Bir deniz misali dünyamızın kıyısında duran nice kitaplar var! 'Su uyur, düşman uyumaz' saikiyle bizleri yaşayabildikçe diri ve hisli olmaya sevk eden, ruhumuzu, usumuzu tok tutan kitaplar! Adları yüzümüzü gülümsetir, konuları aklımızı başımıza devşirir. Bitişleriyle bizi bir zaman sonrasının masalına sürükleyen! Günümüzde, kitabın yeri tartışmalı bırakılmak istense de, teknolojinin mat ve hazır yiyiciliğine bolca davet edilsek de, kitap kitaptır ve başkadır. Ve sözcükler asla soğutulmaya ya da dondurulmaya gelmez diyoruz yine de. Zira onların dolabı daima insan düşleri, yerleri ise elin, emeğin ve çabanın yükseldiği kocaman beklenti merdivenleridir.

Her şeyin unutulma ve harcanma tartısına kolayca çekilmek istendiği günümüzde; her kitap saygı ile anılmayı gerçekten hak ediyor. Ama bir de ayrıcalığı ve edebi saygınlığı olan kimi kitaplar vardır ki; onlar ne ucuza alınabilir ne de satılabilir. Onlar hep kendi yazım serüvenleri ve yazarlarının sırlarıyla ulaşmak ister geleceğe! İşte Füruzan’ın "Kırk Yedi’liler Kırk Yaşında" adlı kitabı da böylesi bir kitap. Edebi yerini ve yazarının kabiliyetini hiç kırıp dökmeden, hedefinden sapmadan yazım yolculuğunu zaman karşısında parlatarak ilerleyen bir kitap. Sanırım her basımında Füruzan’ın, yazarlık gücü, üstündeki tozu biraz daha atıyor ve "ırk Yedi’liler'ın Kırk Yıllık güzelliği de bununla beraber daha göz alıcı, ilgi çekici ve okurun yanında biraz daha paha biçilmez hale gelecek.
Bir Türkiye masalı diyelim; ninnisi, ninesi, torunu, emeği, toplumsal çelişkileri, siyasal dönem, sosyal ve insani gerçekliği ile insana geçmişi fısıldayan bir masal! Acı uyandırıcı, kahredici, yürek dağlayıcı, "hala aynı zihniyet!" dedirten gerçekten kocaman bir roman! Anlatısının ve kahramanlarının yer ve zamanın ara ara anlatım değiştirdiği Kırk Yedi’liler aslında değişik hayat öykülerinin bir fısıltısı. Öykünün tatlı anlatımından romana doğru tırmanan kırılgan hüzünlü, iradeli ve dokunaklı bir edebi eser.
Bir Türkiye gerçeğidir "Kırk Yedi’liler Kırk Yaşında". İşkence, hapis, gözaltı, mahpusluk, korkular, tehditler, her türden ayırımcılık ve baskıcı faşist yöntemlerle el değiştiren ama asla akıl değiştirmeyen bir gerçekliğin Türkiyesi. Kahır ve karanlık dolu yılların edebiyatla buluşması diyebiliriz. Ve Füruzan, bu kitabıyla bu karanlıkların çetelesini hayli derince tutarak ayrı değer katmış yazarlığına. İnsan ve hayatı birleştiren bir olgu olarak edebiyatın gücü bir kez daha bu iddiasını kanıtlıyor Kırk Yedi’liler de. Anamızın ak sütü gibi temiz kalmakta ısrar eden edebiyatın büyüsüne halel getirmeyen kimi yazarların ağırlığıyla da birkez daha karşılaşıveriyoruz. Coğrafik, siyasi, fikri ve fiziki, maddi, manevi, onlarca engelin bulunduğu ortamların kavuşma noktasını satırlarında yaratan nice yazar gibi, Füruzan’da "Kırk Yedi’liler Kırk Yaşında" ile hem Türk edebiyat tarihinin evrensel misyon modunu hem de geleneksel değer ve siyasal rejimlerin gölgesindeki geç olgunlaşma sürecini beraberce sorguluyor sanki. Türk edebiyatının durumunu aydın ve aydınlanma üzerinde kurguladığı bu kitapla bir nevi devri aydınlanma kalıntılarına dünya evrensel çapta eleştirel bakış ekliyor.
