu iddiasında değilim. Hepimizin birtakım agresif dürtüleri var. Fakat bu agresif dürtülerin bu kadar yayılması, toplumsallaşması, bunun agresif dürtüyle ya da psikolojik bireysel vakalarla açıklanabilecek bir şeyler olmadığını gösteriyor. Kadının nesneleştirilmesi bunun en önemli sebeplerinden. Çünkü erkekler, kadına baktıklarında bir insan görmüyor. Nasıl ki bir hayvana bakıldığında yenilecek, yutulacak ya da sokağa atılabilecek bir şey olarak görülüyorsa erkekler de kadınlara baktığında böyle bir şey görüyor. Yani yenilecek, yutulacak, haz verecek, istenilse zalimlik yapılabilecek bir şey olarak görüyorlar. En başta bu bakış; yani kadının nesneleşmesi, bir insandan ziyade bir cinsel objeye dönüşmesi, eylemleri bu kadar kolay hale getiriyor." 


Politikacılar bile et parçası gibi bakıyor

Aslan'ı da katleden kişinin katliamı planlamayarak yapmadığını ve daha önce de pek çok kadına tacizde bulunabildiğini, ancak Aslan'la birlikte katilin eline bu korkunç eylemi uygulayabilecek bir fırsat geçtiğini belirten Önen, "Kadınla, birlikte bir minibüste baş başa kaldı ve böyle bir fırsat geçer geçmez de zihniyetindeki arka plan bir anda eyleme dökülüverdi" dedi. Önen, söz konusu zihinsel arka planı da, "Şiddetin çok normalleşmesi, sıradanlaşması kadının nesneleşmesi; yani kadının sadece üç çocuk üreten bir dişi bedene dönüşmesi, kahkaha atmalarının bile uygunsuz görüldüğü bir 'nesne'dir zihinsel arka plan. Politikacılar bile kadına bir et parçası olarak ya da çocuk üreten bir fabrika gibi bakarken, toplumun bireylerinin farklı bakmasını nasıl bekleyebiliriz ki? Kadının kimliği, tercihleri, duyguları yok sayılırken, kürtaj yasaklanırken, toplumun bireylerinin bakışı nasıl olabilir ki?" sözleriyle tanımladı ve sorumluluğun siyasal iktidarda olduğuna işaret etti. 


Kadınlar da 'münferittir' diyebiliyor

Kadına yönelik şiddetin etkilerinin kadından kadına değiştiğine dikkat çeken Önen,  kiminde korkuya kiminde ise öfkeye yol açtığını belirterek, şöyle konuştu: "Belki bazı kadınlar gidip biber gazı alıyor. Belki akıllarına elektro şoklu tabanca geliyor. Kimisi savunma sanatları kursuna gitmek ister belki de. Bazen, korku bazen de çaresizlik yaratıyor. Bir pasiviteye gidebiliyor. Dolayısıyla bazı kadınlar olayın münferit olduğunu düşünerek mücadeleden kaçma yolunu seçebiliyor. Yani baş edemediklerini düşündükleri için inkar yolunu seçebiliyorlar." 


Erkek neden empati geliştiremiyor?

Kadın katliamlarının bir iktidar sorunu olduğunu söyleyen Önen, "Ezen bir erkek popülasyonu ve ezilen bir grup var. Bunun psikolojiler ve geçmiş travmalarla ilgisi yok. Evet, hepimizin agresif dürtüleri var, ama asıl soru şu olmalı. Bu agresif dürtülerimiz çocukluk travmalarımızda ne olur da bunlar yaşanıyor? Rakel Dink'in dediği gibi bir bebekten katil yaratılan sürece bakmamız lazım. Evet, bebeğin agresif dürtüleri vardır; annesinin memesini ısırır, empati becerisi zayıf olabilir. Agresif dürtüleri olan bebek, annenin, babanın, toplumun şekillendirmesiyle o dürtüleri farklı kanalize eder. Vicdanı, empatisi gelişir. Dolayısıyla ‘neden biz erkeklerin çoğunda bunu başaramıyoruz’ sorusunu toplumsal, politik, sosyal ve kültürel mekanizmalarla açıklamak zorundayız" diye konuştu. 


'Kadınlar öz savunmalarını geliştirmeli' 

Kadınların nasıl bir savunma yoluna gideceklerine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Önen, öncelikle kadınların çok ciddi politik mücadele vermeleri ve örgütlenmeleri gerektiğine vurgu yaptı. Ancak, politik mücadele vermek ve örgütlenmenin uzun erimli bir kazanımlar getirecek durumlar olmadığını ifade eden Önen, "Politik mücadele bizim yarınımızı hemen çözmüyor. Bu politik mücadele ve örgütlenme bize güvenli ve eşit bir toplum sağlayana kadar kadınlar öz savunmalarını geliştirmeli. Bir kişi kadını öldürmeye kalktığında kadının işlediği cinayet, meşru müdafaadır. Tüm kadınlara kendi öz savunma becerilerini gerek bireysel gerekse toplumsal kolektif öz savunma mekanizmalarını üretmek zorundayız. Uzun erimli olarak da politik mücadele ve örgütlülüğümüzle bu mücadeleyi vermeliyiz. Çünkü, sürekli tehdit içinde ya da çantamızda biber gazıyla dolaşmak istemiyoruz biz. Ütopyam, biber gazına ihtiyaç duymayacağımız bir toplumdur" dedi. 


ZUHAL ATLAN/DİHA/İSTANBUL