
Mahsun'un hayat hikayesi içine doğduğu toplumun özeti gibi. Kabul edemeyeceği bir yaşamın içinde erimek yerine, "Yaşamak da ölmek de erdemdir" sözüyle ona anlam katmaya çalışanların yolunda yürümeyi seçen Mahsun'un, eylemini gerçekleştirmek için Barış Anıtı'nın seçmesi de bundandı. Mahsun'u katliamın yıldönümü ve saatinde bu eylemi gerçekleştirmeye götüren ise yaşamının ayrıntılarında gizli.
Adını Egît'ten aldı
15 Ağustos 1992 tarihinde Mardin'in Savur İlçesi'ne bağlı Dengiza (Serenli) Köyü'nde dünyaya gelen bu çocuğa, 15 Ağustos 1984'te ilk kurşunu sıkan PKK'nin öncü kadrolarından Mahsun Korkmaz'ın (Egît) adı verildi. Mahsun, henüz iki yaşındayken devletin şiddet ve baskıcı yüzü ile tanışmak zorunda kaldı. Askerler tarafından köylerinin yakılması üzerine Mahsun da annesinin kucağında daha doğru düzgün ayak basamadığı topraklardan koparak ailesiyle birlikte İzmir'e göç etti.
13'ünde siyasete
Köylerinden çıkarken yanlarına bir tek canlarını alabilen aile, göç ettikleri şehirde uzun süre ekonomik sıkıntılarla mücadele etmek zorunda kaldı. Mahsun da bu zorlu yıllarda yeni başladığı okul sonraları çalışarak ailesine katkı sundu; okuldaki başarısı hep birincilikle dolu oldu. Henüz 13 yaşındayken DEHAP Karşıyaka İlçe Gençlik Kolları'nda aktif olarak yer almaya başlayan Mahsun, sorgulayan ve araştıran yapısının da getirisiyle eğitim sistemine karşı çıkarak üniversiteye gitmek yerine sonrasında DTP ve BDP gençlik çalışmalarında yer almayı sürdürdü.
19'unda cezaevine
2011 yılında ise, "örgüt üyeliği" iddiasıyla tutuklandı. Kırıklar F Tipi Kapalı Cezaevi'nde tutulan Mahsun, 2012 yılı sonlarında tahliye oldu. Cezaevinden çıktığında, etrafındakilere "özgür dağlara gideceğim" diyordu. Mahsun'un dağlara duyduğu özlemin nedenlerinde biri de ağabey ve ablasının yüzlerini oraya dönmüş olmasıydı. 2000 yılında PKK saflarına katılan ağabeyi Halit Özen (Çekdar Cudi) 2004 yılında Cudi'de çıkan bir çatışmada yaşamını yitirdi. Ablası Şükran Özen ise halen HPG saflarında.
'Hakkını vererek yaşadı'
Özlem duyduğu dağlara kavuşamasa da kabulsüzlüklerle dolu bir yaşam yerine, ölmenin de büyük bir erdem olduğunu haykırarak bedenini 21 yaşında ateşe veren Mahsun'u tanıyanlar, kısa yaşamın hakkını vererek yaşayan bir genç olarak tanımlıyor.
'Haksızlığa gelemezdi'
Oğlunun hep gülen yüzü ile arkadaşları tarafından sevilen biri olduğunu dile getiren baba Burhan Özen, oğlu ile ilgili ne anlatırsa anlatsın eksik kalacağını söyledi. Oğlunun küçüklüğünden beri hep sorgulayan bir yapıda olduğunu belirten baba Özen, "Hep gerillaları merak ederdi. Onların hayatını kendi yaşamında pratiğe geçirme çabası içindeydi" dedi. Baba Özen, oğlunu şu sözlerle tanımladı: "Oğlum 21 yaşındaydı, ama 40 yaşındaki biri kadar olgun ve ağır başlıydı. Nerde, ne yapacağını iyi bilir, hoş sohbetliydi. Oğlum çocukla çocuk, büyükle büyüktü. Mahsunumun sadece yanlışa karşı tahammülsüzlüğü vardı. Haksızlığa gelemezdi. Evde de dışarıda da öyleydi."
'Mücadelesinden koparamadılar'
Anne Nesife Özen ise, "Mahsunum partisine bağlı, mücadelesine sadıktı. Oğlumu cezaevine koyarak mücadelesinden alıkoyacaklarını sandılar. Ama Mahsunum her geçen gün daha çok davasına bağlandı ve bedenini Roboskî Katliamı'nın ikinci yıldönümünde ateşe verdi" dedi.