Türk edebiyatının mecburi bir takım istikametler sonucu cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren girdiği tekil dünya, hem edebiyatın özgün, özgür ve sınır tanımaz işlevini zedelemiş, hem de buradaki aydın ve aydınlanmanın toplumsal doğruları yazma, görme ve dünyaya aktarma işlevini de hayli geçiktirmiştir. Görünmez güdümlerle yürütülen birçok edebi çabanın zaman içerisinde; yazarını yazımını ve toplumu ciddi şekilde yaraladığı hala güncel bir tartışma iken, "Kırk Yedi’liler Kırk Yaşında" bu yanıyla bir tür ara ileti noktası olarak da gorülebilir.
Bu ileti noktası hem Füruzan’ın yazarlık serüvenini birçok açıdan edebiyatın genel seyri içinde ilkler ve ayrıcalıklara sahip oluşunda saklı galiba. Türkiye gibi bireysel, düşünsel, sosyal ve siyasal imkanların daima tehdit ve denetim altında olduğu bir ülkede, bir kadın edebiyatçı olarak varolmanın kulvarını aralamak hiç de kolay olmasa gerek. Sadece yazmanın apayrı bir baskı sansür, izlenme, sürgün, tehdit ve tehlike unsuru olarak anıldığı bir ülkede kadın bir yazar olmak, üstelik de kendi varoluş alanında ilerlemek isteyen biri olmak, asla ve asla sıradan bulunamaz. Tarihinin çoğunluğunu topluma baskı, tekçilik ve bağnaz kalıplarla örgülü bir düşün ve eğitim dünyası sürdüren bir realitede; özgürlüğü ve gerçekleri anlatabilmekse ancak ve ancak Füruzan gibi kendine özgü yazarların cesaret ve edebi özgüvenine dayandırılabilir.
Edebiyatın bile özgürlüğünü ve gerçekliğini çok zahmetli ve geç kabul ettiği bir ülkedir Türkiye. Bunun için Türkiye'de edebiyatın apayrı bir gelişim ve değişim serüveni söz konusu iken Füruzan'ın tek bir çocuk olarak başladığı bu macera, beraberinde bir ülkenin hikayesinden ayrı ele alınamaz.
Füruzan'ın iki açıdan önemi var. İlki; edebiyatta kendi pencerisinden açtığı manzara, diğeri ise kadın olarak yaşadığı süreç. Daha önce 'Parasız Yatılı', 'Sevda Dolu Bir Yaz' ve 'Ah Güzel İstanbul’la hatırlayıp okuduğumuz Füruzan, elbette her eseri ve konusu ile okurlarının nezdindeki yerini daima yükselten bir yazar. Ancak hem Türkiye'nin son yarım asrına hem de günümüzün vardığı siyasal, kültürel ve sosyal değişimler açısından Kırk Yedi’liler romanı apayrı bir öneme sahiptir. Hem romanın konusu hem de romana esin kaynağı olan dönem, belki de günümüze uzanan neden ve sonuçların ipuçlarını taşıma bakımından ayrıcalıklı.
"Kırk Yedi’liler Kırk Yaşında" kitabı, son kırk yılın sosyal ve siyasal hatıralarına insanın en sade tarafından bir yaklaşım olarak bakılabilir. Romanın asıl karakteri olan Emine'nin gözünden, dönemin Türkiye gençlik devrimci hareketinin yapıp etmeleri ve karşılaştıkları insanlık dışı uygulamalar hakkında tarafsız ve gerçekçi bir yönlendirme yapan yazar, aynı zamanda ciddi bir sınavdan başarı ile çıkmasını bilmiştir.
Kırk Yedi’liler bir dönem olsa da, o dönemin hiç geçmeyen izleri hala hayatımızın her alanında etkisini sürdürüyor. İşkencenin ve baskının hiç azalmadığı, faşizmin palazlandığı Türkiye'de, tam da Kırk Yedi’lilerin doğumundan başlayıp, onlarca kuşağın acımasızca kurban edildiği günümüze kadar savaş ve devlet baskısının kanıtlanmış edebi vesikasıdır adeta. Toplumun bilinç derecesi ve sosyal hayatında açılan yaralar hala kanamaya, kanatmaya devam ediyor. Türkiye devrimci hareketinin nirengi noktası olan Kırk Yedi’liler, her açıdan günümüzün ruh halini biçimlendiren en güçlü sosyal ve siyasal reflesk olarak varlığını koruyor. Sehven ve şeklen değişimi dillendiren Türk siyasal hayatının aslında bir faşist devlet kopyası olduğu, farklı düşünce ve kesimlerin ise daima acımasızca ve ilkesizce nasıl hedef tahtası seçildiklerinin yazılı seyrini yansıtan en iyi anlatımlardan biri.
