Yarın Anneler Günü! Anneler Günü, salt bir günlük ilgi-sevgi veya bir buket gül sunmakla sınırlı tutulmamalı. Bu edimi de yadsımıyorum. Ama özellikle Mezopotamya anneleri, dağlanmış-yanmış ve evlat özlemi çeken tüm analara sunulması gereken -ki tüm yaşanmış, yaşana gelen acıları bitirecek olan- en anlamlı sunum, demokratik toplum olmanın çözüm yolu, onurlu bir barıştır. Bunun dışındaki bir yaklaşım, ana yüreğine ve duygularına fazla yarar, deva olacağına inanmıyorum.

Bu duygu ve inançla, başta yurtseverlikle donanmış, evlat acısıyla yüreği dağlanmış ve yeni dönemi görecek kadar yaşama şansı bulamayıp, özlem ve beklentileri yarım kalmış sevgili annem-annelerimin kutsal anıları önünde saygıyla eğiliyor, ruhları şad olsun diyorum! Ve özellikle, “Cumartesi Anneleri” olarak anılan ve kara Şubatlara karşı direnen kardelenler gibi, tüm zor zamanların baskı ve histerikli saldırılara karşı yılmayıp haklı ve tarihi mücadelesini sürdürdükleri için, kardelen annelerin ve tüm annelerin Anneler Gününü tüm kalbimle kutluyor, şükranlarımı sunuyorum. Bu genel ifadeden sonra, cefakar anamın anısına bir şeyler söylemek isterim:
Annem, her yurtsever ana gibi yurduna, halkına ve özgürlüğünün davasına derin bir tutkuyla bağlıydı. 1990’lı yılların azimli propagandist analarındandı. O yaman yıllarda, illegal çalışanın ve gerillanın anası olmak kolay değildi. Anam, bu yıllarda böyle bir anneydi. Gece baskınlarında, davetsiz konukların zulüm ve eziyeti, gelmesiz gitmelerin derin kaygısı, onlarca kez uykusunun kabusu olmuştu. Yine sürgün ve yalnızlık, kadermişçesine yaşamından eksik olmamıştır. Hüzün ve acılar onu, o ise duygularının çığlığını ve avuntuluklarını emzirip durdu yıllar yılı. Gücü olduğu sürece güven ve umut kaynağı olma iradesini sürdürdü. Hiçbir zaman yılmadı, pes etmedi. Ailemizin kaldığı tüm bölgelerde, insanlara olan yardımseverliğiyle -ki, ebelik (piriklik) yapması, geleneksel hekimliğiyle- tanınır, sevilir ve saygı görürdü. Bu tutum ve duruşuyla, emek ve özverililikte bir abideydi.
Anam, 1976 yılından itibaren, zorunlu kopuşumdan dolayı hasretimi çekiyordu. 1991’den bu yana, mücadele eksenli kesinsiz 22 yıldır tutsaklığım nedeniyle zindan zindan peşimden koşturuyordu. Ha keza 18 yıldır, ailenin en küçüğü olan Şehit Nûpelda’nın dağ dönüş yolunu umutla gözlüyordu. 1 yıl önce ziyaretime son kez geldiğinde benimle vedalaşırken, “Oğlum, artık zamanım kalmadı, seni bir daha görmeye gelemem! Ölmeden önce son bir kez Leyla’yı göreyim, gözlerim açık kalmasın…” demiş ve en doğal analık hakkının talebi için yardım etmemi istemişti. Nûpelda’nın (Leyla) ölümsüzler kervanına katıldığı haberiyle, yaralı-yaşlı yüreğini dağlayamazdım, kaldıramazdı. Oyalayıcı ve teselli edici ifadelerle onu ikna ettim o gün. Ama bugün kendimi teselli edemiyorum, bir ananın son isteğini yerine getirememenin vicdan azabından. Yüreğinin affına sığınıyor, bağışlamanı diliyorum basiretli anam…
Bir anne yüreğinin özlemini, duygularının sevgi sarmalını ifade etmek kolay mı? Gözlerimde donmuş kareleri, belleğime işlenmiş anıları ifade etmeye çalışıyorum. Sözcüklerim, duygularım, her bir şey kifayetsiz kalıyor! Kalem bile can çekişip duruyor. Hayatta öylesi analar var ki, resimleştikten itibaren; ömür boyu kanayıp dururlar; tıpkı 1 Şubat Cuma günündeki ebedi yolculuğun gibi ana. Haset tanrıların Promethe’nin yüreğine musallat ettirdikleri kartal misali, eski zamanı da aynı günde ömrüme musallat ettirip, duygu, ruh ve yüreğimden en kutsal değerlerimi parça parça çalıp kopardılar bu puslu gün ve ayda!.. Zaman Şubat’tır anam ve kara Şubatları taşır yüreğinde. Ben ise, Şubat yolculuğunla, kara Şubatı iki kez yüreğimde taşıyorum anne! Şubat hüzündür. Şubat kederdir ve Şubat; gafletten arta kalan en ağır-acı bedeldir…
İnsan olarak, insana dair ve mazlum halkımızın bir daha azap acıları, anlamsız kayıpları yaşamaması, Eylül ve kara Şubatların bir daha tekerrür etmemesi için, onur ve özgürlük uğruna bu badireli ve bedel ödeten yolun yolcusu oldum. Bu özgür ve kutsi tercihi yaparken, sen ve senin gibi kardelen direngenliğindeki tüm anaların özlem ve beklentilerinin yarım kalmamasına dairdi. Yeni başlayan demokratik çözüm ve barışsal dönemin bu günlerini görmen için neler vermezdim ki! Seni bugünlere taşıyabilecek yürek sıcaklığının erkenden soğumasının sorumluluğu altında; ruhen, vicdanen ezildiğini, senin ertesinde yüreğimin ıssızlaşıp-yalnızlaştığını ilk kez hissettiğimi bilmeni isterim ana! Bu his ve duygularla birlikte, dünün düş ve umuduyla hayata kaldığım yerden, geride kalan anaların özlemlerinin yarım kalmaması ve senin anılarını yaşatmak adına, yaşamaya başladığımı da bilmeni isterim ana!
* Elbistan E Tipi Cezaevi