Yaşamak da ölmek de erdem işidir
Roboskî Katliamı'nın ikinci yıldönümünde bedenini ateşe vererek isyan eden Mahsun Özen'in "Yaşamak da ölmek de erdem işidir" başlığıyla kaleme aldığı mektubu şöyle:
İnsanın neler yaptığı ve niçin yaşadığı elbette cevap bulması gereken yönlerdir. Günümüzde binlerce yıl önce de bu soruyla insanlık karşılaşmıştır. Bu sorular insanların beyinlerinde dolanıp durmuş ve cevabını kısmen de olsa bulmuştur. Onun içindir ki tarihin despot zihniyetine karşı başkaldıralar başlamış ve isyan geleneği yaratılmıştır. Bu gelenek sadece bir yerle sınırlı, bir olay halinden çıkıp dünyada bir meşale gibi yanmaya başlamıştır. Tarih artık girdabı yaşamaktadır. Onun içindir ki ezilenlerin sesi artık dalga dalga büyümekte ve değişip dönüşen destansı yüzler bir bir açığa çıkmaktadır. Ölümlerin, katliamların sıradanlaştığı bir dünyada insanın tek sözü özgürlük oluyor. Özgür yaşam ve yaşatma geleneği oluyor. Bu uğurda ölmek de amaca ulaşma hedefidir. İnsan beni değil de, bizi ve çoğulcu düşündüğünde tarihteki önderlerin öldürülmesinde bile ardında yarattığı devrimsel gücün hala inadına ve amacına kilitlediğini görüyor. Kapitalist medeniyette avcılar bunu unutmamalıdır ki her öldürdüğü önder bu topraklarda sadece fiziken yok olmaz ve öldürülmez. Tarihteki birçok önder, peygamber ve bilge bunlara örnektir. Ama ardından yükselen özgürlük sesi, hiçbir zaman yok edilmemiştir.
Bu doğrultuda doğup büyüdüğümüz Kürdistan topraklarında bu örnek haddinden fazla ve açık bir gerçektir. Ama unutulmaması gereken bu topraklarda isyan ve özgürlük, yaşam statüsü isteminden hiçbir zaman vazgeçilmemiştir. İhanetler, katliamlar ve talanlardan defalarca geçen Kürt halkı, ilk defa bu kadar istemi olan özgür yaşama yaklaşmıştır. 1970'lilerin başında doğuşu yakalayan ve bütün Kürdistan parçalarına yayılma, bütün bir Kürdistan şiarını yaratmada kararlı olan PKK hareketi ve Önderi Sayın Abdullah Öcalan adım adım özgür bir gelecek inşa etmekte kararlığına devam etmektedir. Tarihin yarattığı bir iklim, günümüz dünyasında nasıl yaşanılmalı sorularına verilen cevap ve pratiklerle bu süreç, TC ve K. Modernite zihniyetini büyük bir çıkmazsa sokmuştur.
Önder Apo'nun uluslararası bir komplo ile İmralı Adası'nda bulunması, PKK Hareketi ile devrime kilitlenen Kürt halk direnişinin yoluna devam etmesine ve devrimi inşa temellerinde an ve an yaşamasına engel olmamıştır. Bunun için TC hükümeti, PKK hareketinin yaratmak ve yaşatmak istediği demokratik modernite zihniyetini tamamıyla ortadan kaldırmak ve de bir demokrasiyi yaşatmak için büyük bir uğraşı içinde bulunmuştur. Gelinen aşamada görülen odur ki TC hükümeti yaptığı katliamlarla, baskılarla istediğini elde edememiştir. Kürt halkının özgür yaşamı yaratma ve yaşatma ısrarı karşısında direnememiş ve Önder Apo'ya gitmek zorunda kalmıştır. Ancak yaklaşık 10 aylık bir ateşkes olmasına rağmen TC hükümeti ve yandaşları Kürt halkının taleplerine ve Önder Apo'nun istemlerini yerine getirmemiştir. Bunlar yetmezmiş gibi Kürt halkını katletmeye ve tutuklamaya tabi tutmuştur. TC hükümeti sürece olumlu yaklaşmamış ve çözüme olan anlayışını açıkça düşmanlığını konuşturmuştur.
Önder Apo'nun yaşamdaki aracı ve özgürlük direnişi, Kürdistan topraklarının dışına yayılmış ve ezilen halkların direnişi ısrar etmiştir. Ama bize amaç edinen K. Modernite zihniyeti unutmayacaktır ki direniş ve serhildan ruhuyla başlayan PKK-Kürt halkı amacına ulaşmadan durmayacak, TC'nin bunu böyle bilmesi ve algılaması yerinde olacaktır. Önder Apo'nun varlığının kabul edilmesi ve Önder Apo ile özgür yaşamaya hazır olunmalıdır.
Mazlumların, Kemallerin başlatmış olduğu direnişe binlerce Kürt evladı dahil olmuştur. Zilanların, Beritanların özgür yaşama olan sevdaları Nudaların, Rojinlerin, Gulanların dahiliyeti ile düşmanın aklında büyük patlamayı yaratmıştır. Dağlarla bütünleşen yaşam artık önünde hiçbir engel kabul edilmeyecektir. Her bir Kürt bireyi dağda da zindan da da direnişini sürdürmeyi bilmiş ve özgürlüğe olan inancını kaybetmemiştir. Müslümlerin, Mustafaların Evrimlerin yarattığı eylem çizgisi kutsal ve ağır bir sorumlulukla önümde durmaktadır.
Onların başlatmış olduğu yolda yürümek ve özgür yaşama istemi ile bize direniş geleneğinde büyük pay sahip olan PKK Hareketi, Kürdistan şehitleri ve onurlu Kürt halkına, bunun genel bileşkesi olan Başkan Apo'ya sonsuz şükranlarımı iletiyorum. Böylesine kirtletilmiş bir yaşam içinde bize özgür yaşam kapısını açtıran ve direnişi sağlayan Önder Apo felsefesinin amacına ulaşacağına olan inancımla devrimci selam, sevgi ve saygılarımla...
Bijî Serok APO,
BİJİ HPG, YPG, PKK, KCK,
Bijî Kurd ü Kurdistan,
Şehîd Namirin
20.12.2013 Brusk Gundi
HÜLYA EMEÇ / HANDAN TUFAN/DİHA/İZMİR