Özellikle Emine karakteri aracılığıyla, devrimci ve özgür iradesi ile düşünüp davranabilen özgür kadın tartışmasını çokça dile getiren yazar, siyaset ve onun genel dalgaları içinde kadına dair önemli bir alan yaratarak bilinçli bir muhakeme oluşturuyor. "Kadınlık kolay değil Emine. İnsan kendini amansızca izliyor", sözü bu muhakemenin boyutlarının çok derinden yürütüldüğünün de işareti adeta. Devrim içinde sorumluluğunu arayan ve bunun mücadelesini veren Emine ile, geleneksel ve siyasal paradigmaların şekillendirdiği Nüveyre  Hanım karakteri, romanın ana çatışma merkezini oluşturur. Nüveyre Hanım'ın dönemin "idealist" cumhuriyet kadını ve öğretmen kimliği üzerinden bir dönemi okumanın belki de en ciddi gözlemlerini aktarıyor. Aynı zamanda anne ve kız olan Emine, Nüveyre karakterleri, devrin siyasal algı, davranış ve tutum farklılıkları, romanın güncelliğini diri tutan kurucu ögeler.
Türkçe edebiyatının güçlü kadın yazarı olarak Füruzan’ın, bu romandaki; dil, kurgu, farklı zaman kesiti ve karakterlerin çok dinamik misyon yüklenme gayreti, romanı çok açıdan değerli ve ayrıcalıklı kılıyor. Farklı bir zihinsel okuma olarak da "Kırk Yedi’liler Kırk Yaşında" her yanıyla okurların ve dönemlerın değişmezi olarak edebiyat arenasının baş aktörlerinden biri olmaya devam edecek gibi. "Gerçeğin son durumu" gibi bir tespitle okura bir hayli düşündürücü sorular yönelten yazar, aynı zamanda kendi aydın ve cesur yaklaşımının da ipuçlarını vermekten kaçınmamaktadır. "Kırk Yedi’liler Kırk Yaşında" siyaset ve edebiyatın, yazarla devrimcinin, sistemle öğrencinin, iktidarla devletin, muhalefetle hak aramanın, hangi katmanlardan gelip nerede bir Türkiye gerçeği hali aldığının çok sıcak bir hatırlatmasıdır. "Kadında kişiliğe alışmamışlar" belirlemesi bir devrimci tespit olarak yorumlanabilir ve bu tamamen yazarın muhakeme ve cesur kadını yaratabilme olgusununa bağlanabilir. Yine yazarın çok güzel bir tespit olarak ortaya koyduğu "Türkiye ve dünyanın epeydir sloganlarla idare edildiği gerçeğinin" Türkiye cephesi açısından makus talihinin ironik açığını ele veriyor.
 "Kırk Yedi’liler Kırk Yaşında" olmanın bir diğer önemi; Kürt gerçekliğinin yazarın gözünden izlenim ve yorumlarla Türk edebiyatında dillendirilme olgusudur. "Onlar çoğunluk yüksek sesle gülmeyen, az konuşan insanlardı. Aslında çekingen taşra çocuklarıydılar. Bu insanlarla birden açılan inanç sevgi ve yüreklilik silinmez güzellikler getirmişti Emine'ye." Kürt gerçeğinin yıllarca "bir doğu" mitosuna hapsedilen açmazının simgeler ve imalar üzerinden Türk edebiyatına sızması, aslında o dönem itibariyle bile Kürt sorununun ağırlığını açıklama açısından kaçınılmaz bir veri. Haydar karakteri aracılığı ile Kürt gerçekliğine yumuşak bir geçiş yapmak isteyen yazarın, bu konuda edebi üslup ve yaklaşımla ciddi sosyal ve siyasal tespitlere dikkat çektiğini belirtmek gerekir."
Biliyorum. Türkiye'de neler olmuş biz doğuncaya kadar. Neler neler geçmiş" diyerek aslında üstü örtük siyasi inkarların da çaresizliğini ele veriyor.
Hem karakterleri, hem dil ve anlatım zenginliği hem de Füruzan'ın kadın kimliği ile edebiyat dünyasına kazandırdığı "Kırk Yedi’liler", hayatımızın da son kırk yılının bir anmalığı olarak okurunu bekliyor.